1 Şubat 2012 Çarşamba

Akarsu Vadisinin Özellikler​i-Animasyo​n




Akarsu Vadisinin Özellikler​i-Animasyo​n

OLASI İZMİR DEPREMİ-FA​Y HARİTASI

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy
İzmir'de 7.2 büyüklüğünde deprem olabilir mi?

İzmir'de deprem riski Gerek yerli, gerek yabancı bazı "bilimadamları" tarafından İzmir'i 7.2'lik bir depremin beklediği dillendirilmektedir. Bu durum olası mıdır sorusunu bilimsel olarak cevaplamak ancak bu olasılığı ileri sürenlerin "bilimsel" verilernin çürütülmesiyle mümkündür.
7.2'lik depremi ileri sürenler hangi fayın kırılacağını, fayın kırılma tipini ve fayın biriktirdiği enerjiyi ortaya koymadıkları gibi, bu fayların en son ne zaman kırıldığını ve tekrarlanma aralıklarını da ortaya koymamaktadırlar. Bundan dolayı 7.2'lik deprem tahminleri bilimsel değil, inanaçsaldır.
O halde İzmir'i bekleyen depremin büyüklüğü, kırılacak fayın uzunluğu, yırtılma alanı, deprem sırasındaki atım miktarı ve depremin tekrarlanma aralığını ortaya koyarak bir kestirme yapmamız gerekmektedir.
Bu konudaki somut bilimsel veriler, bölgenin tektonik evrimi ve bölgeyi etkileyen gerilme kuvvetlerinin yönü tüm bölgede yaptığımız evrim çalışmaları ışığında ele alınmalıdır. Bu evrim çalışmalarının yanında sismik kesitler, modern dönemdeki sismolojik kayıtlar ve tarihsel depremlerdeki şiddet dağılımı gibi bilimsel veriler analizimizin temelini oluşturmalıdır. Bu veriler ışığında İzmir'i doğrudan etkileyecek bir deprem oluşturan fay hattı, İzmir'in batısındaki Narlıdere fay hattıdır. Balçova'dan başlayan, körfeze paralel olarak uzanan bir fay olarak uzanan bu fay hattı Narlıdere'den batıya doğru denizin içine girmekte ve Urla adasına doğru uzanmaktadır. Bu fay hattı düşey bir fay olarak kırılmakta ve depremleri oluşturmaktadır.


