27 Kasım 2011 Pazar

Küresel Isınmanın Avantajları ve Dezavantajları


2007 yılı Şubat ayında Birleşmiş Milletler küresel ısınma ile ilgili bir rapor hazırlayarak küresel ısınmada insan etkinliğinin son yıllarda %90 a varan oranlarda artış göstererek artan sıcaklık üzerinde birincil neden olduğunu göstermiştir.

Bu sonuçlar doğrultusunda çok sayıda bilim adamı küresel ısınmanın gelecekte de devam edeceğini belirtmişler ve küresel ısınma ile ilgili olarak; küresel ısınmanın avantaj ve dezavantajlarını açıklayan bir rapor hazırlamışlardır.
Tabii ki dezavantajları daha fazla ön plana çıkmaktadır.

Küresel Isınmanın Dezavantajları
-          Okyanuslardaki akıntı sistemini bozarak, dünyanın iklimi üzerinde bilinmeyen bir etkiye neden olacaktır.
-          Deniz seviyesinin yükselmesi özellikle kıyı bölgelerinde, sel, tahliye, ölüm ve hastalık gibi olumsuszluklara neden olacaktır.
-          Çöllerin sınırlarında genişlemeler yaşanacak ve yeni çöl sahaları oluşabilecektir.
-          Tarım alanlarının üretim bölgeleri farklılaşacak özellikle sıcak kuşakta tarımsal faaliyetler daha güç bir şekilde gerçekleşecektir.
-          Açlık, yetersiz beslenme, gıda ve mahsül kıtlığı nedeniyle ölümler artacaktır.
-          Hava olaylarında şiddetli değişimler ve fırtınalar yaşanacaktır.
-          İnsanlarda ve hayvanlarda ölümler artacak.
-          Bazı hayvan ve bitki türlerinin soyu tükenecek.
-          Hayvan ve bitki habitatlarında kayıplar.
-          Yoksul ülkelerden gelişmiş ülkelere doğru olan göç hareketlerinde artışlar yaşanacaktır.
-          Soğutma ihtiyacının artmasına paralele olarak enerji kaynaklarının kullanımında yaşanan artışlar ve beraberinde hava kirliliği.
-          Kalıcı buzullar ve buz tabakalarının erimesi.
-          Asit yağışlarında artış.
-          Orman yangınlarında artış ve orman alanlarının daralması.
-          Saldırganlık artacak ve cinayet oranlarında artışa neden olacaktır.

Küresel Isınmanın Avantajları

-          Kuzey Kutbu, Antarktika, Sibirya ve diğer donmuş bölgelerdeki topraklar çözülerek bitkilerin yetişmesi için elverişli ılıman iklim şartları ile karşılaşabiliriz.
-          Sonraki buzul çağının gelişine engel olabilir.
-          Kanada’nın kuzey kesimlerinde deniz taşımacılığı gerçekleşecektir.
-          Isınmak için daha az enerji tüketimi gerçekleşecektir.
-          Soğuk havaya bağlı olarak yaşanan ölüm oranlarında azalma.
-          Bazı yerel alanlarda tarımsal üretim artışı.
-          Alçak adalar üzerinde yer alan ülkelerde sınır anlaşmazlıkları son bulur.

23 Ekim 2011 Pazar

Van depremi - Van Depreminin şiddeti 7.2

Van depremi - Van Depreminin şiddeti 7.2  (ölü ve yaralı sayıları)

23 ekim 2011 Van depreminden son dakika gelişmeler ve son haberler. Van'da yerin 5 km altında 7.2 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Depremin merkez üssünün merkeze bağlı Tabanlı köyü olduğu bildirildi.


Bitlis Devlet Hastanesi'ne sevk edilen hasta sayısı 20'ye yükseldi
Van'daki depremin ardından Erciş ilçesinde yaralanan vatandaşlardan 20'si, Bitlis Devlet Hastanesi’ne sevk edildi. Aralarında 3 kişinin ağır yaralı olduğu, diğer kişilerin ise hafif yaralandığı belirtildi.
    Ambulans ve özel araçlarla hastaneye ulaştırılan yaralılar, alarm durumunda olan hastane personeli tarafından ameliyata alındı. Bitlis Devlet Hastanesi’nin bütün personeli, muhtemel yaralılar için hastanede hazır bekliyor.
Erciş Devlet Hastanesi'nde 50 ölü, 405 yaralı var
Van’da meydana gelen 7.2 büyüklüğündeki depremin en çok etkilediği Erciş ilçesi, adeta enkaza dönüşmüş durumda. Devlet hastanesinde 50 ölü, 405 yaralı var.
    Yakınlarının sağlık durumu hakkında bilgi almak isteyen binlerce kişi, hastane önünde toplandı. Odalar yeterli olmadığı için çok sayıda yaralı bahçede tedavi ediliyor. Sağlık durumu ağır olan yaralılar, ambulanslarla çevre il ve ilçelere gönderiliyor
Van'da yerin 5 km altında 7.2 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Depremin merkez üssünün merkeze bağlı Tabanlı köyü olduğu bildirildi.
Doğu ve Güneydoğu'da saat 13.50 sıralarında deprem meydana geldi. Merkez üssünün Van olduğu belirlenen 6.6 büyüklüğündeki deprem, Muş, Batman ve Diyarbakır'da da hissedildi.
Ardahan'daki deprem Kars'ta da hissedildi.
Depremin merkez üssünün merkeze bağlı Tabanlı köyü olduğu bildirildi.  Merkez üssü Ardahan ili olan saat 13.46'daki deprem Kars'ta da hissedildi.
4.0 büyüklüğündeki depremde şu an herhangi bir can veya mal kaybının olmadığı belirtildi.
Van'daki deprem Batman’da da hissedildi, Van'da meydana gelen deprem sebebiyle paniğe kapılan vatandaşlar kendini dışarı attı. Kentte büyük korkuya neden olan sarsıntı sonrası ilk bilgilere göre ölü veya yaralı olmadığı belirtildi
Deprem Muş’ta 2 camiyi minaresiz bıraktı
Merkez üssü Van olan ve Muş, Batman Diyarbakır gibi illerde hissedilen 6.6 büyüklüğündeki depremden ötürü Muş’un Bulanık ilçesine bağlı Sarıpınar beldesi ve Adıvar köyünde bulunan camilerin minarelerinin yıkıldığı öğrenildi.
Bulanık Kaymakamı Ferit Görükmez, Sarıpınar beldesinde ve Adıvar köyünde bulunan camilere ait 2 minarenin yıkıldığını söyleyerek, ilçedeki diğer belde ve köylerde herhangi bir sıkıntı olup olmadığını araştırdıklarını kaydetti.
Depremin şiddetinden ötürü köylerde bulunan toprak damlı evlerde sıkıntı olabileceğini belirten Kaymakam Görükmez ilerleyen saatlerde daha net sonuçlar elde edeceklerini vurguladı.
Iğdır'da sarsıntı vatandaşı sokağa döktü
Deprem sebebiyle paniğe kapılan vatandaşlar kendini dışarıya attı. Depremden korkan vatandaşların iş yerlerinin ve evlerinin önünde bekledikleri görüldü. İş yeri Sahibi Bülent Mutlu, "Elektrik dükkanımda oturuyordum bir anda başım dönmeye başladı. Hiç deprem olduğu aklıma gelmedi. Avizelerin çok sallandığını görünce kendimi dışarı attım hale çok korkuyorum.” dedi. 
Merkezi, Van'ın Tabanlı köyünde meydana gelen 6.6 şiddetindeki depremin bölgede büyük yıkımlara neden olması nedeniyle Erzurum Sivil Savunma Arama Kurtarma Birliği, bölgeye kurtarma ekipleri göndermek için hazırlık başlattı.
Kızılay Erzurum Bölge Müdürlüğü de Van'a çadır, soba, battaniye göndermek için alarma geçti. Bu arada, İzmir-Van seferini yapan Sun Expres'e ait yolcu uçağı da Van'daki artçı depremlerin devam etmesi ve pistin hasar görmüş olabileceği nedeniyle Erzurum'a iniş yapma kararı aldı.

