18 Mart 2010 Perşembe

DÜNYA MİRASI LİSTESİNDE TÜRKİYE






Dünya kültürel miras listesinde Türkiye Bütün insanlığın ortak mirası olarak kabul edilen evrensel değerlere sahip kültürel ve doğal sitleri dünyaya tanıtmak, toplumda sözkonusu evrensel mirasa sahip çıkacak bilinci oluşturmak ve çeşitli sebeplerle bozulan, yokolan kültürel ve doğal değerlerin yaşatılması için gerekli işbirliğini sağlamak amacıyla UNESCO’nun 17 Ekim – 21 Kasım 1972 tarihleri arasında Paris’te toplanan 16. Genel Konferansında sorunun uluslararası bir sözleşme konusu yapılmasına karar verilmiş ve 16 Kasım 1972’de “Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme” kabul edilmiştir. Türkiye, bu sözleşmeyi 23 Mayıs 1982 tarihinde onaylanmış ve 1983 yılında Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

2000 yılı sonu itibariyle Dünya genelinde Dünya Miras Listesine kayıtlı 690 kültürel ya da doğal varlık bulunmaktadır. Bunların 530 tanesi kültürel/arkeolojik sit, 137 tanesi doğal sittir. 23 tanesi ise karma (kültürel/doğal) sittir. Her yıl gerçekleşen Dünya Miras Komitesi toplantıları ile bu sayı artmaktadır.

Ülkemiz, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünün sorumluluğu altında yürüttüğü çalışmalar neticesinde bugüne kadar Dünya Miras Listesine 9 adet varlığımızın alınmasını sağlamıştır.

Bu varlıklardan; İstanbul, Safranbolu, Boğazköy, Nemrut Dağı, Xanthos-Letoon, Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası, Truva Arkeolojik Kenti kültürel, Pamukkale ve Göreme-Kapadokya hem kültürel, hem doğal miras olarak listeye alınmıştır.

Dünya Miras Listesindeki Doğal ve Kültürel Varlıklarımız

Sıra : 356
Niteliği : Kültürel
Varlığın Adı : İstanbul’un Tarihi Alanları
Dünya Miras Listesine Alınma Tarihi : 6.12.1985



Sıra : 357
Niteliği : Doğal / Kültürel
Varlığın Adı : Göreme ve Kapadokya Milli Parkı
Dünya Miras Listesine Alınma Tarihi : 6.12.1985

Sıra : 358
Niteliği : Kültürel
Varlığın Adı : Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası
Dünya Miras Listesine Alınma Tarihi : 6.12.1985

Sıra : 377
Niteliği : Kültürel
Varlığın Adı : Hattuşaş (Boğazköy)
Dünya Miras Listesine Alınma Tarihi : 28.11.1986

Sıra : 448
Niteliği : Kültürel
Varlığın Adı : Nemrut Dağı
Dünya Miras Listesine Alınma Tarihi : 11.12.1987

Sıra : 484
Niteliği : Kültürel
Varlığın Adı : Xanthos-Letoon
Dünya Miras Listesine Alınma Tarihi : 9.12.1988

Sıra : 485
Niteliği : Doğal / Kültürel
Varlığın Adı : Pamukkale – Hierapolis
Dünya Miras Listesine Alınma Tarihi : 9.12.1988

Sıra : 614
Niteliği : Kültürel
Varlığın Adı : Safranbolu Şehri
Dünya Miras Listesine Alınma Tarihi : 17.12.1998

Sıra : 849
Niteliği : Kültürel
Varlığın Adı : Truva Arkeolojik Kenti
Dünya Miras Listesine Alınma Tarihi : 2.12.1998

Uygarlıkların beşiği olarak çok zengin bir kültürel ve tarihi mirasa sahip olan Ülkemizin bu zenginlikleri eşsiz doğal güzelliklerle de desteklenmektedir.

Bir çok dünya ülkesi için 9 adet varlığın Dünya Miras Listesinde yer alması ülke ve dünya ölçeğinde sayısal olarak yeterli görülebilecekken, Türkiye’nin sahip olduğu zenginlikler dikkate alındığında bu sayının olması gerekenin çok altında olduğu açıktır. Tarihin her döneminde farklı uygarlıklara ev sahipliği yapmış olan Anadolu’daki bu uygarlıklara ait mimari ve yöresel çeşitlilikleri, farklı bölgeleri ve farklı kültürlerin tanıtımı ve yansıtılması açısından bu sayı yetersiz kalmaktadır.

Dünya Miras Listesinde yer alan 9 varlığın yanısıra UNESCO Dünya Miras Endikatif (Geçici) Listesinde yer alan Efes ve Karain örenyerlerine ait adaylık dosyaları UNESCO Dünya Miras Merkezine gönderilmiştir.

Diğer yandan Dünya Miras Listesinde daha fazla kültürel ve doğal varlıkla temsil edilebilmemiz için gerekli olan geçici liste (endikatif liste) UNESCO Genel Müdürü Mr. Koichiro Matsuura’ya bizzat sunulmuştur. Bu listede 2 doğal külterel alan, 2 kültürel peyzaj alanı, 12 kültürel varlık olmak üzere toplam 16 adet varlık bulunmaktadır.

UNESCO Dünya Miras Merkezi’nce onaylanan bu listede yer alan varlıklara ilişkin dosyalar kapsamlı olarak hazırlanacak ve Dünya Miras Komitesinin onayına sunulacaktır. Bu aşama oldukça uzun bir süreç olup, Dünya Miras Merkezinin uygun görüşü ve ICOMOS (Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi) ve/veya IUCN (Uluslararası Dünya Doğayı Koruma Birliği) uzmanların yerlerinde inceleme yapmalarını takiben büro ve komitenin onayı ile Dünya Miras Listesine alınmaları mümkün olabilecektir.

Liste hazırlanırken önerilen varlıkların, mimari, tarihi, estetik ve kültürel değerlerinin yanısıra ekonomik, sosyal, sembolik ve felsefi özellikleri de dikkate alınmıştır. Ülkemizde Dünya Miras Listesinde olması gerektiğini düşündüğümüz onlarca varlık bulunmakla birlikte UNESCO’ya taraf ülkelerin Dünya Miras Listesinde dengeli olarak yer almalarına önem verildiğinden, arzu edilenden daha az sayıda varlık bu aşamada geçici listede yer almaktadır.

Amacımız; bu evrensel kültür değerlerimizin özellik ve güzelliklerin Dünyaya tanıtılması ve uluslararası katkılarla korunarak gelecek kuşaklara en iyi ve korunmuş şekilde aktarılmasıdır.

Dünya Miras Merkezince 2000 yılı içinde onaylanan Geçici (Endikatif) Listede aşağıdaki varlıklarımız yer almaktadır.