Körfeze bakış ve Balçova fayı
Bu depremlerdeki toplam yer değiştirmeler nedeniyle fayın güneyindeki Narlıdere sırtları dağ kuşağı olarak yükselmektedir. Bu sırtların maksimum 1 m. yükselmesi ile 6.5 büyüklüğünde tarihsel depremler olagelmiştir.
Fayın kuzeyindeki alan (çöküntü alanı) ise bu depremlerde çökerek İzmir Körfezi'nin derin çukurlarını oluşturmuştur. Fayın doğudaki ucunda yoğun kaplıcaların varlığı bu yırtılmanın ürünüdür. Narlıdere'nin batısında Güzelbahçe'ye doğru uzanan kesim aktivitesini yitirmiş, suskunluğa geçmiştir. Fay aktivitesi Karabağlar ile Urla adası arasındaki kıyı şeridine göçmüştür. Diğer taraftan 2004 yılında Seferihisar bölgesinde hissedilen depremlerin yanal atımlı faylarda gerçekleştiği varsayılmaktadır. Güzelbahçe, Yelki, Çamlı, Seferihisar boyunca uzanan yan atımlı fay kuşakları gerçekte susmuş faylardır, aktivitelerini yitirmişlerdir. Esas aktivite doğu-batı gidişli Narlıdere fayı ve denizdeki devamındadır. Bu düşey bir fay sistemidir.
Bölgenin kuzey-güney yönlü genişlemesinin ürünü olarak tabandaki blok Narlıdere sırtları yükselirken, tavandaki blok ise fay düzlemi boyunca kayarak çökmektedir. Bu çöküntü alanı da İzmir Körfezi'nde yer alır.
Bu veriler ışığında tarihsel depremleri göz önüne aldığımızda İzmir'i etkileyen iki deprem analiz edilmelidir. Bu depremlerin tarihsel kayıtlarını birlikte okuduğumuzda İzmir'i bekleyen deprem riski konusunda somut bir fikrimiz oluşacaktır. Bu depremlerin yırtılma şiddetlerini göz önüne alan değerlendirme bölgedeki, yakın alandaki fayın bilinmesiyle mümkündür. Depremin tarihsel verilerini birlikte okuyalım:
10 Temmuz 1688 depremi
"Bu, büyüklüğünün nispeten az olmasına rağmen yerel yıkıma yol açan bir depremdi ve o sıralar Levânt'ın [Doğu Akdeniz] gelişen ticari merkezi olan Smyrna'da (İzmir) büyüklüğüyle orantısız hasara neden olmuştu. Kentte çok sayıda Avrupalı diplomat ve tüccar bulunduğundan ötürü bu olay, bütün tarihi depremlerin en iyi bilinenlerinden biridir. Aşağı yukarı aynı bilgiyi veren çok sayıda kaynak, genelde Fransız konsolosluğunun iki raporuna dayanmaktadır: Bu raporların özetleri, aşağıda belirtilen ayrıntıların ana hatlarını sağlıyor. Döneme ve yakın-dönemlere ait daha kısa birkaç rapor, olayla ilgili bilgimize önemli hiçbir şey eklemezler.
Deprem, 11.45'te oldu ve 20-50 saniye sürdü. Hasarın büyük bölümü, İzmir'in rakımı düşük alanlarında oluştu; evlerin ve kamu binalarının dörtte üçüyle birlikte doğuya bakan duvarların büyük bir kısmı yıkıldı. Kentte bulunan 17 büyük camiden sadece üçü ayakta kaldı, bunlar da ağır hasar görmüşlerdi ve çökmek üzereydiler. Fazlızâde ve Bıyıklızâde camileri tamamen yıkıldı. Birçok büyük kilise tamamıyla çöktü: Fransisken, Cizvit ve Cemaatsel Yönetim kiliseleri tamamıyla yerle bir oldu; bu kiliselerden geriye kalanlar, daha sonra çıkan bir yangında kül oldu ve yangında iki papaz, yaşamını yitirdi. Yunan Metropolitan kilisesi, Ermeni kilisesi ve St. Photini şapeli tamamen yıkıldı. Ortodoks mezarlığındaki St. George Kilisesi ağır hasar gördü.