Erzincan'da temaslarda bulunan Sağlık Bakanı Recep Akdağ da karayoluyla Van'a geçti. Erzurum İl Kriz Merkezi'nden yapılan açıklamaya göre il genelinde herhangi bir yıkım ya da can kaybının olmadığı bildirildi.
Van'da meydana gelen 6.6 büyüklüğündeki deprem, il merkezinin yanı sıra özellikle Erciş ve Muradiye ilçelerinde etkili oldu. İlk belirlemelere göre, 3 kişi hayatını kaybetti, 80 kişi yaralandı. Van ve Erciş’te elektrikler kesildi.  Alınan bilgilere göre, özellikle Erciş’te ciddi hasar meydana geldi. Çınarlı Mahallesi ile Atatürk ve Kışla caddelerinde büyk hasar meydana geldi, bir çok bina yıkıldı. Eski binaların yanı sıra 5 yeni bina da çöktü. Enkaz altında kalanları kurtarma çalışmaları sürüyor. 
Erciş’te 80 bina çöktü, ölü sayısı 30’a ulaştı
Van'da meydana gelen deprem Erciş ilçesindeki 80 binayı yıktı. İlk belirlemelere göre, ölü sayısı 30’a ulaşırken, onlarca yaralı çevre il ve ilçelere sevk edildi. 
Van depreminden Bitlis’e 11 yaralı getirildi
Van'daki depremin ardından Erciş ilçesinde yaralanan vatandaşlardan 11’i Bitlis Devlet Hastanesi’ne getirildi.
Ambulans ve özel araçlarla hastaneye ulaştırılan yaralılar, alarm durumunda olan hastane personeli tarafından ameliyata alındı. Bitlis Devlet Hastanesi’nin bütün personeli, muhtemel yaralılar için hastanede hazır bekliyor.
Erciş Devlet Hastanesi'nde 50'nin üzerinde cenaze var
Erciş Devlet Hastanesi'nde 50'nin üzerinde, depremde hayatını kaybeden vatandaşın cenazesi olduğu bildirildi.

Türk Kızılayı'nın yardım malzemeleri bölgeye ulaştı


Van’da meydana gelen 7.2 moment büyüklüğündeki depremin ardından, Türk Kızılayı’nın bölgeye gönderdiği yardım malzemeleri deprem bölgesine ulaşmaya başladı.
    Depremin ardından acil olarak harekete geçen Türk Kızılayı Ankara, Elazığ, Erzurum, Muş, Adana, Diyarbakır, Ağrı ve Manisa bölge afet müdahale ve lojistik merkezlerinden çok sayıda uzman personel ve afet malzemesi bölgeye doğru yola çıktı.
    İlk planda sevk edilen bin 163 çadır, 4 bin 250 battaniye, 100 katalitik soba, bin 40 gıda kolisi ve 500 kumanya bölgeye ulaşmaya başladı. Bölgeye 2 adet mobil fırın gönderen Türk Kızılayı’nın, Van’daki aşevi de afetzedeler için yemek çıkaracak.
    Türk Kızılayı kan merkezlerinden de yaralılar için gerekli kan ürünleri bölgedeki hastanelere ulaştırılıyor. Kızılay, ihtiyaç duyulacak ek malzemenin bölgeye ulaştırılması için bütün hazırlıkları tamamladı

Van Erciş yıkılan binalar çok


Van'da meydana gelen deprem, Erciş'i göçük altında bıraktı. Harabeye dönen ilçede çok sayıda insan göçük altında kaldı.
İsrail’den Türkiye’ye yardım teklifi
Türkiye ile aralarında diplomatik ilişkisi durma noktasına gelen İsrail yönetimi, Van’da meydana gelen depremin ardından Türkiye’ye yardım teklifinde bulundu. İsrail Savunma bakanı Ehud Barak, depremin ardından yaptığı açıklamada İsrail’in Türkiye’ye “gerekli her türlü yardımda bulunma” teklifi yapacaklarını söyledi. Barak’ın Savunma Bakanlığı’nın diplomatik departmanı direktörüne İsrail’in teklifini iletmesi için talimat verdiği kaydedildi.
    Türkiye de ilişkilerin bozuk olduğu dönemde İsrail’in Carmel Dağları’nda çıkan yangın için yangın söndürme uçaklarını göndermişti.
Son Büyük Depremler
17 Ağustos 1999 Kocaeli (7,4),
12 Kasım 1999 Düzce (7,2),
30 Ekim 1983 Erzurum (6,8),
24 Kasım 1976 Van-Çaldıran (7,2),
12-14 Mart 2005 Bingöl (5,7-5,9),
22 Mayıs 1971 Bingöl (6,7),
19 Ağustos 1966 Muş-Varto (6,9),
6 Eylül 1975 Diyarbakır-Lice(6,9),
27 Haziran 1998 Adana-Ceyhan (6,3) 