1) Selimiye Cami ve Külliyesi (16. yy)

2) Bursa ve Cumalıkız Osmanlı Kentsel ve Kırsal Yerleşimleri (13. yy. 15. yy)

3) Konya Selçuklu Başkenti

4) Alanya Kalesi ve Tersanesi

5) Selçuk Kervansarayları Denizli – Doğubeyazıt Güzergahı (13. yy)

6) Ishakpaşa Sarayı (17. yy)

7) Harran ve Şanlıurfa Yerleşimleri (17. yy – 19. yy)

8) Diyarbakır Kalesi ve Surları (12. yy)

9) Mardin Kültürel Peyzaj Alanı (13. yy)

10) Ahlat Eski Yerleşimi ve Mezar Taşları (12. yy – 13. yy)

11) Sümela Manastırı (5. yy – 19. yy)

12) Alahan Manastırı (7. yy)

13) St. Nicholas Kilisesi (7. yy – 8. yy)

14) St. Paul Kilisesi, St. Paul’s Kuyusu ve Çevresi

15) Kekova

16) Güllük Dağı – Termessos Milli Parkı

1- Selimiye Camii ve Külliyesi

Yeri : Marmara Bölgesi
Boylam : 260 34’ Doğu
Enlem : 410 41’ Kuzey
Kriter : a) i, ii, iii, iv, Kültürel

Mimar Sinan’ın Ustalık Dönemi eseri ve mimarlık sanatının en görkemli örneklerinden biri olan Selimiye Camii ve Külliyesi 16. yy.’da Sultan III. Selim adına yaptırılmıştır. Ustalık, işçilik ve malzemesi ile Türk mermer işlemeciliğinin seçkin bir örneği olarak adaylık için önerilmektedir.

2- Bursa ve Cumalıkızık Osmanlı Kentsel ve Kırsal Yerleşimleri

Yeri : Marmara Bölgesi
Boylam : 290 04’ Doğu
Enlem : 400 12’ Kuzey
Kriter : a) i, iii, iv, Kültürel

İlk kez M.Ö. 200 yılında yerleşim görmüş olan Bursa, Roma ve Bizans dönemlerinden sonra Osmanlıların ilk başkenti olarak en görkemli yıllarını yaşamıştır. Osmanlıların ilk altı padişahı döneminde yapılmış olan 127 cami, 45 türbe, 34 medrese, 25 han, 37 hamam ve 14 imarethane ile Bursa Merkezi ve Osmanlıların Bursa’yı fethi sırasında lojistik destek görevi gören gelenekleri, geleneksel mimarisi ve yaşam biçimi ile Osmanlı köyü olarak yaşayan Cumalıkızık Köyü adaylık listesinde yer almaktadır. Özellikle Bursa İl merkezinin listede yer alması Türk-İslam mimarlığının dünyaya tanıtımı açısından da yararlı olacaktır.

3- Konya Selçuklu Başkenti

Yeri : Orta Anadolu Bölgesi
Boylam : 320 30’ Doğu
Enlem : 370 52’ Kuzey
Kriter : a) i, ii, iv, Kültürel

12. ve 13. yy’da Selçuklu Türklerinin başkenti olan Konya, Selçukluların Asya’dan getirdiği sanatsal öğelerin ve taş işçiliğinin en görkemli eserlerini barındırır.

Konya Kalesi, Alaaddin Camii, Sırçalı Medrese ve birçok irili ufaklı camii ve mezar Konya’daki Selçuklu anıtlarının örnekleridir. Halen yaşayan bir kent olarak Selçuklu mimarisi, uygarlığı ve kültürel geleneklerinin tek örneğidir.

4- Alanya Kalesi ve Tersanesi

Yeri : Akdeniz Bölgesi
Boylam : 310 59’ Doğu
Enlem : 360 32’ Kuzey
Kriter : a) iii, iv, Kültürel

Alanya’nın Helenistik dönemlere dek tarihlenen kalesi Roma, Bizans ve son olarak da Selçuklulara ev sahipliği yapmıştır. Kalede bulunan Selçuklu sarnıcı, Bizans Kilisesi, Sultan Sarayı ve Selçuklu hamamı kalıntıları geleneksel kent dokusuyla bütünleşmiştir. Tarihi Alanya Tersanesi ise Selçuklular tarafından yapılmış ve bugüne dek korunabilmiş tek tersane olma özelliğini taşımaktadır.

5- Selçuklu Kervansarayları (Denizli-Doğubeyazıt Güzergahı)

Yeri : Güzergah Anadolu’da Batı-Doğu yönünde uzanmaktadır.
Kriter : a) ii, iii, iv, Kültürel

Orta Asya’daki göçebe Türk boylarının geleneksel yaşam biçiminden esinlenerek Selçuklu Dönemi kültür ve mimarisinde önemli bir yer tutmuş olan kervansaraylar ve hanlar en çok bu dönemde çeşitlenmiş ve Anadolu mimarisini de etkilemiştir. Ülkemizin sınırla dışında Asya’ya da uzanan bu güzergah üzerinde yer alan kervansaray ve hanlar Denizli-Doğubeyazıt kervan yolu örneklenerek Dünya Miras Listesine “Kültürel Peyzaj” olarak önerilmektedir.

Öneri Güzergahta Yer Alan Önemli Han ve Kervansaraylar

Akhan
Pınarbaşı Han
Eğridir Han
Pınarpazarı Hanı
Kantarcı Han
Obruk Han
Oklu Han
Sultan Han (2)
Akhan
Ağzıkarahan
Sünnetli Han
Sikre Han
Ertokuş Han
Kireli Han
Elikesik Han
Kavak Han
Kuruçeşme Han
Altınapa Han
Sadettin Han
Zincirli Han
Akbaş Han
Öresin Han
Han Camisi
Sultan Han
Şahruk Köprüsü Han
Lala Kervansarayı
Gedik Han
Latif Han
Mugar Han
Cibci Han
Pervane Han
Kargı Han
Köprüköyü Hanı
Mamahatun Kervansarayı
Hacı Bekir Han

6- İshak Paşa Sarayı

Yeri : Doğu Anadolu Bölgesi
Boylam : 440 08’ Doğu
Enlem : 390 31’ Kuzey
Kriter : a) i, iii, iv, Kültürel

18. yy’da inşa edilen ve Topkapı Sarayı’nın küçük bir örneği olan İshak Paşa Sarayı taş oymacılığı ve bezemelerinde hanlar ve kervansaraylar güzergahı üzerinde yer alması nedeniyle İran’dan Anadolu Selçuklu devletine, Gürcistan’dan Kafkasya’ya kadar çok değişik kültürlerin izlerini taşımaktadır ve özellikleri ile Dünya Miras Listesine önerilmektedir.

7- Harran ve Şanlıurfa Yerleşimleri

Yeri : Güney Doğu Anadolu Bölgesi
Kriter : a) i, ii, iii, iv, Kültürel

Peygamberler Şehri olarak bilinen Şanlıurfa, Yukarı Mezopotamya’nın bereketli ovalarında kurulmuş tarihi bir yerleşimdir ve yöresel mimari ve geleneksel taş işçiliğinin en güzel örnekleri olan çok sayıda tarihi, dini, resmi ve sivil mimari örnekleriyle bezenmiştir.

Kentin güneyinde yer alan Harran ise tarihi şehir surları, geleneksel konik çatılı ker*** evleri ve birçok İslam alimini yetiştiren Harran İslam Üniversitesi ile benzersizdir.

8- Diyarbakır Kalesi ve Surları

Yeri : Güney Doğu Anadolu Bölgesi
Boylam : 400 14’ Doğu
Enlem : 370 55’ Kuzey
Kriter : a) i, iii, v, Kültürel

Diyarbakır Kalesi 5.500 metre uzunluğundaki surları ile Dünyada Çin Seddi’nden sonraki en uzun ve en korunmuş şehir surları ve hala yaşattığı ortaçağ havası ile Dünya Miras Listesine önerilmektedir.