Şok, kentin Avrupai kesiminde bir yangın çıkmasına neden oldu. Yangın hızla, 'Fransa Sokağı' boyunca sahile ve doğuda 'Apano Mahalas' mahallesine kadar yayıldı. Hasar özellikle yabancı konsolosluklar bölgesinin deniz tarafında daha ağırdı: Deprem ve yangın buradaki bütün depoları ve içlerindeki malları, Avrupalıların mobilyaları ile diğer eşyalarını yok etti. Temmuz'un sonlarında hâlâ için için yanmaya devam eden enkazdan sadece küçük bir miktar para kurtarılabildi. Yangında İngiliz, Fransız ve Hollanda ofislerine ait arşivlerin yanı sıra yabancı konsoloslukların arşivleri de kül oldu. Fransız, İngiliz ve Hollandalı tüccarlar bütün dosyalarını, yazışmalarını ve borç makbuzları ile yerel tüccarlardan alacaklarının makbuzlarını yitirdikleri gibi bir milyon kuruş değerindeki mallarını da kaybettiler. Depremde ve yangında zarar görmeyen mallarla kişisel eşyalar ise, Eylül'de başlayan şiddetli yağmurlarda yok oldu: Smyrna'da ticaret tamamen felce uğradı.
Yangın, kentin geri kalan kısımlarının da çoğuna sıçradı ve kalan ne varsa küle çevirdi: Depremden sonra Avrupai kesimden geriye sadece tek bir duvarın kaldığı söylenir. Yangın, çarşılara da yayıldı; buna karşın Türk semtleri, kutsal Ramazan ayında yemek pişirmek üzere yakılan ateşler söndürüldüğü için, kurtuldular.
Depremde iki ya da üç han çökerek 600-700 tüccar ile hayvanlarının ölmesine neden oldu; duvarları taştan inşa edilen ve kurşundan çatısı olan Köprülü Hanı, depremde hasara uğramadı ancak yangında küle döndü. Ana Çarşı'nın en sonunda bulunan 'Pamuk eğiricileri' hanı dışında, Smyrna'daki diğer bütün hanlar ya depremde yıkıldı ya da yangında kül oldu. Gümrük Ofisi'nin Eski Binası çöktü, ancak her iki tarafından kemerli taş depolarla korunan Yeni Bina, depremden ve yangından kurtuldu.
Deprem sonucunda, kentten yaklaşık üç kilometre uzaklıkta ve İzmir Körfezi'nin girişinde bir yarımada üzerinde bulunan Sancak Burnu hisarı, tamamen yıkıldı. Çevresindeki toprak ile birlikte hisar suya batarak, genişliği 50 metre olan bir deniz parçasıyla ana karadan ayrılan bir adacık oluşturdu. Hisarın kendisi tamamen toprağa gömüldü ve deniz suyu, içerideki mazgallar ile topun seviyesine kadar yükseldi. Hisarın anakarada civarında bulunan evlerin dörtte üçü, depremde yıkıldı.
Kentin rakımı düşük kısımlarında yer ilk şokla yarıldı ve yer yer çatlaklardan su fışkırdı. Depremden sonra, toprağın yaklaşık 60 santimetre denize gömülmüş olmasından dolayı, Smyrna'da denizin iç kısımlara doğru ilerlediği anlaşıldı.