Van depremi 7.2 Erciş Hapishanesi yıkıldı mahkumlar kaçtı


Van Depremini Muhabirimiz Selda Taboru Erciş'ten bildiriyor. Elektronik Haber Ajansı (e-ha) muhabiri Selda Taboru'nun gözlemlerine bilgiye göre, Van’ın Tabanlı köyü merkezli 7.2 şiddetindeki deprem Erciş ilçesini de vurdu. İlçede Vanyolu Caddesi, Zeylan Caddesi ve Beyazıt Mahallesi’nde çok sayıda apartman çökerken, enkazlarda çok sayıda vatandaş kurtarılmayı bekliyor. Deprem esnasında alışveriş için markete gittiklerin belirten Selda Taboru daha sonra sarsıntıyı hissedince kaçtıklarını belirtti. Biz kaçtıktan sonra bina yıkıldı diyen muhabirimiz kendi binamızda da büyük hasar olduğunu belirtti. Erciş'te çok sayıda binada hasar olduğu belirtiliyor.
İlçede Hapishanenin yıkıldığı ve mahkumların kaçtığı bildirildi. Mahkumların kaçmamsı için ateş açıldığı da gelen haberler arasında.

Prof. Pampal: Bölgede daha büyük depremlere yol açabilecek fay hatları var
Gazi Üniversitesi Deprem Araştırma Merkezi eski Müdürü Prof. Dr. Süleyman Pampal, Van'da 7.2 şiddetinde meydana gelen deprem gibi geçmişte de yıkıcı çok sayıda deprem olduğunu belirterek, “Deprem tehlikesi çok yüksek bir yer.” dedi. Çevrede daha büyük depremlere yol açabilecek fay hatlarının bulunduğunu hatırlatan Pampal, teyakkuzda olmak gerektiğini kaydetti.

Gazi Üniversitesi Deprem Araştırma Merkezi Eski Müdürü Prof. Dr. Süleyman Pampal, Van’da gerçekleşen depremin sürpriz olmadığını kaydetti. Pampal, “Bölgede tarihsel dönem, yani 1100’den itibaren 1900’lere kadar yaklaşık 10 tane 8 -9 büyüklüğünde deprem var. Sonra 1930’da 7,2 ve 1976’da aynı bölgeye çok yakın Çaldıran depremi 7,2. Arada da 3 -5 yıl arayla 5 -6 büyüklüğünde çok sayıda yıkıcı deprem yaşamış bir bölge burası. Yani deprem tehlikesi çok yüksek olan bir yer.” diye konuştu.

Özellikle bölge şartları düşünüldüğünde hasar ve can kaybının yüksek olabileceğini söyleyen Pampal, “Bir taraftan yapı stoku, bir taraftan insanların deprem bilincinin çok yüksek olmaması. Hızla yapılacak olan şey, bölge insanına bu geceyi geçirmesi için destek olmak. Çok sayıda artçı deprem olacak. Bu depremlerde yıkıcı olabilir. Çünkü 7.2 büyüklüğündeki bir depremin artçıları da 6 -6.5 büyüklüğüne ulaşabilir. bu nedenle insanlar hasarlı yapılara girmemeli." dedi. Bölgede daha büyük depremlere yol açabilecek fay hatlarının da bulunduğunu hatırlatan Pampal, şunları söyledi: “Bu bölge Doğu Anadolu fayı ile Kuzey Anadolu fayının kesiştiği bölgeye çok yakın. Ağrı–Van bölgesi, bu kesişme noktasının yani Erzincan’ın hemen doğusunda. Kuzeydoğu ve Güneybatı istikametine giden farklı bir yapı. Kuzey Anadolu ve Doğu Anadolu fayından bağımsız. Dediğimiz gibi bu bölgede son zamanlarda aktif olan iki fay sistemi var. Böyle bir deprem, çevrede yeni yeni aktiviteleri de etkileyebilir. Ama şu anda yaşanan deprem, ana şoktur. Daha büyük deprem normal şartlarda beklenmez. Beklenecek olan 6 -6,5 gibi daha küçük artçılardır. Ama yeni yeni bağımsız depremler de olabilir. Çünkü yakın çevrede, büyük deprem oluşturabilecek çok sayıda aktif fay var. Yakın çevre için söylüyorum, bunlar da bu aktiviteden etkilenebilir. Teyakkuzda olmakta yarar var.”

28 Eylül 2011 Çarşamba

Türkiyede Nesli Tükenmekte Olan Hayvanlar

Dünya’da ve Türkiye’de birçok canlı türü maalesef hızla tükeniyor. Aşağıda verilen isimler nesilleri tükenmekte olan hayvan ve bitkilerden sadece bazıları. İnsanlık olarak doğal dengeyi çok büyük bir tehlikeye atıyoruz. Nesilleri tükenmekte olan bu canlıların yok olması demek, sistemde bunlara bağlı olarak yaşamını sürdüren daha birçok bitki ve hayvan türünün de tehlikeye girmesi anlamına geliyor.

Doğal dengeyi bozmamak için her insan elinden gelen gayreti göstermek zorundadır. Bu dünya, bu canlılar bizimle birlikte var. Bu canlıların neslinin tükenmesi aslında bir anlamda insanlığın da tükenmesi demektir.