9- Mardin

Yeri : Güney Doğu Anadolu Bölgesi
Boylam : 400 44’ Doğu
Enlem : 370 19’ Kuzey
Kriter : a) ii, iii, iv, Kültürel (Kültürel Peyzaj Alanı)

Doğal yapı ile insan etkileşimi sonucu ortaya çıkan taş mimarisinin benzersiz dini ve geleneksel yapılarını barındıran Mardin, bir ortaçağ kenti görünümüyle “kültürel peyzaj alanı” olarak Dünya Miras Listesine önerilmektedir.



10- Ahlat Eski Yerleşimi ve Mezar Taşları

Yeri : Doğu Anadolu Bölgesi
Boylam : 420 30’ Doğu
Enlem : 380 45’ Kuzey
Kriter : a) i, iii, Kültürel

Van gölü kıyısında yer alan ve tarihi Urartulara kadar inen Ahlat yerleşimi ve Selçuklu dönemi taş işçiliği, inanışları ve yaşam biçimini en güzel şekilde yansıtan mezar taşları ve anıt eserleri ile Dünya Miras Listesine önerilmektedir.

11- Sümela Manastırı

Yeri : Karadeniz Bölgesi
Boylam : 390 02’ Doğu
Enlem : 400 48’ Kuzey
Kriter : a) i, iii, iv, Kültürel

Altındere vadisi’nin dik yamaçlarında doğal yapı ile bütünleşen manastır kompleksi tasarım, malzeme, mimarlık ve işçilik açısından eşsiz bir yapı olarak adaylar arasında yer almaktadır.

12- Alahan Manastırı

Yeri : Akdeniz Bölgesi
Boylam : 320 31’ Doğu
Enlem : 370 52’ Kuzey
Kriter : a) i, iii, iv, Kültürel

M.Ö. 5. yy başlarında yapıldığı bilinen ve doğal yapı ile bütünleşmiş olan Alahan Manastırı, bir manastır ve ona bağlı kilise ile müştemilat yapılarından oluşmakta ve malzeme, tasarım ve yapıdaki süslemeleri ile Bizans Dönemi dini mimarisinin ender örneklerinden biri olarak Dünya Miras Listesine önerilecek adaylar arasındadır.

13- St. Nicholas Kilisesi

Yeri : Akdeniz Bölgesi
Boylam : 360 7.5’ Doğu
Enlem : 290 58’ Kuzey
Kriter : a) iii, iv, Kültürel

Milattan önce 5. yy’a ait bir Likya yerleşimi olan Myra antik kenti ve kentte yer alan St. Nicholas Kilise kompleksi ve farklı dönemlere ait yapılar barındıran Bizans dini mimarisinin önemli bir örneğidir.

14- St. Paul Kilisesi, St. Paul Kuyusu ve Çevresi

Yeri : Akdeniz Bölgesi
Kriter : a) ii, iii, iv, Kültürel

St. Paul’un doğum yeri olarak bilinen Tarsus St. Paul Kilisesi ve kuyusu ruhani bir merkez olarak mevcut geleneksel kent dokusu ile bütünleşmiş biçimiyle, Dünya Mirası endikatif listesindedir.

15- Kekova

Yeri : Akdeniz Bölgesi
Boylam : 290 53’ Doğu
Enlem : 360 13’ Kuzey
Kriter : a) i, iii, Doğal a) ii, iii, Kültürel

Akdeniz Bölgesinde yer alan Kekova Adası, arkeolojik Üçağız ve Kaleköy yerleşmeleri ve adayı çevreleyen batık kentin yanısıra, gerek görsel, gerekse doğal özellikleriyle Dünya Miras Listesine aday olarak gösterilmektedir.

16- Güllük Dağı – Termessos Milli Parkı

Yeri : Akdeniz Bölgesi
Boylam : 300 30’ Doğu
Enlem : 370 00’ Kuzey
Kriter : a) ii, iii, v, Kültürel a) ii, iii, iv, Doğal

Denizden yaklaşık 1050 m. yükseklikte Antalya’nın kuzeyinde dağlar arasında gizli Termessos (Güllük Dağı Milli Parkı) antik kenti, yerleşim biçimi, savunma sistemleri ile doğanın sunduğu olanakları en iyi şekilde kullanan kentlerden biridir.

Güllük Dağı’nın dik yamaçları ise Güver Uçurumu ve tipik Akdeniz bitki örtüsünün yanısıra soyu tükenmekte olan hayvanları da barındıran özel bir bölgedir.

Efes

Karain Mağarası

İstanbul ve Tarihi Alanları

Göreme - Kapadokya

Divriği Ulu Camisi ve Darüşşifası

Boğazköy - Hattuşaş

Nemrut Dağı

Xanthos - Letoon

Pamukkale

Safranbolu

Truva

İstanbul ve Göremeyi Korumak için Uluslararası Kampanya


17 Mart 2010 Çarşamba

10, Sınıf Yazılı












 10.Sınıf Yazılı Soruları

http://oron.com/ukjiqpn6a5ei/2009-2010_1._D%C3%96NEM_1._YAZILI.doc.html


12 Mart 2010 Cuma

Dünyanın Yedi Harikası






İnsanoğlu çağlar boyunca, uzun süre kendinden söz ettirecek, geleceğin hayran kalacağı ve hatta tarih kitaplarında yerini alabilecek eserler vermeye çalışmıştır. Bu nedenle de daha iyisini, daha güzelini yapabilme arzusu insanoğlunun her çağda içinde taşıdığı bir duygudur.




Uzun yıllardır başta tarihçiler olmak üzere bir çok yazar, araştırmacı ve sanatkarlar “Dünyanın en güzel yapıtı hangisidir ?” sorusuna cevap aramıştır. Dünyanın 7 harikası kavramı ise ilk kez M.Ö 5. yüzyılda tarihçi Heredot tarafından ortaya atılmış ancak gerçekleştirilememiştir. 300 yıl sonra yani M.Ö 2. yüzyılda Sidon’lu Antipatros “Dünyanın Yedi Harikası Üzerine” adlı eserle yedi harikayı sıralamıştır ve bu liste günümüzde de “Dünyanın Yedi Harikası” olarak kabul edilmektedir. Listede yer alan yapıtlar şunlardır ;



1. Keops Piramidi

2. Babil’in Asma Bahçeleri

3. Artemis Tapınağı

4. Zeus Heykeli

5. Rodos Heykeli

6. İskenderiye Feneri

7. Bodrum (Halikarnas) Mozolesi





Günümüzde bu eserlerden sadece Keops Piramidi ayakta kalmayı başarabilmiştir. Diğerleri yangın, deprem gibi etkiler sonucunda yokolmuş ya da yokolmaya yüz tutmuştur.