Sahilden uzaklaştıkça, hasar da hızla azalıyordu. Pagus Dağı ve St. Peter kaleleri ya hasara uğramadı ya da çok az uğradı; bu kaleler, hasarın genellikle hafif olduğu Smyrna'nın doğusundaki tepelerin üzerine inşa edilmişlerdi. Smyrna'dan uzaklaştıkça, hasar çok hızlı azalıyordu: Sidigny'de (Seydiköy) sadece birkaç ev yıkıldı; Durgutli (Turgutlu), Philadelphia (Alaşehir) ve Magnesia'da (Manisa) da aynı durum söz konusuydu ancak sonuncu kentte Ulu Cami'nin minaresinin şerefesinin üst kısmı çatladı. Deprem, Foça, Sakız Adası, Naxos ve Scala Nova'dan (Kuşadası) da bildirildi, fakat bu yerlerde kesinlikle hiçbir hasar yoktu.
Smyrna yakınlarında su pınarları kurudu ve başka yerlerde-geçici bir süre için- iki su değirmenini döndürmeye yetecek miktarda su çıkaran, yeni pınarlar oluştu.
Şok, denizde de hissedildi ve Smyrna yakınlarında seyreden gemiler sallandı. Depremin küçük bir sismik deniz-dalgasına yol açtığına ilişkin kimi kanıtlar vardır.
Depremle ilgili haberler, kimi durumlarda aşırı derecede abartılmış olarak, kısa sürede Avrupa ve Ortadoğu'ya yayıldı.
Depremden sonra, artçı şoklar devam ederken, özellikle Avrupalı tüccarlar Smyrna'dan taşınmayı ve ofislerini Sakız Adası, Foça ya da Manisa'da kurmayı ciddi bir biçimde düşündüler: Fransızlar, konsolosluklarını Smyrna'nın birkaç kilometre güneydoğusunda bulunan Buca'ya taşıdılar ve ticari ofislerini geçici bir süre için Foça ile Manisa'da kurdular. Bu, depremin kent dışında ya çok az hasara yol açtığını ya da hiç hasar vermediğini doğrular. Yağma, hastalık, devam eden artçı şoklar ve yerel valilerin isyanı, genellikle tüccarlardan oluşan çok sayıda insanı, Smyrna'yı temelli terk etmeye ve Küçük Asya'nın diğer kısımlarına göç etmeye zorladı; bunların bir kısmı, Halep ve [Lübnan'daki] Saida'ya yerleşti.
Kent yeniden inşa edildiğinde, sadece temeller ile duvarların alt kısımları taştan yapıldı; binaların geri kalan kısımları tahtadan ve tuğladan inşa edildi. Bu teknik, sonraki depremlerde dayanıklılığını kanıtladı."
1688 depreminden sonra öncü bir depremle başlayan 3-5 Temmuz 1778 depremi gelmiştir. Bu depremin şiddetini ve etkilerini öncü ve artçılarıyla birlikte göz önüne almamız İzmir'deki depremselliği anlamamız için gereklidir.
16 Haziran 1778 öncü depremi
"Bu, bu tarihten önce başlayan ve İzmir'de bir süredir devam etmekte bulunan öncü şoklar dizisini izlemişti. Yer sarsıntısı, saat 18 ile 19 arasında meydana geldi, 5-7 saniye sürdü ve kentte geniş çaplı hasara neden oldu. Büyük Camii'ye hasar verdi, bir minarenin çökmesine neden olup birçok evde hasara yol açtı ancak bu evlerden hiçbiri yıkılmadı. Liman girişindeki gemiler şiddetli biçimde sallanmıştı; bazılarının hasar gördüğü de söylenmiş idi. Temmuzun 3'üne kadar her gün, artçı şoklar vuku buldu."
3-5 Temmuz 1778 artçı depremi
"Bu, İzmir'deki dizinin ana şokuydu. Saat 2.30'da meydana gelip yaklaşık 15 saniye sürdü ve İzmir'in neredeyse tamamını harabeye çevirdi. Birçok evin yanı sıra üç hamam, üç minare ve aralarında öncü şoklardan zaten hasar görmüş olan Büyük Cami'nin de bulunduğu dört cami yıkıldı; ayakta kalan binalarda büyük çatlaklar vardı ve yıkılmak üzereydiler, kentteki bacaların tümü devrilmişti. Camilerden biri, yanındaki 50 dükkânın üzerine yıkılarak çok sayıda insanın ölmesine neden oldu; bir diğer caminin enkazı altında ise 40 kişi kaldı, bunlardan bazıları kurtulabildi. Bezestan ile çarşının kubbeleri hasar görmüştü; diğer taraftan 4 Nisan 1759 depreminden sonra kısa kazıklar üzerine yeniden inşa edilen deniz kenarındaki Avrupai kesim, en az hasara uğrayan yerdi. Bununla birlikte, bu kesimdeki Frenk Sokağı'nın Üç Köşe tarafında bulunan Rum katedrali St. Photius yakınlarında bazı yerlerde, yarılan toprağın çökmesi nedeniyle, ağır hasar meydana gelmişti.
Bir kaptanın günlüğü, 'büyük Ourla' (Urla) Adası kıyılarının sular altında kaldığını ve depremin yol açtığı uzun bir çatlaktan, yoğun bir duman çıkmakta olduğunu söylüyor. Vourla (Urla) açıklarındaki bir başka geminin kaptanı ise, 5 Temmuz (3 Temmuz ile karıştırılmıştır) saat 3'te, İzmir'den 18 mil uzakta demir atmış iken, bulunduğu yerin karşısında toprağın varıldığını ve gemisinin hasar gördüğünü söylemektedir. Yer yarıkları ile çatlaklarının, Efes yakınlarındaki adı belirtilmeyen bir dağda gözlendiği de bildirilmişti. Depremin neden olduğu hasarın Seydiköy ve daha batıya kadar uzandığı da söylenmiştir, ancak ayrıntılı bilgi yoktur.