İşte Dünya’da ve Türkiye’de nesli tükenmekte olan hayvan türleri:


Dünyada Nesli Tükenmekte Olan Hayvanlar

Panda (Bambu Ayısı)
Kutup Ayısı
Penguenler
Kısa Gagalı Yunus 
Su samurları
 
 
Türkiyede Nesli Tükenmekte Olan Hayvanlar

Asya aslanı (Panthera leo persica)
Kafkas öküzü (Bison bonasus caucasicus)
Çita (Acinonyx jubatus raddei)
Kelaynak
Deniz kaplumbağaları
Akdeniz foku (Monachus monachus)
Telli turna (Anthropoides virgo)
Ceylan (Gazella gazella)
Yırtıcı kuşlar
İç su balıkları
Dağ horozu
Van kedisi
 
 
Nesli Tükenmekte Olan Bitkiler

Likya orkidesi (Ophrys Iycia)
 
 
Nesli Tükenmekte Olan İlginç Canlılar

Meksikalı yürüyen balık
Kuş yiyen örümcek
Islık çalan örümcek
Dev Çin semenderi
Dev su böcekleri
Dev Palouse solucanı
Dev hindistan cevizi pavuryaları
Deniz lalesi karidesleri
Honduraslı hayalet yarasaları
Ebe kurbağası
Ördek kurbağası
Cam kurbağa
Ayaklı amfibiler
Dev Komodo ejderi
Kagu
Kıllı burunlu kangurular
Çizgili tavşan



NESLİ TÜKENMEKTE OLAN HAYVANLAR


Nesli tükenmekte olan hayvanlar, hayvan ve bitkiler, nesli tükenmekte olan hayvanların resimleri, Türkiye’de ve dünyada nesli tükenmekte olan hayvanlar, bunların türleri, isimleri, bunlar hakkında bilgiler, ülkemizde hangileri var, listesi, koruma yolları, ülkemizde soyu tükenmekte olan hayvanlar, neden soyları tukenmekte gibi sorularınıza cevaplar içermektedir.

NESLİ TÜKENMEKTE OLAN HAYVANLAR

PandaNesli tükenmekte olan hayvanlar, yok olma tehdidi altındaki hayvan türleridir. Bir türün tükenmekte olması demek,  sayılarının giderek azalıyor olması ve doğal ortamlarında onları tehdit eden unsurlar ortadan kaldırılmazsa yok olacakları anlamını taşır. Dünya Doğayı Koruma Birliği'nin (IUCN) iki yılda bir yayımlanan kırmızı listesinde yer alırlar.  Bir türün kırmızı listeye alınması için dünya üzerinde 50'den az yetişkin bireyin kalmış olması gereklidir.
Diğer bir kategori hassas türlerdir. Bunun için temel kıstas türün yetişkin popülasyonunun 1000'den az olmasıdır.


Dünya Doğayı Koruma Birliği'nin (IUCN) 2006 raporu, insan kaynaklı suistimaller sonucu 784 türün dünya üzerinden tamamen yok olduğunu ve 16.119 hayvan türünün tükenmekte olduğunu göstermekte.  Sadece 2006'da listeye 530 türün eklenmiş olması canlı türlerinin ne büyük bir tehdit altında olduğunu gösterir.

Bir türün soyunun tükenmesi doğal yaşamın bir parçasıdır aslında, hatta şu anda dünyada bulunan canlıların sayısı, dünyada yaşamış tüm canlıların %5'i kadar olduğu tahmin edilmektedir.


Deniz ürünlerine ve suya duyduğumuz açlığın giderek yoğunlaşması gezegenimizde yaşayan su canlıları için giderek ciddi bir tehlike oluşturuyor. Sığ suda yaşayan balık türleri azaldıkça, balıkçılar da gözlerini derin sulara dikiyorlar ve böylece oralarda yaşayan canlıların geleceğini tehlikeye sokuyorlar.

Hayvanların neslinin tükenmekte olmasının ana sebebi insanlardır. Diğer sebepler ise insanın ortaya çıkardığı türevlerdir.       


Bütün canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için kesinlikle insana ihtiyacı bulunmaz, ama insanın yaşamını sürdürebilmesi için en küçük hücreliden yırtıcılara kadar bu canlılara ihtiyacı var. Eğer habitat (hayvanların yaşam ortamı) tahribatı, plansız nüfus artışı, yapılaşma, ormanların yakılması, sulak alan tahribi sürerse, birçok tür tükenme tehlikesine girer. Bir türün, dünya üzerinde ya da lokal olarak bulunduğu bölgede yok olmasının kötü sonuçlarını kimse kestiremez. Bu, yakın zamanda da ortaya çıkmaz. Örneğin bizi rahatsız eden karasinek birden ortadan kalksa, her tarafı hayvan leşleri götürür. Ya da baykuşların yok olduğunu düşünelim; o zaman tarla fareleri üzerindeki baskı kalkar.

Bilim adamları, kıtalardaki doğal yaşam alanlarının insanlar tarafından çitler, asfalt yollar, çiftlikler ve şehirlerle bölünerek, bazı biologların “sanal adalar” olarak adlandırdığı kopuk yaşam alanlarına dönüştüğünü söylüyorlar. Doğal yaşam alanlarının yokedilmesi, aşırı avlanma, iklim değişikliği ve kirlenme pek çok canlının neslinin tükenmesinde etken olan diğer faktörler.


"Bilinçli bir koruma olmazsa, doğal hayat bir gün bitecek. Sivrisineğin bile korunmaya ihtiyacı var. Ama yasaklar dinlenmiyor. Bu gidişle doğa diye bir şey kalmayacak"

İnsanlar, hayvanların yaşam alanlarını kendi çıkarları için yok etmektedirler ama bunu yaparken asıl kendi yaşamlarını tehdit altına soktuklarının farkında değiller.

NESLİ TÜKENMEKTE OLAN HAYVANLARDAN BAZILARI

Panda “Bambu Ayısı”


Dev panda, Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) için ayrı bir anlam taşır, çünkü bu sevimli hayvan 1961 yılından beri vakfın sembolü. Dev panda ayrıca anavatanı olan Çin’in de milli amblemi. Siyah-beyaz kürküyle dikkat çeken dev pandaların boyu yaklaşık 1,5 metre, ağırlığı ise 100-150 kg arasındadır. Bambu ormanlarında yaşayan dev pandalar, günde 12-38 kg kadar bambu ağacı yiyerek hayatta kalır.

Dev panda Çin’in Yangtze Havzası’ndaki bambu ormanlarında yaşar. Bu havza, biyoçeşitlilik açısından dünyanın en zengin bölgelerinden biridir. Burada nesli tehlike altında olan pek çok hayvan ve bitki türü barınır. Bu açıdan Yangtze Havzası’nın mutlaka korunması gerekiyor.

Çin’deki bambu ormanlarının giderek yok olması, pandaların hayatını da tehdit ediyor. Şu anda sadece 700 tane kalan pandaların 21. yüzyılın sonunda soylarının tükenmemesi için extra çaba sarfedilmektedir. Panda avlamanın cezası Çin'de ölüme çarptırılmaktır. Bu hayvanların da habitat kaybı yüzünden sayılarının azaldığı bilinmektedir.