1) Keops Piramidi :

Bazı kaynaklarda mısır piramitlerinin tamamı yedi harikanın içerisinde olarak gösterilmektedir ancak sadece Keops piramidi bu listeye dahildir. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi günümüze kadar dayanabilen tek eserdir. Mısır’ın başkenti Kahire’deki Giza yaylasında bulunmaktadır. Keops piramidi yedi harika içerisindeki en eski yapıdır. Piramit M.Ö 2560 yılında mısır firavunu Khufu (Keops) tarafından yaptırılmış ve yapımı yaklaşık 22 yıl sürmüştür. Bu piramitte tıpkı diğer piramitler gibi firavunun kabri olarak kullanılmak üzere inşa edilmiştir. Keops Piramidi 145,75 metre yükseklikte, 229 metre genişlikte, eğimi 51 derece ve geometrik hata oranı %0,1 den azdır. Firavunun odası tabandan 40 metre yükseklikte ve tepeden 100 metre kadar aşağıdadır. Arkeologlara göre piramitin temelini kazmak için 100.000 işçi çalışmış, daha sonra bir bu kadar işçi de piramitin inşasında kullanılan her biri yaklaşık 2 tonluk, 2 milyon 300 bin kadar taşı üst üste dizmek için çalışmıştır. Bu kadar ağır taşların üst üste dizilme sırrı hala çözülememiştir ancak çamurdan yapılmış bir rampa kullanıldığı tahmin edilmektedir. Piramit yapıldığından itibaren 4300 yıl boyunca dünyadaki en yüksek yapı olarak kayıtlara geçmiştir.



2) Babil’in Asma Bahçeleri :

M.Ö 605′de Babil kralı Nebukadnezar tarafından yaptırıldığı söylenmektedir. Çorak mezopotamya çölünün ortasında yapay dağlar, çeşitli ağaçlar, bitkiler ve akan suların bulunduğu tahmin edilen çok katlı bir bahçedir. Uzunluğu 80 kilometre, genişliği 25 metre ve yüksekliği 97 metre olduğu belirtilmektedir. Yapılma nedeni olarak farklı iddialar bulunsada en kuvvetlisi Kralın, mezopotamya çölünün bunaltıcı sıcağından bunalan karısı Semiramis’e hediye vermek amacıyla yaptırmış olması. Dönemin yunan coğrafyacısı Strabo bu bahçeleri şöyle tanımlamaktadır : “Bahçeler birbiri üzerinde yükselen kübik direklerden oluşuyordu. Bunların içleri çukurdu ve büyük bitkilerin ve ağaçların yetişebilmesi için toprakla doldurulmuştu. Kubbeler, sütunlar ve taraçalar pişmiş tuğla ve asfalttan yapılmıştı. Yüksekteki bahçeleri sulamak için Fırat nehrinden zincir pompalarla su yukarılara çıkarılıyordu. Bu şekilde üst seviyelere taşınan su, bahçeleri sulayarak teraslardan aşağıya doğru akıyordu”

Bu bahçelerin günümüzde kesin izlerine rastlanmamıştır ancak bölgede araştırma yapan arkeologlar babil sarayının kuzeydoğusunda görünüşü garip olan temel ve tonozlar bulmuşlardır. Bu kalıntıların asma bahçelere ait olduğu sanılmaktadır.



3) Artemis Tapınağı :

Lidya kralı Croseus tarafından M.Ö. 550′de tanrıça Artemis adına, yunan mimar Chersiphron tarafından tasarlanmış ve dönemin en ünlü heykeltraşlarına yaptırılmıştır. Tamamen mermerden yapılmış olan bu yapı bronz heykellerle süslenmiştir. Tapınak dini müessese olarak kullanıldığı gibi ticaret mekanı olarak da kullanılmıştır. 90 metre yüksekliğindeki ve 45 metre genişliğindeki bu eser, yapımından 200 yıl sonra adını ölümsüzleştirmek isteyen Herosteamus adlı bir kişi tarafından yakılmıştır. Tapınağın yakıldığı gece Büyük İskender doğmuş ve bu eserin kendisinin doğduğu gece yakıldığını öğrenince tapınağın onarılması için yardım teklif etmiş ancak reddedilince, ömrünün yettiği ölçüde tapınağı onarmıştır. Ancak M.S. 262′de çıkan yangın sonucu tapınak, sütunları dışında tamamen yok olmuştur.



4) Zeus Heykeli :

M.Ö 456′da yapımı bitirilen zeus heykeli, adına olimpiyat oyunları düzenlenen “Tanrıların Kralı Zeus” adına yapılmıştır. O dönemlerde yunanlıların en büyük eğlencesi olan bu oyunlar adını bulunduğu Olimpos (Olympia) şehrinden almaktadır. Yunanlıların olimpiyat adını verdikleri bu oyunların öneminin artması ve yayılmasıyla Tanrıların Kralı Zeus’un adına yakışır bir tapınak yapmak istemişlerdir. Önce Elis’li Lisbon tarafından tapınak yapılmış daha sonra tapınağın batı ucuna Phidias tarafından zeus heykeli yapılmıştır. 7 metre genişliğe ve 12 metre yüksekliğe sahip olan bu heykel özenle hazırlanmış olan tahtına oturur şekilde inşa edilmiştir. Heykelin sağ elinde zafer tanrıçası Nike, sol elindeyse üzerinde kartal olan bir asa bulunmaktadır. Tahtın üzerine, yunan tanrılarının ve sfenks gibi mistik hayvanların oyma figürleri işlenmiştir. Heykelin derisi fildişinden, sakalı, saçları ve elbisesi altından yapıldığı söylenmektedir.

Heykel, M.S.255 yılında Roma imparatoru I. Theodosius’un olimpiyatları durdurmasıyla, yunanlılar tarafından Bizans’a yani İstanbul’a taşınmış ancak M.S.462′de çıkan bir yangın sonucu yok olmuştur.





5) Rodos Heykeli :

M.Ö. 282′de rodoslular (dorlar) tarafından, güneş tanrısı Helios adına yapılmıştır. 32 metre yüksekliğe sahip olan ve elinde bir meşale tutan bu heykelin yapımı tam olarak 12 yıl sürmüştür. Devasa büyüklükteki bu heykelin bir parmağının bile iki insan boyunda olduğu söylenmektedir. Rodoslular, Makedonya Kralı Demetrios ile yaptıkları savaşı kazandıktan sonra zafer anıtı olarak bu heykeli yapmışlar ve heykelin kendilerini koruduğuna inanmışlardır. Bu sebeple her yıl denize dört atlı bir araba atmışlar ve inanışlarına göre güneş tanrısı Helios’un bu arabayla dünyayı dolaşarak insanları gözetlermiş. Güneş tanrısı adına yapılmasının yanında, rodoslular için birlik ve beraberliğin simgesi olan bu heykel Dünyanın Yedi Harikası listesinde yer almayı başarmıştır. Yalnızca 56 yıl ayakta kalabilen bu devasa heykel, bir deprem sonucunda dizinden kırılarak yıkılmıştır. Rivayete göre 900 yıl harabe halinde kalan heykelin parçaları, 654 yılında arapların rodos’u işgalinin ardından suriyeli bir yahudiye satılmış ve develerle suriyeye taşınmış.



6) İskenderiye Feneri :

Gemicilerin güvenliğini sağlamak ve yönlendirmek için, M.Ö 290′lı yıllarda Büyük İskender tarafından yaptırılmış fenerdir. 166 metre yüksekliğindeki fener, Mısır’ın İskenderiye kenti kıyısındaki Faros (Pharos) adasında beyaz mermerden yaptırılmıştır ve bugüne kadar yapılan en yüksek fenerdir. Yunanlı tüccar Sostratus tarafından finanse edilen bu fenerin en büyük özelliği ise gündüzleri dahi gün ışığını denize yansıtabilmesidir. Gecede cilalı bronz aynaların önünde yakılan ateş yansıyarak 50.km mesafeden görülmektedir. Uzun süre ayakta kalmayı başaran fenerin orta kısmı 10. yüzyılda depremler ve doğal şartlar sonucunda çökmüş, 15. yüzyılda da tamamen yıkılmıştır.