Artçı şoklar 24 saat devam etti; önceki şoklarda zaten çatlamış olan çok sayıda ev, minare ve kamu binasını yere indirdi. Halk, evlerini terk ederek açık alanlarda yaşamaya başladı; Avrupalıların büyük bir kısmı liman girişindeki kendi ülkelerine ait gemilere sığındı, Fransız konsolos ise ofisini ve arşivini yirmi gün kaldığı bir gemiye taşımıştı.
5 (4) Temmuz saat 13.30'da aynı kuvvette bir yersarsıntısı daha oldu; duvarlar ile evleri yıktı ve Fransa'nın konsolosluğunun yakınındaki bir evde başlayan yangın, kısa sürede yayılıp 36 saat içinde kentin yarısını küle çevirdi. Aralarında İngiliz, Fransız, Napolili, Dubrovnikli ve Venedikli konsolosların evlerinin de bulunduğu St. Venerande'ye kadar olan binaların tümü yanıp kül oldu; yakacak başka bir şey kalmayınca yangın, dağların eteklerinde söndü. Yangına dayanaklı biçimde yapılan üç depo da, yanıp kül olmuştu. Yangının yol açtığı kayıplar ile sonrasındaki yağma o kadar büyüktü ki, depremin neden olduğu hasarı geçmişti. Toplam kayıp, 60 milyon 'real (eski İspanyol parası)' olarak tahmin edilmişti. Bu depremlerdeki toplam tahmini ölü sayısı ise, 200'den fazlaydı.
Bazıları ek hasara neden olup çoğu Seydiköy ve Urla gibi İzmir'in güneybatısındaki yerlerde kuvvetli bir biçimde hissedilen artçı şoklar, altı hafta boyunca devam etti. 5 Temmuzdakine ek olarak, seri içinde meydana gelen önemlice artçı şoklar 16, 21, 22, 23 Temmuz'da idi."
1 Ekim 1778 artçı depremi
"Saat 13'te İzmir'de şiddetli bir artçı şok hissedildi, saat 21'e kadar bunu birçok başkası izledi. Büyük hasara yol açtı; 3 Temmuz depreminde zaten hasar görmüş olan fakat onarılmış bulunmayan iki cami, beş ev, bir büyük han ve bir hamam yıkıldı, can kaybı olmadı. Marinanın ana şoktan az hasar görmüş bulunan Avrupa kesimi, bu kez ağır hasara uğradı ve hasar görmemiş bir tek ev kalmadı.
Artçı şokların hissedilmesi, 16 Kasım'a dek kuvvetli bir biçimde devam etti; 17 Şubat 1779'a kadar ise tamamen sona ermemişlerdi."
Kasım 1778 artçı depremi
"İzmir'de bir yersarsıntısı hissedildi, bunu başkaları izledi; hasara yol açmadılarsa da halk arasında epeyce panik oldu."
1688 depremi Narlıdere-Balçova arasındaki fayın karadaki doğu kesiminde gerçekleşmiştir. 1778 depreminde ise Narlıdere fayınını Urla'ya doğru uzanan deniz içindeki kısmı yırtılmıştır.
Bu verileri göz önüne aldığımızda toplam 25-30 km uzunluğu olan bu fayın kırılmasıyla maksimum 1 m. çökmenin (atım) olduğu durumda 6.5'lik bir deprem söz konusudur. Keza rıhtımdaki 60 cm'lik bir çökme, fay atımından çok deniz kıyısındaki alüvyon çökellerin denize batmasıyla gerçekleşmiştir. Bu da faydaki maksimum 1 metrelik düşey atımla uyumlu bir kriterdir. 1778 depreminde ise fayın deniz içindeki kısmı yırtılmıştır ve denizde 1 metre kadar çökmenin gerçekleştiği görülmüştür. Bu nedenle Urla kesiminde yıkım daha yüksek olmuştur.
Her iki depremde de İzmir'in doğusundaki alanda yıkım olmamıştır. Bu da İzmir'in doğusundaki Kemalpaşa'ya kadar uzanan Kavaklıdere yöresinde aktif bir fayın olmadığını göstermektedir.
7.2'lik deprem konusunda körfezi boydan boya geçen 60-70 km uzunluğunda bir fayın olduğu varsayılmaktadır. Oysa burada hiçbir fay emaresi yoktur. Arazi çalışmaları da tarihsel depremler de bunu açıkça ortaya koymaktadır.
Diğer taraftan Seferihisar-Güzelbahçe hattı boyunca kuzey-güney yönlü faylar aktif olmayıp susmuş faylardır. Bu faylardancbüyük deprem beklemek olanaksızdır. Faylar hem kısadır hem de gerçek anlamda aktif değildir. Yalnızca Narlıdere fayının kırılması sürecinde Narlıdere sırtlarının güneye doğru saatin tersi yönünde dönmesiyle, bu dönmeye olanak sağlayan kayma düzlemlerindeki yırtılmalarla aktivitesi sınırlıdır. Bu nedenle körfez batıya doru genişleyerek derinliği artmaktadır. Doğuda ise aktif fay olmadğı için körfez daralmaktadır.
Bu karmaşık veriler ışığında İzmir'de neden 7.2 büyüklüğünde deprem olamayacağı açıklanmıştır. Çünkü 25 km uzunluğundaki bu fayın düşey olarak 1 m. atımla yırtılmasıyla en fazla 6.5'lik depremler olmuştur. 1688 ve 1778 depremlerindeki zaiyatlar yangınlardan kaynaklanmış ve depremin büyüklüğü 6.5'ten fazla olmamıştır. 7.2 ile 6.5 arasındaki fark ise enerji olarak 20-25 kattır. Bu anlamda 7.2'lik deprem bilimsel bir temele dayanmamaktadır.