Diğer bir adı bambu ayısı olan pandaların ağırlığı neredeyse 120 kilo civarında. Panda gününün büyük bir bölümünü bambu yemekle geçirir. Çok sevdiği bambuyu yiyebilmek için Çin’den başka bir yere gitmediklerinden, ne yazık ki nesilleri tükenmek üzere.

Pandalar çok tembel hayvanlardır. Dişleri bambunun sert kabuklarına uygun olarak sağlam ve keskin. Beslenmek onların yaklaşık 14 saatini alıyor. Hayvanat bahçelerinde yaşayan pandalar, doğal ortamlarında yaşayan pandalara göre çok daha farklı beslenebiliyorlar.

Yemek yemediği zamanlar panda sürekli uyur. Uyumadığında ise hiç acelesi yoktur ve çok yavaş hareket eder. Düşmanları kovaladığında bile paçasını kurtarır kurtarmaz ilk gördüğü ağaca atlar ve uykusuna veya yemeğine kaldığı yerden devam eder.

Hayvanlar aleminin en şefkatli annesi pandalardır. Yeni doğan panda ancak bir fare büyüklüğünde ve 100 gr ağırlığındadır.

Bebek pandanın gözlerinin açılması 6 hafta sürer. 3 aylık olduğunda tek başına yürümeye, 5 aylık olduğunda ise koşmaya ve bambunun tadına bakmaya başlar. Bebek panda bir buçuk seneden uzun bir süre annesinin yanında kalır. Ancak bu uzun dönemin sonunda tek başına yaşamaya hazırdır.

Bu dönemle ilgili en önemli ayrıntı pandanın çok şefkatli ve sevecen bir anne olmasıdır.

Anne panda bebeğine çok düşkündür, onu kolların arasında insanların bebeklerini salladıkları gibi sallar ve sabırla emzirir. Zaten hayvanlar aleminde de yavrularına karşı en sevecen hayvan pandalardır. Pandalar yalnızlığı sever.

Kutup Ayısı


Kutup ayısı (Ursus maritimus), 2006 yılında hassas türden tehlike altındaki tür kategorisine geçti. Kutup bölgesindeki buzulların erimesiyle yaşam alanı tehlike altına girmiştir. Tahminlere göre kutup bölgesindeki bu durum değişmezse önümüzdeki 45 yıl içinde türde yüzde 30'luk bir azalma olacak ve sonunda da tümüyle yok olacak. Yapılan ölçümler buzulların yüzölçümünün önümüzdeki yüzyıl içinde en az yarı yarıya azalacağını, hatta tümden yok olabileceğini ortaya koyuyor.

Kutup ayıları öylesine güçlü yüzücüler ki, dirimbilimcilerin büyük bir bölümü bunların karadan çok denizde yaşayan canlılar kapsamında ele alınmaları gerektiğine inanıyor. Ne var ki, küresel ısınma Kuzey Kutbu’ndaki buzulları erittikçe bu hayvanların büyük bir çoğunluğu açlıktan ölecek ya da sularda boğulup yok olacak.




Penguenler

Çin pandaların soyunun giderek azaldığını gördükçe endişelenirken, şimdi de imparator penguenleri sorunu ortaya çıktı. Tasmanya'nın güneyinde Antarktik kıyısında yaşayan imparator penguenleri büyük bir hızla azalıyor. Bölgedeki buzlar eridikçe hayvanların sayısı da düşüyor. Penguenlerin sayısı son 50 yılda 3 bine kadar düştü. En büyük ölüm oranına 1976-1980 arasında denizde buzların azalması sırasında rastlandı.



Kısa Gagalı Yunus

Kısa gagalı yunus (Delphinus delphis), Akdeniz alttürüdür. Son 40 yıl içinde türün nüfusu aşırı avlanma ve yaşam alanlarının bozulması sonucu %50 düşmüştür.

Diğer nesli tükenen hayvanlar ise: Akdeniz foku, Anadolu Leoparı, Carrette Carrette, Kelaynak kuşları ve Gorillerdir.



Nesli Tükenen Hayvanlar


Dünyanın varoluşundan günümüze kadar birçok canlı türü (hayvan ve bitki) gelip geçti. Maalesef insanoğlu elindekinin kıymetini her zaman onu kaybettikten sonra anlıyor. Hayvan ve bitki türleri biz insanların yaşamlarını devam ettirebilmelerinin de bir anahtarı aslında. Dünyanın doğal bir dengesi vardır. Bu doğal denge içinde bazı canlıların yokolması tabiidir. Ancak işin içine insanoğlu faktörü girdiğinde doğal dengeye müdahale etmemek mümkün olmuyor.


Doğal afetler, yerküre değişimleri ve iklim tabii olarak doğal dengenin bir unsuruyken, insanoğlunun faaliyetleri bu canlı türlerinin birçoğunun neslinin tükenmesinde etkin rol oynamıştır ve hala da buna devam etmektedir. Şehirleşme ve sanayileşme gibi faaliyetler diğer canlıların doğal yaşam alanlarının tahribine yol açmıştır. Ayrıca doğrudan avlanma sonucunda da bir çok canlı türünün nesli sona ermiştir.


Dünya üzerinde beşyüzden fazla türün nesli tamamen tükenmiştir. Aşağıda nesli tükenen hayvanların en önemlileri hakkındaaçıklamalar ve resimler yer almaktadır.