7) Bodrum (Halikarnas) Mozolesi :

M.Ö 350 yılında Kral Mausollos için karısı ve kız kardeşi tarafından Pythea adlı bir mimara yaptırılan mezardır. Bodrum o zamanki adıyla Halicarnassus civarında yapılmıştır. 45 metre yüksekliğe, 30 metre genişliğe ve 25 metre uzunluğa sahip olan bu mozolenin tepesinde zaferi simgeleyen dört atlı bir savaş arabası ve arabanın üzerinde de Kral Mausollos ve karısının heykelleri yer almaktaydı. Bu mezar 16. yüzyıla kadar korunmuş ancak haçlı seferleri sırasında St. John şövalyeleri bugün hala var olan bodrum kalesini yapmak için mozoleyi yıkarak neredeyse tüm taşlarını kalenin yapımında kullanmışlardır.

Pramitleri Kim İnşa Etti

Bermuda Şeytan Üçgeni

Kayıp Şehir Atlantis

Vezüv Yanardağı

Everest


DÜNYANIN YENİ YEDİ HARİKASI







PETRA ANTİK KENTİ

Petra (Yunanca: Πέτρα, Petra; Arapça: البتراء, al-Bitrā) Ürdün'ün Lut Gölü ile Akabe Krfezi arasındaki toprakları üzerinde yer alan antik kenttir. M.Ö. 400 ile M.S. 106 yılları arasında Nebatiler'e başkentlik yapmıştır. Roma İmparatorluğu tarafından işgal edilene kadar başkent olarak varlığını sürdürmüştür. M.S. 400 yıllarından sonra deprem ve ekonomik sıkıntılardan dolayı kent gözden düşmüş ve zaman içinde unutulmuştur. 1182 yılında İsviçreli gezgin Johann Burckhardt tarafından kent tekrar bulunmuştur.
Petra antik kentinde tiyatro, tapınak, ev, gibi yapılar kireç taşına oyularak yapılmıştır. el-Khazna ve Roma döneminde yapılan amfitiyatro en bilinen yapılardır.
6 Aralık 1985 tarihinde UNESCO tarafından Dünya Kültürel Mirası listesine dahil edilmiştir. 'da yer alan Machu Piccu ile kardeş şehirdir.
7 Temmuz 2007 tarihinde, Dünyanın Yeni Yedi Harikası'ndan biri olarak seçilmiştir.


ÇİN SEDDİ

Çin Seddi, Çin'in kuzeybatısı boyunca uzanır. Dünyanın en uzun savunma duvarıdır. Kalıntıları Po Hay körfezinde deniz kıyısında başlar. Pekin'in kuzeyinden geçerek batıya yönelir ve Huang-Ho nehrini ikiye bölerek güneybatıya uzanır. Gobi Çölü'nün güneyinden batıya yönelerek devam eder.
Bu tarihî yapı, 7 Temmuz 2007 tarihinde,Dünyanın Yeni Yedi Harikası 'ndan biri olarak seçilmiştir. Kuruluş tarihi:221


KURTARICI İSA HEYKELİ

Christo Redentor, Brezilya'nın Rio De Jenario şehrinde Corcovado Dağı üzerinde, şehrin sembollerinden biri olan İsa heykeli.
Türkçe, "Kurtarıcı İsa" anlamına gelen heykel, dağın aşağı kısmında Tijuka Milli Parkı bulunur. Corcovado 710 m. yükseklikte olup, muhteşem bir şehir manzarası sunar. Corcovado dağ treni, kıvrımlı bir yolu izleyerek dağın zirvesinin yakınına kadar gelir. 7 Temmuz 2007 tarihinde tarihinde, 'Dünyanın Yeni Yedi Harikası'ndan biri olarak seçilmiştir.

MACHU PİCCHU ANTİK KENTİ


Machu Picchu (1460-1470) Machu Picchu, Peru Inka İmparatoru Pachacutec 15. yüzyılda Manchu Picchu (“Eski Dağ”) olarak bilinen dağda bulutlar içinde bir şehir inşa ettirmiştir. Bu muhteşem yerleşim merkezi And platosundan başlayarak balta girmemiş Amazon ormanlarının Urubamba Nehrine kadar uzanmaktadır. İnkalar tarafından çiçek hastalığı salgınından dolayı terkedilmiştir. İspanyolların İnka İmparatorluğunu ele geçirmelerinden sonra şehir üç yüz yıl boyunca “kayıp” olarak kalmış ve 1911 yılında Hiram Bingham tarafından tekrar bulunmuştur.


 CHİCHEN ITZA PİRAMİDİ

Chichen Itza (ya da okunuşuyla Çiçen İtza), Meksika'nın Yucatan Yarımadası'nda, Valladolid ve Mérida arasında yer alan,Kristof Kolomb öncesi dönemde kurulmuş birMaya kentidir. Muhtemelen bir dönem Yucatan’ın dini merkezi olmuştur. Günümüzde Meksika’nın en çok ziyaret edilen ikinci arkeolojik sit alanıdır. Chichen-Itza’daki El Castillo (kale) adıyla tanınan Kukulkan (Kukuul Kaan) piramidinin yüksekliği üst platforma nazaran 24 m'dir. (10. yy. sonunda yüksekliği 40 m olanUxmal'daki piramitten daha alçaktır.) 7 Temmuz 2007'de Dünyanın Yeni Yedi Harikası'ndan biri seçildi. Efsaneye göre kent 10.yy.’da Quetzalcoatl önderliğindeki Toltekler'ce alınmıştır.


KOLEZYUM



İtalya'nın başkenti Roma'da bulunan Flavianus Amfitiyatro olarak da bilinen Kolezyum bir arenadır. Usta bir komutan olan Vespasianus tarafından M.S. 72 yılında yapımına başlandı ve M.S.80 yılında Titus döneminde tamamlandı. Daha sonraki değişiklikler Domitian hükümdarlığı zamanında yapılmıştır.


 İmparatorlar burada Roma halkını eğlendirmek için ve birazda kendi eğlenceleri için gladyatör dövüşleri düzenlerdi. Bunlardan başka pek çok halk gösterileri, taklit deniz savaşları, hayvan avcılığı, infazlar, meşhur savaşların yeniden canlandırılması, klasik mitolojiye dayanan dramalar olurdu. Kolezyum daha sonra barınma yeri, iş dükkânları, dini kışlalar, istiham, taş ocağı, Hıristiyan türbesi olarak çeşitli amaçlarla kullanıldı. Asıl adı Arena iken, sonradan, girişteki etkileyici heykelin adını aldı.
7 Temmuz 2007 tarihinde, Dünyanın Yeni Yedi Harikası'ndan biri olarak seçilmiştir.

TAC MAHAL
                                                                                 


Tac Mahal, Babür İmparatorluğu 6. hükümdarı Şah Cihan -Şah-ı Cihan (Dünyanın şahı)-(1593-1666) tarafından, o zamanki imparatorluğun başkenti olan Hindistan'ın Agra şehrinde, Jumna (Yamuna) Nehri'nin kıyısında yaptırılmıştır. (Babür Şah'ın kurduğu Hint-Türk İmparatorluğu, Hindistan'da 332 yıl (1526-1858) egemen oldu.)
Bir isyanı bastırmak için ordularıyla Burhanpur'a giden Şah Cihan'a, dokuz aylık hamile olmasına rağmen her zamanki gibi eşi Mümtaz Mahal (Ercümend Banu Begüm) de eşlik etmişti. Mümtaz Mahal, 14. çocuklarını doğururken öldü.(1631)Şah Cihan, eşinin ölümünden sonra 2 yıl yas tuttu. Artık devlet işlerine ilgisini kaybeden hükümdar, teselliyi sanat ve mimaride buldu. Eşinin ölümünün ertesi yılı 1632'de Tac Mahal'in temeli atıldı.