Atmosferin Katları



Atmosferin Katları Animasyon

Türkiye'nin nüfusu 74 milyon 724 bin 269 kişi

Adrese dayalı nüfus sayımına göre türkiye'nin nüfusu 2011 yılında 74 milyon 724 bin 269 kişi oldu.

Güncelleme:27 Ocak 2012 10:50
TÜİK'ten yapılan açıklamada "2011 yılında Türkiye’de ikamet eden nüfus bir önceki yıla göre 1.001.281 kişi artmıştır. Nüfusun % 50,2’sini (37.532.954 kişi) erkekler, % 49,8’ini (37.191.315 kişi) ise kadınlar oluşturmaktadır" denildi.

2011 yılında Türkiye'nin yıllık nüfus artış hızı binde 13,5 olarak gerçekleşti. 2011 yılında 81 ilden; 56'sının nüfusu bir önceki yıla göre artarken, 25 ilin nüfusu azaldı. Ülke nüfusunun yüzde 76,8'i il ve ilçe merkezlerinde yaşıyor. Toplam nüfusun yüzde 76,8'i (57.385.706 kişi) il ve ilçe merkezlerinde ikamet ederken, yüzde 23,2'si (17.338.563 kişi) belde ve köylerde ikamet ediyor.

İl ve ilçe merkezlerinde yaşayan nüfus oranının en yüksek olduğu il yüzde 99 ile İstanbul, en düşük olduğu il ise yüzde 35 ile Ardahan oldu.

NÜFUSUN YÜZDE 18.2'Sİ İSTANBUL'DA
Toplam nüfusun yüzde 18,2'si (13.624.240 kişi) İstanbul'da ikamet ederken, bunu sırasıyla yüzde 6,6 ile (4.890.893 kişi) Ankara, yüzde 5,3 ile (3.965.232 kişi) İzmir, yüzde 3,6 ile (2.652.126 kişi) Bursa, yüzde 2,8 ile (2.108.805 kişi) Adana takip etti. En az nüfusa sahip olan Bayburt ilinde ikamet eden kişi sayısı ise 76.724 oldu.

Nüfusun yarısı 29,7 yaşından küçük çıktı. Türkiye'de ortanca yaş 29,7 olurken, ortanca yaş erkeklerde 29,1 iken, kadınlarda 30,3 oldu. İl ve ilçe merkezlerinde ikamet edenlerin ortanca yaşı 29,5; belde ve köylerde ikamet edenlerin ortanca yaşı ise 30,5 oldu.

Nüfusun yüzde 67,4'ü 15 ile 64 yaşları arasında. 15-64 yaş grubunda bulunan çalışma çağındaki nüfus (50.346.979 kişi), toplam nüfusun yüzde 67,4'ünü oluşturuyor. Türkiye nüfusunun yüzde 25,3'ü (18.886.575 kişi) 0-14 yaş grubunda, yüzde 7,3'ü ise (5.490.715 kişi) 65 ve daha yukarı yaş grubunda bulunuyor.

Türkiye'de kilometrekareye 97 kişi düşüyor. Nüfus yoğunluğu olarak ifade edilen "bir kilometrekareye düşen kişi sayısı" Türkiye genelinde 97 kişi. Bu sayı illerde 11 ile 2.622 kişi arasında değişiyor. İstanbul ilinde bir kilometrekareye 2.622 kişi düşerken, bunu sırasıyla; 443 kişi ile Kocaeli, 330 kişi ile İzmir, 257 kişi ile Gaziantep ve 254 kişi ile Bursa illeri izliyor.

Nüfus yoğunluğunun en az olduğu il ise 11 kişi ile Tunceli oldu. Yüzölçümü büyüklüğüne göre ilk sırada yer alan Konya'nın nüfus yoğunluğu 52, yüzölçümü en küçük olan Yalova'nın nüfus yoğunluğu ise 244 oldu.

12 Ocak 2012 Perşembe

Yuva - Home (2009) Belgesel Türkçe DVDRip


Yuva - Home (2009) Belgesel Türkçe DVDRip 

Çekimleri 3 yıl süren ve 54 ülkede, havadan çekilen görüntülerle inanılmaz bir görsel mesaj sunan belgeselin yönetmenliğini Yann Arthus-Berntrand üstlenirken dağıtımını Luc Besson sağlıyor. Gezegenimizin geleceğini kurtarmak için hala geç değil. Ancak YUVA’nın (Home) alanında birbirinden deneyimli isimlerden oluşan ekibinin de söylediği gibi, karamsar olmak için artık çok geç! İnsanlık geçtiğimiz birkaç kısa on yılda, gezegenin yaklaşık dört milyon yıl süren evrimle kurulan dengesini altüst etti. Ödenecek bedel ağır, ama artık karamsar olmak için çok geç: İnsanlığın bu gidişatı tersine çevirmesi, Dünya’nın zenginliklerini yağmaladığının farkına varması ve tüketim kalıplarını değiştirmesi için hemen hemen 10 yılı var.