Nesli Tükenen Hayvanlar

* Dinazorlar : Dinozorlar 160 milyon yıl civarında kara hayatına egemen olmuş hayvanlardır. Yeryüzünde bulunan yaklaşık 1000 dinazor türünün 65 milyon yıl önce çoğu türün nesli tükenmiştir. Dinazorların nasıl yokolduğuna dair birçok iddia gündeme atılmıştır. Bunlardan en kabul göreni Nobel ödüllü fizikçi Luis Alvarez ve oğlu jeolog Walter Alvarez’in ileri sürdükleri “dinozorların sonunun 65 milyon yıl önce yaklaşık 10km çapında bir göktaşının Dünya'ya çarpmasıyla nesillerinin tamamen sona erdiği” fikridir.
* Mamut : 4,5 m boy ve 8 ton ağırlığa kadar varan bu cinsin son üyeleri M.Ö. 1700 yılında yaşamıştır. Bulunan en eski mamut kalıntıları 4 milyon yaşındadır. Mamutların neslinin tükenmesinin nedeni de tam olarak bilinmemekle birlikte, aşırı avlanma ya da buzul çaüğı sonundaki iklimsel değişimlerin buna neden olabileceği ileri sürülmektedir.
* Moa : Maolar Yeni Zelanda’da yaşamış olan dünyanın en büyük kuş türü olarak kabul edilirler. Nesilleri insanlar tarafından yok edilmiştir.
* Tazmanya Kaplanı veya Tazmanya kurdu : Avustralya’ya özgü büyük bir etçil keselidir. 1930'lara kadar yaşadı. Tazmanya hükümeti ve çiftçilerin desteğiyle sürdürülen avlarla soyu tüketildi.
* Hazar Kaplanı veya Pers Kaplanı (Panthera tigris virgata) : Hazar kaplanları yalnız yaşayan hayvanlardır. En batıda Türkiye olmak üzere Hazar denizi etrafında, Kafkasya’da İran, Türkmenistan, Afganistan’ın kuzey kesimlerinde ve Moğalistan bölgelerinde yaşamaktaydı. En son 1970 yılında Rusya'daki türün son üyesinin ölümüyle yok oldu.

* Anadolu Panteri (Pantherea Pardus Tulliana) : Anadolu parsı, Orta Doğu ve Batı Asya'da yaygın olan İran leoparının (Panthera pardus saxicolor) Anadolu'da yaklaşık 30 yıl öncesine kadar yaşamış olan bir ırkıdır. Anadolu parsı Ege ve Batı Akdeniz, Doğu Akdeniz ve Doğu Anadolu bölgelerinde, daha çok ormanlık ve dağlık alanlarda yaşamıştır. Yaklaşık ömürleri 20 yıldır. Doğal yaşam alanları ve av kaynaklarının azalması parsları insanların yaşadığı yerlere yönlendirmiş ve bu da genellikle vurularak ya da zehirlenerek öldürülmelerine yol açmıştır. Anadolu'da varlığı 1974 yılından bu yana güvenilir şekilde kanıtlanamamıştır. Bundan dolayı en son bireyin 1974'de Beypazarı'nda vurulduğu kabul edilmektedir.

* Anadolu Aslanı : En son 1890 yılında vurulmuştur.

* Anadolu Kaplanı : Son Kaplan 1970 yılında öldürülmüştür.


* Mersin Balığı (Acipenseriformes) : Bütün türleri nesli tükenme tehlikesi ile karşı karşıya bulunmaktadır, ve çoğunun hatta (en azından) yöresel olarak nesli çoktan tükenmiştir.
* Çizgili Sırtlanlar : Çizgili sırtlan Afrika kıtasının kuzey yarısında, Asya'nın batısında (Anadolu dahil), Arap Yarımadasında ve Hindistan'da bulunuyordu. Artık nesillerinin tükendiği kabul edilmektedir.