Dünyanın Yedi Harikası
Dünyanın Yeni Yedi Harikası
Dünyanın En Kuzeyinde Yer Alan Şehir
Pigme ve Yağmur Ormanları

4 Mart 2010 Perşembe

NÜKLEER ENERJİ






Nükleer güç, elektrik üretiminden başka önemli bir ticari kullanım alanı olmayan uranyumdan elde edilir. Bu gücün en büyük avantajı çok küçük hacme sahip yakıttan oldukça büyük miktarlarda enerji elde edebilme olanağı sağlamasıdır. Bunun içindir ki gelişmiş ülkelerin enerji portföylerinde daima bulunur. Modern bir nükleer reaktörde 1 ton nükleer yakıt 2-3 milyon ton fosil yakıt eşdeğeri enerji üretir. 1 kg odun 1 kWh, 1 kg kömür 3 kWh, 1 kg petrol 4 kWh elektrik üretir. Fakat 1 kg uranyum modern bir hafif-su reaktöründe 400 bin kWh ve eğer uranyum geri dönüşümlü ise, aynı miktar uranyum 7 milyon kWh`ten fazla elektrik üretir. Dünya elektrik enerjisi üretiminin yaklaşık olarak %64.5`i fosil yakıtlar, %16.6`sı hidrolik enerji, %17.1`i nükleer enerji ve %1.8`i yenilenebilir enerji kaynaklarından gelmektedir. Fransa`nın elektrik üretiminin %75`i Belçika`nın %58`i, İsveç`in %47`si, İsviçre`nin %36`sı, Japonya`nın %36`sı, İspanya`nın %31`i, İngiltere`nin %29`u ve ABD`nin %20`si nükleer güç ile üretilir. Türkiye`de 2001 yılında üretilen 123 milyar kWh elektriğin yaklaşık %19.5`i hidrolik enerji, %31.2`si taşkömürü ve linyit, %40.3`ü doğal gaz, %7.9`u petrolden üretilmiştir. Ülkemiz enerji üretimi bakımından AB üyeleri, hatta daha geniş bir kapsamda Avrupa Ülkeleri ve OECD üyeleri arasında sonuncu gelmektedir. Ocak 2005 itibariyle dünyada 31 ülkede ticari olarak işletilmekte olan 439 nükleer reaktörden dünya elektrik talebinin %16`sı karşılanmıştır. Komşularımız olan Rusya, Ukrayna, Ermenistan ve Bulgaristan gündelik olarak bu enerjiden yararlanmakta, İran`da ise çalışmalar henüz devam etmektedir. Dünya yıllık toplam elektrik üretimi 12.5 trilyon kWh’dır. Bu miktarın yaklaşık %68`i dünya nüfusunun %15`ini oluşturan sanayileşmiş ülkelerce gerçekleştirilmiştir. Bunun anlamı ülkemiz insanı ile sanayileşmiş toplum insanlarının tüketmiş oldukları elektrik bakımından aralarında korkunç bir fark olduğunu ortaya koymaktadır. Elektrik üretim yöntemlerinin çeşitlendirilmesi bu sektörün temel özelliklerindendir. Bugün için İzlanda ve Norveç gibi tek tür enerji kullanan ülke sayısı oldukça azdır. Kaldı ki özellikle toryum esaslı reaktörlerin seçilmesi durumunda, Türkiye enerji kaynağı bakımından dışa bağımlılıktan kurtulmuş olacaktır. Çünkü her ne kadar ülkemizde nükleer enerji için yakıt kaynakları olan uranyum ve toryum yeteri kadar bulunuyor ise de bunlardan özellikle toryum tespit edilmiş 380 bin ton`luk bir rezerv ile dünyada Brezilya`dan sonra ikinci durumdadır. Bilinen uranyum rezervimiz ise çok küçük bir miktar olup, yaklaşık 9 bin ton civarındadır. Bunlardan toryum fisil bir madde olmadığından tek başına değil, uranyum ve plütonyum ile birlikte nükleer yakıt olarak kullanılabilmektedir. Nükleer Enerji ve Çevresel Etkileri Ülkemiz enerji kaynakları bakımından zengin olmayıp enerji ithal eden bir ülke konumundadır. Her yıl %7`lik bir ekonomik büyüme ile on yıl sonunda, bugün sahip olduğu enerjinin iki misli bir enerjiye ihtiyaç duyacaktır. Bu enerjinin geleneksel kaynaklardan temini olanaksızdır. Enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesinde mevcut, güvenilir ve alternatif enerji türlerine müracaat kaçınılmazdır. Ülkemiz özelinde ilk sırada kömür, hidrolik enerji ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yer verilmelidir. Dünya enerji konseyince yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmeye işaret edilirken, pahalı olduğu ve uzun bir süre için diğer enerji türlerine rakip olamayacağı belirtilmektedir. Bu arada ekolojik olarak sürdürülebilir senaryolar dahilinde toplam enerji içerisinde, nükleer enerjinin durumu tartışılmıştır. Bir görüşe göre, 2050 yılına kadar nükleer enerji oldukça azalacak, fakat yüzyılın sonunda tekrar günümüzün seviyesine erişecektir. İkinci bir senaryo olarak da nükleer enerji üretiminin 2100 yılına kadar günümüze göre 18 kat artacağına vurgu yapılmaktadır. Her iki senaryo dahilinde de ülkemiz için bir sonuç çıkarılamaz. Ancak nükleer enerjideki yatırımların daha çok ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkelerde yapılacağı bir gerçektir. Hal böyle iken ülkemizin nükleer enerjiden yana tavır almaması bir eksiklik olarak ifade edilebilir. Örneğin bugün bir nükleer santralin kurulmasına karar verilmesi halinde, nükleer enerji üreticisi olmak için, on yıllık bir ek süreye gereksinim duyacağımızı unutmamamız gerekir. Nükleer enerji acil servis, koruma kabuğu, radyoaktif atık ve depolama nedeniyle ilave yatırıma ihtiyaç duyar. Ülkelerin çoğunda uzun süreli, yüksek seviyeli atık depolama sorunu kararlılık gerektirir. Radyasyondan dolayı potansiyel tehlike oluşturması yöntemin dezavantajlarıdır. Ancak yakıt ucuzluğu, enerji üretimini ana hedef alması, diğer yöntemlere göre atık yoğun bir kaynak oluşu, döngü için yaygın bilimsel kaynak mevcudiyeti, yeni yakıt olarak taşıma kolaylığı, gelecekte dünyadaki en büyük çevre sorunu olan sera etkisine katkı yapmaması ve asit yağmurlarına sebep olmaması ise nükleer yoldan elektrik üretiminin en büyük avantajı olarak gösterilebilir. Açıkça söylenebilir ki dünyanın gereksinim duyduğu enerji bariyerini aşmada güneş, rüzgar, hidrojen, jeotermal ve füzyon enerjisi nükleer enerjiye göre çevre dostu enerjiler olmasına rağmen, mevcut durumda teknolojik olarak bazı engeller bulunmaktadır. Örneğin uzmanlar güneş enerjisinin gelecekte endüstrileşmiş bir toplum için ana kaynak olarak değil, bazı durumlardaki avantajlarıyla, diğer teknolojilere bir destekleyici olarak rol alacağını öngörmektedir. Radyasyonun tehlikelerinin sayısal olarak ele alınması gerekir. Bilimsel gerçekler rakamlara dayanır ve varılan sonuçlar kesindir. Anti nükleer organizasyonların çoğu ise rakam içermeyen hikayeler üretmektedir. Hikayelerin gerçek olması ve doğruyu yansıtması beklenemez. İngiltere`deki nüfusun maruz kaldığı radyasyon dozunun %87`si doğal, %13`ü insan faaliyetleri karakterlidir. %13`lük radyasyonun sadece %0.1`lik bir kısmı nükleer güçten ileri gelmektedir. Halbuki tıbbi amaçlarla kullanılan röntgen cihazlarının sebep olduğu radyasyon, toplam radyasyon miktarının %11.5`dir. Dünyanın tüm elektriği nükleer güç ile üretilse ve tüm atık da okyanusa atılsa, deniz canlıları için söz konusu radyasyon dozu, bugün doğal radyoaktivite yüzünden var olan dozun %1`i oranında bile olmayacaktır. 