4 Ocak 2012 Çarşamba

Dev Kristal Mağarası

 BELGESELİ İNDİR


 BELGESELİ İNDİR

 BELGESELİ İNDİR
Kuzey Meksika'da bulunan ve içinde devasa kristal şekillerin yer aldığı bu mağara 2000 yılında keşfedilmiş.O yıldan bu zamana kadar yapılan araştırmalarda kristallerden bazılarının yarım milyon yaşında olduğu da tespit edilmiş durumda.
Bilim adamlarının bu aşamada sorduğu soru ''Kristallerin nasıl olupta bu büyüklüğe ulaştığıdır.'' Ayrıca mağaranın başka ilginç özelliklerinden bazılarıda içeride sıcaklığın çok yüksek olması ve nem oranının % 90'lara kadar ulaşmasıdır.ngm.nationalgeographic.com sitesinin Ekim-2008 sayısında yayınlanan bu haberdeki devasa mağara  görüntüsü hemde  yapısı ile ilgi çekmekte.

( ALTAKİ BİLGİ SONRADAN EKLENMİŞTİR)

KRİSTALLER MAĞARASI'NIN SIRRI ÇÖZÜLDÜ

Jeolog Juan Manuel García-Ruiz, bu hafta bir açıklama yaparak Meksika’da bulunan Cueva de los Cristales (Kristaller Mağarası) de bulunan devasa kristallerin nasıl oluştuğunun sırrını bir araştırmacı grubu ile birlikte çözdüklerini bildirdi.
Chihuahuan Çölü’nde, Naica Dağı’nın 300 metre altında bulunan mağara, bölgede bulunan gölün suyu boşaltıldıktan sonra Industrias Peñoles şirketi için tünel açan iki madenci tarafından 2000 yılında bulunmuştu. Mağaradaki bazı kristal formlar dünyada şu ana dek bilinenlerin en büyükleri; şeffaf bir jips kristal çubuğu tam 11 metre uzunluğunda ve yaklaşık 55 ton ağırlığında.

Kristallerin böylesi devasa ölçülere nasıl ulaştığını bulmak için García-Ruiz mağaradaki suyun boşaltılmasının ardından geride kalan ufak sıvı birikintilerini incelemiş. Açıkladığına göre, bu oluşumların yegane sebebi, suda bulunan yüksek orandaki anhidrit minerali ve mağaranın sabit olan 58 derecelik ısısı. Normal suda bulunmayan bu mineral, bu ısıda yavaşça eriyerek jips oluşturmakta, bu yumuşak mineral de zaman içinde kristalize olmakta.
García-Ruiz ve meslektaşlarının bu çalışması, kapak resmi ile birlikte, Geology dergisinin Nisan sayısında yer aldı.
Şu anda mağaranın korunması için Industrias Peñoles şirketine danışmanlık yapan García-Ruiz’e göre en büyük çelişki ise, mağaradaki suyun boşaltılması ile kristallerin insanlar tarafından görülebilir hale gelmesi, ama suyun yokluğunun kristallerin büyümesini durdurması. “Bu gezegende, minerallerin kendilerini böylesi bir güzellikle teşhir ettikleri başka bir yer yok” cümlesi de yine ona ait.










Mağaradaki mineralin ekonomik değeri ve kullanım alanları

JİPS (KALSİYUM SÜLFAT): 

JİPS'in Kimyasal Bileşimi, CaSO4 . 2H2O 
Kristal Sistemi, Monoklinik 
Kristal Biçimi, Çoğunlukla ince-kalın levhamsı kristalli; kısa-uzun prizmatik, iğnemsi, masif, tanesel, lifsi 
İkizlenme, (100) yüzeyinde kırlangıç kuyruğu, (-101) yüzeyinde kelebek ikizleri çok tipiktir. 
Sertlik, 2 
Özgül Ağırlık, 2.32 
Dilinim, { 010} mükemmel 
Renk ve Şeffaflık, Renksiz-beyaz, sarımsı, yeşilimsi, kırmızımsı; şeffaf-yarışeffaf 
Çizgi Rengi, Beyaz 
Parlaklık, Camsı
Jips’in % 22.3 kalsiyum (Ca), % 18.6 kükürt (S)’ dür. 
Ayırıcı Özellikleri, Düşük sertliği ve dilinimidir. 