26 Eylül 2011 Pazartesi

Çevre Kirliliğine Karşı Biyolojik Sistemler

Çevre, kirliliği ile mücadele etmek ve toplumların hayat kalitesini iyileştirmek amacıyla pahalı teknikler ve prosesler yerine, doğadaki mevcut biyolojik sistemlerin kullanılabileceği düşüncesi son yıllarda yaygınlaşmaya başlamıştır. Dolayısıyla, bugüne kadar faydasız ya da zararlı olarak nitelendirilen bazı bitkisel ve hayvansal canlı sistemlerle yeni kullanım alanları oluşturulmuştur. Bu canlı biyolojik sistemlerin organik maddeleri büyük bir hızla absorblayıp, nitrat, fosfat ve ağır metalleri uzaklaştırabilme yeteneklerinin olduğu anlaşılmıştır. Bu canlı biyolojik sistemlerin yanı sıra, biyolojik materyallerden elde edilen bazı organik maddelerin de atık suların arıtılmasında göz ardı edilemeyecek bir etkinliğe sahip oldukları saptanmıştır.
Atık suların biyolojik arındırılmasında, geliştirilmiş farklı teknolojik işlemlerin belirli aşamalarda mikroorganizmalar yaygın olarak kullanılmaktadır. Incelendiklerinde, bu tür biyolojik sistemlerin, ülkelerin kendilerine özgü ihtiyaçlarına uygun, yan etkilerden uzak bir teknolojik potansiyel vaat ettikleri açıkça görülebilir.
Bitkisel Biyosistemlere Örnekler
Umut verici potansiyele sahip biyosistemler arasında en çok dikkat çeken bitki, su sümbülüdür (Eichornia crassipes). Ilıman ve suptropikal iklimlerde doğal olarak yaşayan bu bitkiye; çok güzel görünüşüne rağmen, hızla büyüyüp vejetatif çoğalma ile yayılması ve sonuçta su kanallarını tıkaması nedeniyle 70`li yıllara kadar zararlı bir su otu gözü ile bakılmaktaydı. NASA tarafından Missisippi`de yapılan ön laboratuar denemeleri, bitkinin evsel atık sulardan organik maddeleri büyük bir hızla absorplayıp metabolize edebildiğini göstermiştir. Bitki, bu atık organik maddeleri, hücre materyali sentezinde kullanır. Durgun suların yüzeyinde yaşayan, gövdesinden çıkarttığı vejetatif uzantılar ve tomurcuklar ile çok büyük bir hızla çoğalan ve tüm su yüzeyini kısa bir süre içinde kaplayabilen bu bitki, toplandığında günde hektar başına 20-40 ton yaş biyolojik materyal verebilir.
Wolverton ve McDonald, Florida gibi iklimi daha uygun olan bölgelerde bu büyüme hızının, günde bitki yüzey alanının % 15`ine kadar çıkabileceğini göstermiştir. Hesaplamalar, evsel atıklar içeren bir gölü temizleyebilmek için gölün toplam alanının % 30`u kadar bir su sümbülü ekim alanının yeterli olacağını ortaya çıkarmıştır. Florida`daki bu çalışmaların sonuçlarına göre, günde hektar başına 2,2 milyon litre atık su havuza ve-rildiğinde, içerdiği azotlu bileşiklerin % 80 `i ve fosforlu bileşiklerin % 40`ı iki gün içinde bu bitki tarafından atık sudan uzaklaştırabilmektedir. Su sümbülleri ile yapılan bu çalışmaların ışığında, California`da 6500 nüfuslu bir yerleşme merkezinde doğal biyolojik sistemlerin kullanıldığı bir arıtma tesisi kurulmuştur. 1981 yılından beri kentin tüm atık suları bu yolla arıtılmaktadır. Söz konusu doğal su arıtma sistemi, en büyüğü0,450 hektar yüzey alanına sahip, üç göletten oluşmaktadır. Göletlerin yüzeyi su sümbülleri ve ona benzer başka bir bitki olan su mercimeği (Lemna sp.) ile kaplı bulunmaktadır. Su mercimeği, hava sıcaklığı optimum değerin altına düştüğünde yoğunluğu azalan su sümbülünün filtrasyon görevini üstlenerek sistemi destekler ve ancak su sümbüllerinin büyüme hızı yavaşladığında kendini gösterir; hava sıcaklığı normale dönünce su mercimeği yerini yine su sümbüllerine bırakır. Bu bitkinin zararlı maddeleri süzme yeteneği  diğerinden, farklı olsa da, sisteme bir bütünlük kazandırıp, yıl boyunca kesintisiz çalışmasını sağladığından katkısı büyüktür. Söz konusu tesiste göletlerin üzeri, ısı kaybını önleyen, sera tipi iki tabakalı bir örtü ile kapatılır. Altı günlük bir bekleme süresi sonunda elde edilen arıtılmış su, içilebilecek niteliktedir.
Bu bitkilerin yanı sıra, sulak-bataklık arazide yetişen, halk arasında hasır sazı diye bilinen Typha bitkisi de benzer özelliklere sahiptir. Dayanıklı, çok değişik ortamlarda yaşayabilen ve sürgünlerle çok hızlı çoğalabilen bu bitki, yapay bataklıklar için ideal bir türdür. Yılda oluşan biyo-kütle miktarı ve kök yapısı, bakteriyel faaliyet için geniş bir bitkisel yüzey alan oluşturur. Ayrıca, benzer ortamlarda yaşayan diğer bitkilere oranla, daha yüksek bir azot ve fosfor uzaklaştırma potansiyeli sergiler. Doğal bataklıkların atık su kaynaklarına göre coğrafi konumları ve kullanımlarında ortaya çıkan çevre ve mülkiyet sorunları, atık suların üçüncül arıtılmasında yapay bataklıkların tercih edilmelerine neden olmuştur. Kanada`da Çevre Bakanlığı`nın denetimi altında tasarlanan dört yapay  bataklık   farklı   kaynaklı   atık   suların   arıtılmasında denenmektedir. Farklı yükleme kapasiteleri, derinlik, bekleme süreleri, ön işlem gereksinimleri, sıvı sirkülasyon düzeni ve alanın geometrisi, yapay bataklıkların tarsım değişkenleridir. Birçok değişkenin elde edilen arıtma veri-minden sorumlu olduğu saptanmıştır. Bekleme süresi yazın buharlaşmadan, kışın ise donmadan etkilenmektedir. Yazın derinlik az, akım hızlı; kışın ise derinlik fazla, akım yavaş tutulmaktadır. Yapay göletler ile karşılaştırıldıklarında, 20.000 kişilik bir yerleşme merkezinin atık sularını arıtmak için 40 hektarlık bir yapay gölet gerekirken, 24 hektarlık bir yapay bataklığın yeterli olduğu görülür. Ayrıca, kışın da arıtma veriminde bir düşme olmadan çalışmaları ve benzer boyuttaki yapay göletlerin maliyetinden iki ya da üç kat daha düşük maliyete sahip olmaları üstünlükleri arasında sayılabilir. Kanada, ListowelÂ?daki yapay bataklıktan elde edilen arıtma derecesi (BOI: 9 mg/1, AKM: 7 mg/1, NH3: 0,07 mg/1) göletlerden elde edilenlerle aynı mertebededir ve yapılan ön işlemlerle yakından ilgilidir. Ã?amur oluşumunu önleyip, oksijen ihtiyacını azaltmak için atık suyun BOI (Biyolojik Oksijen Ihtiyacı) ve AKM (Askıdaki Katı Madde) bakımından bir ön işlemden geçmesi daha olumlu sonuçlar vermektedir. Bu ön işlem kademesi içinde, fosfor da kimyasal yolla indirgenmelidir.
Bu tür endüstriyel çaptaki su arıtma proseslerinde karşılaşılan en büyük sorun, atık sulardaki besin maddelerini kullanarak çoğalan bitkilerin ne şekilde değerlendirileceğidir. Sistemin ekonomik olabilmesi için değerlendirilmeden elde edilecek kârın, toplama ve işleme dahil tüm masrafları karşılayabilecek miktarda olması gerekmektedir.