1 kWh başına ortalama fiyat, nükleer enerji için 1.9 cent iken, doğal gaz için 3.4 centtir. 1000 MW gücündeki kömürle çalışan bir termik santral, eşdeğer bir nükleer santrale göre çevreye 100 kat daha fazla radyoaktivite yayar. Yine benzer bir yaklaşımla 1000 MW gücündeki güneş ışını ile çalışan bir elektrik santralı, 30 yıllık bir sürede sadece metal işleyerek 6850 ton`luk tehlikeli atık üretir. Nükleer enerjide seçilecek teknoloji çok önemlidir. Bu teknolojiye sahip 10 ülke geleceğin nükleer teknolojileri konusunda termal ve hızlı reaktör tipleri üzerinde bir anlaşmaya vardılar. Hedef 4. nesil nükleer güç santrallerinin geliştirilmesi ve yaygınlaşmasını sağlamaktır. Termal reaktörlerde doğal ve zenginleştirilmiş uranyum kullanılırken, hızlı reaktörlerde plütonyum-uranyum karışımı yakıt kullanılır. İkinci bir fark ise termal reaktörlerde fisil uranyum-235`in yeterli sayıda nötron ile reaksiyona girmesini sağlamak için bir yavaşlatıcı ile nötronların hızları azaltılır. Hızlı reaktörlerde hızlı nötronlar, sürdürülebilir fisyon reaksiyonu için yeteri kadar deriştirilmiş plütonyum-uranyum karışımı yakıt kullanıldığından yavaşlatıcıya ihtiyaç duymazlar. Gelişmiş santrallerde kullanılmış yakıtların geri dönüşümü mümkün olmaktadır. Japonya geri dönüşümlü uranyum ve plütonyum karıştırılmış-oksit(MOX) yakıtı kullanmaya başladı ve 2007`ye kadar %100 MOX kullanabilecek yeni tip bir nükleer santral inşasına onay verdi. Böylelikle geri dönüşüm, nükleer atık radyotoksisitesi ile hacmi azalacak ve nükleer yakıt temini binlerce yıla yayılabilecektir. Sonuç ve Öneriler Hiçbir teknoloji ve enerji üretim yöntemi risksiz değildir. Enerjinin çeşitlendirilmesi ana hedefimiz olmalıdır. Bunu yaparken ekonomik, sosyal ve çevresel kriterler göz ardı edilemez. Enerji kaynağı ve teknolojisinin ülkede bulunması enerji üretim yöntemini cazip kılar. Yenilenebilir enerji kaynakları açısından zengin olan ülkemizin bu avantajını sonuna kadar kullanması gerekir. Mevcut teknolojik durum çerçevesinde enerji ihtiyacımızı sadece yenilenebilir enerji ile karşılamak olanaklar dahilinde gözükmemektedir. Sayısal olarak dünyadaki durumu ve çevresel etkileri ortaya konulan nükleer enerjinin ülkemiz için yenilenebilir enerji kaynaklarından sonra başvurulacak bir enerji üretim seçeneği olabileceği unutulmamalıdır. Nükleer güç santralleri olmaksızın bir ülkenin deneyim kazanması ve toplumun nükleer çağı yaşaması mümkün değildir. Nükleer santrallerin çevresel riskleri fosil yakıtlar ile karşılaştırılamayacak kadar azdır. Enerji ihtiyacını karşılayan termik santraller ve acil durum santralleri olarak bilinen yüzer-gezer santraller çevresel olarak güvenilir değildir. Anadolu`da elektrik üreten yüzergezer santrallerin faaliyetlerine ivedilikle son verilmelidir. Nükleer santrallerde yanma meydana gelmediği için NOx, SOxve CO2 gibi yan ürünler oluşmaz. Netice olarak asit yağmurları ile küresel ısınmaya ve uzun sürede iklim değişikliklerine neden olmaz. Röntgen cihazlarının sebep olduğu radyasyon miktarı nükleer güçten oldukça fazladır! Çernobil nükleer santral kazasının sebebi kullanılan teknolojinin eski ve reaktörün çevresinde basınca dayanıklı koruma kabuğunun bulunmayışı idi. Sadece nükleer bir kaza olur endişesi ile nükleer santrallere karşı çıkmak soruna çözüm getirmez. Çünkü çevre ülkelerdeki nükleer santrallerden birinde bir sorun çıkması durumunda da ülkemiz radyasyondan etkilenmiş olacaktır. Anti-nükleer organizasyonların iddialarının tersine, nükleer güç öldürmez. Harvard Halk Sağlığı Okulu tarafından yapılan son çalışmalar göstermiştir ki kömür yanmasından kaynaklanan kirleticiler, sadece ABD`nde yıllık olarak 15 000 civarında erken doğan ölüm vakasına yol açmış bulunmaktadır. Toplumun enerjiye duyulan gereksinim konusunda bilinçlendirilmesi gerekir. Sadece salt çevreci yaklaşımlarla nükleer enerjiden vazgeçmemiz beklenemez. Nükleer teknoloji, enerji-çevre ve ekonomi etkileşimi yönünden en uygun seçeneklerden biri olup, pek çok ülkenin enerji planlamalarında önemli bir yer işgal etmektedir. Bu teknolojinin güvenliği, çevre ve insan sağlığı riski, kamuoyu tarafından kabul edilebilirliği ve risk algılaması üzerinde yapılan çalışmalar yeterli sayıda olup, toplumun tüm katmanlarında tarafsızca kritize edilmeyi beklemektedir. Türkiye`de nükleer enerji tartışmaları sırasında ortaya çıkan kamuoyu algılaması, enerjiye olan talep gerçekleri ile bir paralellik sergilememektedir. Bu durum nükleer teknolojiye geçişte karar verme mekanizmasının önündeki en büyük engeldir. Nükleer bir santralde kullanılmış yakıt bir atık değildir. Bu yakıt; %96 uranyum, %3 parçalanma ürünleri ve %1 oranında ağır metal içerir. Bu atıktan plütonyum denilen uranyum-235 kadar değerli bir yakıt elde edilir. Atıktaki uranyum ve plütonyumun ticari değeri bulunmaktadır. İşe yaramayan, daha az hacim işgal eden atık ise sıvı halde deriştirilerek, beton ile kaplanmış paslanmaz çelik kaplarda depolanır. Hiroshima ve Nagazaki şehirlerine atılan atom bombası ile tanışan Japonya`nın, bugün için elektrik enerjisinin %36`sını nükleer yoldan elde etmesi bir tesadüf olamaz. Nükleer enerjiden sadece barışçıl amaçlarla yararlanmak, insanlık için büyük bir kazanç sağlayacaktır. Ayrıca bu enerjiden radyoaktivite biçiminde teknoloji ve bilimsel araştırmalarda yararlanılır. Ükemiz enerji ithalatçısı bir ülke konumundadır. Gereksinim duyulan enerji talebinin karşılanması, atmosferde sera gazlarının artışı ile oluşan küresel ısınma ve daha ileri bir sürede iklim değişikliklerinin önlenmesi, gerek üretim ve gerekse atık sorununu çözmede uygulanan ileri teknoloji sayesinde, tüm zamanların elektrik üretim yöntemlerinden biri olma özelliğini sürdürülebilir kalkınma süreci kapsamında gerçekleştireceği sonucuna varılmaktadır. Sürdürülebilir kalkınma bir yandan çevre korumaya odaklanırken, öbür yandan enerji kullanım yoğunluğu ile sosyal ve ekonomik göstergeleri her zaman gözetlemelidir. Ülkemizde nükleer santrallerin kurulması halinde, toryum zenginliğimiz göz önünde tutularak, toryum tabanlı nükleer yakıt seçeneğine mutlaka öncelik verilmelidir.