  
ALÇI TAŞI (JİPS)

Alçı taşının günümüzde başlıca dört kullanım alanı vardır.
1. Ham jips, beyaz boya (mineral white=terra alba) ve dolgu maddesi olarak kağıt ve pamuklu tekstil maddelerine katılır. Kömür işletmelerinde kömür tozlarında kül oranını artırmak içinde kullanılır. Jips ham halde çimento sanayinde pirizlenmeyi geciktirmek için hergün artan miktarlarda kullanılmaktadır. Nikel izabesinde eritmeyi kolaylaştırma ve bira sanayinde mayalandırma için kullanılır.

2. Yarı mamul bir jips olan alçının kullanım yeri çok değişiktir. Son yıllarda alçı sıcak ve soğuk yalıtım maddesi olarak, çok büyük ölçülerde kullanılmaya başlanmıştır. Binalarda ses izolatörü ve rutubeti de ayarlayan bir düzenleyici olarak kullanılmaktadır. Bu maksatla konferans salonlarında büyük gürültüleri kesmek için kullanılmaktadır. Alçı döküm ve kalıp işleri için gerek izabe, gerekse seramik endüstrisinde de büyük ölçülerde kullanılır.Alçı, tıpta cerrahide, dişçilikte de kullanılır. Keza eski kullanım alanları olan sıva, kabartma, süsleme vb. yerlerde, inşaatta her gün biraz daha artan miktarlarda kullanımına devam olunmaktadır. 

3. Mamül alçı, prefabrik inşaat malzemelerinin başlıca girdisidir. Bugün alçı ile yapılan çeşitli prefabrike malzeme miktarı diğer bütün alanlardaki miktarı çok aşmış bulunmaktadır ve daha da artmaya aday görünmektedir. Bu maksatla alçı ile hazır bina bölme duvarları, panolar, blok, kiriş ve tavanlar yapılmaktadır. Iki kağıt levha arasına deterjanla köpük haline getirilmiş alçı püskürtme suretiyle çok ince yaprak halinde kalınlığa kadar her türlü imalat yapılmaktadır. Alçının ucuz, basit ve yerli malzeme olması bu alanda tüketimini çok arttırmaktadır. 

4. Kimya sanayinde alçıtaşının kullanılması, bundan 40 yıl kadar önce, pratik olarak hiç bir alanda kullanılmayan anhidritin, Ingiltere'de Imperial Chemical Industries Şirketinin bu hammeddeyi amonyum sülfata çevirmeyi başarması ile başlamıştır. Bu yöntemde havanın azotu yapay amonyağa dönüştürülerek anhidrat ile birleştirilmekte ve elde edilen amonyum sülfat tarımda gübre olarak kullanılmaktadır. Ayrıca anhidrat kokla indirgenerek, yönteme göre kükürt veya kükürt okside ile sülfat asiti elde etmek için kullanılmaktadır. Halen İskoçya'da anhidrit ve alçıdan faydalanılarak sülfürük asit yapılmakta ve yan ürün olarak portland çimentosu elde edilmektedir. 

Türkiye'nin Alçıtaşı Potansiyeli
Türkiye'de şimdiye kadar alçıtaşı oluşumlarının tamamı ele alınarak sistematik bir inceleme yapılmamıştır. Bunda alçıtaşının 1999 yılı sonuna kadar maden kanunu kapsamında olmaması en önemli faktördür. Ülkemizde bu konuda en büyük kuruluş olan M.T.A arşivlerinde birkaç küçük çalışma dışında hiç bir somut veri bulunmamaktadır. Sadece tahminlere dayalı olarak görünür rezervin 165 milyon Ton, görünür ve muhtemel rezervin ise 1.8 milyar Ton olduğu IV. Beş yıllık Kalkınma Planı Alçı Özel İhtisas Komisyon Raporunda belirtilmiştir. 


Türkiye alçı ithalatının büyük bir kısmını Kuzey Kıbrıs T.C' den yapmaktadır. 1998 yılında bu rakam 4.700.000 ABD Dolarına ulaşmıştır. Bu da 1998 yılında yapılan ithalatın % 70' ine denk düşmektedir. K.K.T.C' den yapılan ithalat tamamen çimento fabrikalarının alçıtaşı kullanımına yönelik bir ihtiyaçtır. Yurt dışı gemi navlununun yurt içi karayolu taşımacılığına göre bir avantaj sağladığını düşünmekteyiz. Demiryolu taşımacılığının yetersiz olması bu ithalatın en önemli nedenidir. 

Diğer % 30' luk kısım ise çeşitli ülkelerden sağlanmış olup toplamı 2.100.000 ABD Doları civarındadır.