Su sümbülleri kurutulup öğütülerek, mineraller ve protein yönünden zengin bir hayvan yemi elde edilir. Hayvanlarda elde edilen sonuçlar, bu yemin besin değerinin pamuk tohumu veya soya fasulyesine eş değer olduğunu göstermektedir. Fakat, kurumuş materyalin besin değeri ve yem olarak kullanılıp kullanılamayacağı, hem atık suların organik madde ve mineral içeriğine, hem de bitkinin hasadının yapıldığı gelişim evresine bağlı olarak değişir. Genellikle, endüstriyel atık sularda yetiştirilen bitkiler, yüksek metal iyonu içerdikleri için gübre veya hayvan yemi olarak kullanılamazlar. Buna karşılık su sümbüllerinden havasız ortamda fermantasyon yolu ile biyogaz elde edilmesi mümkündür. Hatta son yıllarda yapılan çalışmalar, çok az miktarlarda nikel ve kadmiyum içeren bitkilerden elde edilen biyogazın daha yüksek oranlarda metan gazı içerdiğini göstermiştir.
Metal iyonu içeriği çok yüksek olmamak koşulu ile biyogaz tesisinden elde edilen atık madde ise çok iyi organik gübredir. Ayrıca su sümbülü kompostlaştırılıp gübre olarak kullanıldığında, killi ve kumlu toprakların tarımsal değerini fark edilir derecede arttırır. Bu seçeneklerin yanı sıra, yapraklardaki protein ekstrakte edilirse, gıda katkı maddesi olarak kullanılabilir. Bitki doğrudan doğruya yakılabildiği gibi, kâğıt sanayi ham maddesi olarak da değerlendirilebilir.
Benzer şekilde yapay bataklıklarda üretilen hasır otlarının toplanarak biyokütlelerinin enerji üretimi için değerlendirilmesi çalışmaları da sürdürülmektedir.
Atık Zeytinyağı Karasuyu ile Pleuro ostreatus Türü Mantar Yetiştirilmesi
Türkiye 95 milyon zeytin ağacı ve 73 bin ton/yıl zeytinyağı üretimi ile önemli bir zeytin üreticisidir. Zeytinyağı işletmelerinde yağın tutulması sonucunda elde edilen atık karasu yüksek miktarda kimyasal ve biyokimyasal oksijen ihtiyacı nedeniyle çevreyi kirletir.
Karasuyunun arıtımı için birçok yöntem denenmesine karşın hem yeterli kirlilik giderimi sağlayan hem de ekonomik uygulanabilirliği olan bir metot önerilememektedir. Bu amaçla karasuyun arıtımı yerine; bulunanla besin değeri yüksek, kolay ve ucuz yetişebilen Pleurotus ostreatus türü mantar üretimi hedeflendi. Mantar insan beslenmesi için gerekli olan proteinler yanında, B kompleks vitaminler ve mineral maddelerce de zengin olması nedeniyle diğer sebze türleri arasında en yüksek besin değerlerine sahiptir. Karbonhidrat içermemesi belli hastalık grubu ve belli yaş grubu insanlar için avan-tajdır.
Son yıllarda çevreye duyarlı bir toplumun oluşması ve yasal baskılar bu tip atıkların çevreye verilmemesini ve değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Karasuyun mantar yetiştiriciliğinde su yerine kullanılması çevre açısından tehdit unsurunu ortadan kaldırmaktadır. TürkiyeÂ?de 1,5 milyon ton karasuyun tamamı mantar yetiştiriciliğinde kullanılırsa yaklaşık 375 bin ton mantar üretilebilir. Böylece ülkemize 5 milyon 250 bin YTL ekonomik gelir sağlanır.
Tekstil Atık Sularındaki Boyar Maddelerin
Mısır Koçanı Yardımı ile Temizlenmesi
Tekstil atık suları ile birlikte içerisinde bulunan boyar maddeler de çeşitli şekillerde çevreye salınmaktadır. Bu boyar maddeler tabiatta biyolojik olarak parçalanamadığından, canlılar üzerinde potansiyel zehir etkisi oluşturmaktadırlar. Bu tür suların tarımda kullanılması ile canlıların doğrudan tehlike altında olduğu herkesçe bilinmektedir. Yine boyar maddelerden oluşan renkler, sulardaki estetik görünümü bozmakta ve suyun ışık geçirgenliğinin azalmasına neden olmaktadır. Bunun için atık suların çevreye salınmadan önce boyar maddelerden temizlenmesi gerekir. Ne yazık ki, bu konu ile ilgili gerekli tesisleri kurmak pahalı yatırımlar olarak görülmekte ve yeterince pay ayrılmamaktadır. Bu nedenle daha ucuz ve kolay bir şe-kilde mısır koçanlarını kullanarak, tekstil atık sularından boyar maddeler temizlenebilir.
Tekstil atık sularındaki renklerin giderilmesinde değişik arıtma yöntemlerinden biri de emilim yöntemidir. Yaptığımız bir araştırmada tekstil sanayinde yaygın olarak kullanılmasından dolayı reaktif boyarmaddeler uygulanmıştır. Gözenekli yapıya sahip olan mısır koçanları ile yapılan çalışmada olumlu sonuçlar alınmıştır. Mısır koçanı miktarı arttıkça ve tanecik boyutu küçüldükçe emilimin  arttığı görülmüştür.
Mısır koçanlarının aktifleştirilerek kullanılması halinde, gözeneklerin daha iyi açılması ile emilim arttırılabilir. Kullanılan mısır koçanlarını temin etmek ülkemiz için ucuz ve kolaydır. Işlemlerden sonra ortaya çıkan atık mısır koçanları, yol ve kaldırım yapımı gibi değişik alanlarda kullanılarak tekrar ekonomiye kazandırılabilir.
Hayvansal Biyosistem Örneği
Hayret verici potansiyele sahip bir başka biyosistemde  solucanlardan yararlanılmaktadır. Yeryüzünde yaklaşık 3000 solucan türü vardır. Her solucan haftada bir-iki koza yapar; her kozadan ortalama dört solucan çıkar ve bu hayvanlar üç hafta içinde olgunluğa erişirler. Dolayısıyla, uygun koşullar altında bir solucan yılda 300 yavru verir ve günde kendi ağırlığının iki katı besin maddesi tüketir. Bu bilgilerin ışığı altında iki Hollandalı sanayici, Piton BV adı altında bir şirket kurmuş, organik atık ve çöplerle solucanları besleyerek, tarımda kullanılan ve suni gübreden çok daha iyi sonuçlar veren kompost üretimini gerçekleştirmişlerdir. Bu şekilde hem tarımcılar tarafından yüksek talebi olan bir ürünü üretip hem de çevre kirliliğini ortadan kaldıran bu yöntem oldukça kârlı bir girişim haline dönüşmüştür. Yöntemin geliştirilmesi sırasında karşılaşılan en ciddi problem olan, solucanları komposttan ayırma ise yine solucanların bir biyolojik özelliğinden yararlanılarak çözülmüştür. Solucanların sıcak ortamda birlikte bulunup, üremeyi tercih ettiklerini izleyen sanayiciler, tabanı ısıtılıp sıcaklığı ayarlanabilen bir beton yapı geliştirmişlerdir. Sıcaklık ile solucanların hareketlerini   kontrol ederek, tabanın bir kenarında solucansız kompost birikmesini sağlayabilmişlerdir. Iyi işleyen bir solucan tesisi ayda ortalama 30-40 m3 kompost üretmektedir. Bu sistemin bir başka avantajı da solucanların oldukça zengin bir protein kaynağı olmaları ve bu besleyici özellikleri nedeniyle Japonya`da nadir ve makbul bir yiyecek kabul edilmeleridir.
Solucanların ayrıca ağır metalleri absorblama yetenekleri olduğu için, toprak kirliliğinde bir gösterge olarak kullanılmaları da mümkündür.