2 Şubat 2010 Salı

PİGME VE YAĞMUR ORMANLARI






Güneş, yer üzerinde nokta nokta parıldayan ışıklardan meydana gelmiş bir ağdır, gökyüzünde hareket eden parlak bir disk değil. Yıldızlar geceleri gözle görülmez. Mevsimler güçlükle değişir. Arazinin başlıca işareti hiç işaret olmamasıdır, görünürde ne bir yükselti vardır, ne de doğru uzanan özel bir ağaç, hiçbir şey! Sesler en yüksektedir. Avlanma sırasında av, avcıya metrelerce uzaktayken, yalnızca işitilebilir.

Her ne kadar bu bir bilim- kurgu gibi görünürse de aslında Kongo yağmur ormanlarında yaşayan Ba Mbuti Pigmeleri’nin dünyasıdır. Bir çevre olarak yağmur ormanı Pigme yaşamını bir zarf gibi sarar; doğal olarak da hayatın her yanını, onların gördüğü şekliyle bile, etkiler. Dal ve yapraklardan yapılmış, her tarafına yeşillikler sarılmış, içine girilmesi çok zor, basık kulübelerinde yaşayan pigmelerin belirli bir şeyi herhangi bir mesafeden görme deneyimleri hiç yoktur. Sonuç olarak perspektif duyguları şiddetle körelmiştir. Tam korunmalı bu dünyadan dışarıya ilk kez adım atmanın nasıl bir şey olduğunu düşünebilir misiniz? Ba Mbuti kabilesinden bir pigme olan Kenge, bu deneyimi geçirdi. Antropolog Colin Turnbull onu açık bir çayırlık alana çıkardı. Bir buffalo sürüsü de birkaç kilometre ötede, onların durduğu yerden çok aşağılarda otluyordu. Ormanda buffalonun büyüklüğünü zaten yakında bilen Kenge’ye önünde noktalar halinde duran bu hayvanların bir şey ifade etmemesi gerekirdi. Fakat o Colin’e sordu: ‘’Bunlar hangi böcekler’’ ‘’Kenge’ye bu böceklerin buffalolar olduğunu söylediğiğmde’’ diyor Colin, ‘’büyük bir kahkaha attı ve bana yalanlar uydurmamamı söyledi’’ Colin onların aslında ne kadar uzakta oldujlarını anlatmaya çalıştığında ise, Kenge kol ve bacaklarındaki çamurları silkeledi, bu fantezilerle ilgilenmekten vazgeçti.

Daha sonra adamlar sürüye arabayla yaklaştıklarında, Kenge korktu. Yaklaştıkça hayvanların giderek büyüdüğünü görüyor, kendisine sihirli bir oyun oynadığı korkusuna kapılıyordu. Aslındaysa gözü yada beyni bizim sahip olduğumuz bazı şeyleri hiç öğrenmemişti. Yani, bir nesneye bakarken, nesne uzaklaştıkça yada yakınlaştıkça görüntünün gözde nispeten aynı büyüklükte kalmasını sağlayan, deneylerle öğrenilen, retinadaki görüntü büyüklüğü değişikliklerini düzeltme becerisinden yoksundu. Mesafeden sersemlemiş olarak, ağaçsızlık ve rölyefin keskinliği yüzünden, Kenge’nin beyni, onun zaten yetersiz olan deneyimlerine dayanarak yanlış tahminler yapıyordu. Yağmur ormanı ortamına alışmış olan Kenge, en azından bir an için, dünyayı az istikrarlı ve pekte önceden tahnin edilemeyen bir yer olarak bulmuştu. (C.M. Turnbull’un The Fo Rest People kitabından)


9. Sınıf Coğrafya Sunuları

Bermuda Şeytan Üçgeni

Atlantis

Farklı Coğrafya

MISIR VE AMERİKALI






Mısır olmasa milyonlarca insan aç kalır, A.B.D. ekonomisi sarsılır. Ortalama bir Amerikalı her gün et, tereyağı, süt ve peynir vasıtasıyla yaklaşık 1,5 kg mısır tüketmektedir; tabii doğrudan mısır tüketimini saymazsak. Gerçektende çağdaş bir Amerikalının mısırsız bir hayat tarzı bulması son derece güçtür. Amerikan National Geographic dergisine göre tipik bir Amerikalının tipik bir günü göz önüne alınırsa, mısır tüketimi şöyle bir görüntü verir: Lifleri mısır nişastasıyla güçlendirilmiş pamuklu gömleği sırtına giyer; kahvaltıda yediği yumurta mısırla beslenmiş tavuktan elde edilmiştir; öğlen yemeğinde içtiği cola’sı mısır şurubuyla tatlandırılmıştır. Öğleden sonra okuduğu National Geographic dergisinin sayfa lifleri yüksek hızdaki baskı makinesine giderken sayfaların bir arada kalmasını sağlamak için mısır nişastasıyla birbirine bağlanmıştır. Eve dönerken mısırdan elde edilen etanol adlı yakıtla çalışan arabasını kullanır. Eve vardığında köpeğini cornmeal içeren mamayla besler. Kendisine mısırdan elde edilen Bourbon adlı içkiden kokteyl yapar. Akşam yemeğinde yine mısırla beslenmiş danadan biftek yer. Çöplerini mısırdan elde edilen çöp torbasına toplar. Son olarak dişlerini, diş macununa tat vermek üzere mısırdan elde edilen, sorbitol adlı madde içeren diş macunuyla fırçalar. Hepsi bu kadarda değildir: Yapışkan, konserve gıdalar, aykkabı cilası, losyonlar, krayonlar, mürekkep, pil, hardal, dondurma, aspirin, boya ve kozmetik maddelerde mısırın yan ürünü olarak ortaya çıkar.