BEŞERİ COĞRAFYA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BEŞERİ COĞRAFYA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 2011 Pazartesi

GÖÇ NEDENLERİ






Göç çok boyutlu bir sosyal olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle göçe neden olan faktörlerde bir o kadar karmaşık ve çok boyutludur. Bunlar; ekonomik faktörler, sosyal, psikolojik ve siyasal faktörler ve doğal faktörlerdir.
1- EKONOMİK FAKTÖRLER
Yer yüzünde meydana gelen ilk göçlerin temel nedeni ekonomik koşullardır. Özellikle üretim faktörlerinden birisini oluşturan işçigücü talebi göçlerde belirleyici bir unsurdur. Dünyada ilk kitlesel göç hareketi Amerika’daki tarımsal işgücü gereksinimini karşılamak için 1619-1776 yılları arasında gerçekleşmiştir. Milyonlarca zenci emek gücü buraya getirilmiştir. Sanayi devriminin gerçekleştiği dönemde de Avrupa’da ortaya çıkan açık işgücü büyük göç olgusunu ortaya çıkarmış ve 1846-1932 yılları arasında 52 milyon insan Avrupa’dan yeni dünyalara göç etmiştir. Yine ilinci dünya savaşından sonra yıkılan Avrupa ekonomisini yeniden kurmak üzere başta Almanya olmak üzere pekçok Avrupa ülkesine Kuzey Afrika’dan, İtalya’dan, Yugoslavya’dan, İspanya, Portekiz, Yunanistan ve Türkiye’den binlerce işgüçü akın etmiştir.
Günümüzde ise Dünyada meydana gelen göçler genel çerçevede değerlendirildiğinde, ana göç doğrultusunun ABD, Batı Avrupa ülkeleri, Japonya, Kanada, Avustralya ve bazı petrol üreticisi Arap ülkelerine doğrudur. Hepsi gelişmiş ülkelerdir ve sözkonosu bu ülkelerin hepsinde kişi başına ulusal gelir 10.000$ ın üzerindedir. Buradan çıkarılabilecek temel unsur uluslararası göçlerde temel belirleyici unsurun ekonomi olduğudur. Uluslararası göçlerde aktüel olan Afganistan’da kişi başına düşen milli gelir 220$, Pakistan’da 470$, Bengladeş’te 370$, Moldova’da 370$ civarındadır. Oysa gelişmiş batı ülkelerinde 1999 verilerine göre kişi başına düşen milli gelir İsviçre’de 38350$, ABD’de 30650$, Almaya’da 25350$, İngilte’de 22640$ dır.
Ekonomik açıdan kişisel gelirin yüksekliğine bağlı olarak yüksek yaşam standartlarının batı ülkelerindeki varlığıda göçlerin temel nedenleri arasındadır. 2000 yılı verileri itibarı ile insani gelişim indeksi sıralamasında Dünyada ilk 20 sırada bulunan ülkelerin büyük bir bölümü Batı Avrupa ülkeleri, Kanada, Avustralya, ABD, Japonya ve Yeni Zellanda’dan oluşmaktadır.
Göç veren ülkelerde meydana gelen ekonomik krizler ve  işsizlik yoğun göçlere neden olan bir diğer ekonomik faktördür. 1989 yılına SSCB’nin dağılması  sonucunda ortaya çıkan ekonomik bunalımlar sonucunda gerek Rusya ve gerekse diğer eski SSCB ülkelerinden özellikle Batı Avrupa’ya yönelik olarak büyük oranda göçler yaşanmıştır ve bu günümüzde de devam etmektedir.
Ekonomik koşullara bağlı olarak gelişen açlık sorunu göçlere neden olan diğer başka bir unsurdur. Bütün dünyada, açlık ve fakirlik sınırındaki nüfusun sorunları günümüzde en çok tartışılan sorunlardır. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) verilerine göre, dünya nüfusunun yaklaşık 1.2 milyar insan günde 1$ lık mutlak yoksulluk sınırının altındadır. 200 milyonu 5 yaşın altındaki çocuk olmak üzere 800 milyon kişi açlık çekmektedir.
Göç sorunlu bölgelerden, sorunlarını çözmüş bölgelere doğru gelişen bir olgudur. Göçmenler göç ederek maddi kazançlarını en üst seviyelere çıkarmak istemektedir. Göç alan ülkeler ise bu devinimi kontrol altında tutmak istemekte ve böylece büyük bir sorun ortaya çıkmaktadır. Fakirlik, işsizlik gibi ekonomik sorunlar potansiyel bir göçmen kitlesi yaratmaktadır.
SOSYAL, PSİKOLOJİK VE SİYASAL FAKTÖRLER
Savaşlar uluslararası göçlerde bu güne kadar önemli bir etken olmuştur. I.Dünya Savaşı Avrupa’da, Asya’da ve Afrika’da çok sayıda siyasal sınırın değişmesine  yol açmış ve durum da insanların uluslararası göçüne neden olmuştur. Avrupa’daki Yugoslavya savaşı sonucunda yaklaşık üç milyon insan kitlesel olarak göç etmiştir.
Afrika’da gelişmiş ülkeler tarafından oluşturulan yapay sınırlar, pek çok etnik kimliğe mensup ininsanların bölünmesine yol açmış ve bu durum birbirine düşman toplulukları yaratmiştır. Tüm bunlar binlerce insanın vatanını terk etmelerine neden olmuştur ve bu durumu bazı Asya ülkelerinde de gözlemek mümkündür.
Orta Doğu’da yıllardır süren istikrarsızlık ve savaşlar, İran’daki rejim değişikliği, SSCB’nin ekonomik ve siyasi çöküşü, SSCB’nin Afganista’ı işgali ve bunun sonucunda ortaya çıkan çatışmalar ve Taliban rejiminin uygulamaları insanları göçe iten nedenler olmuştur. Orta Doğu’da 1967 yılında meydana gelen ve Mısır, Suriye ve FKÖ ile İsrail arasında yaşanan savaşın ardından, 1980′de İran ile Irak arasında başlayan ve 8 yıl süren savaş, Irak’ın Kuveyt’i işgali ile 1990 da başlayan Körfez Savaşı çok sayıda insanın uluslararası göçlere katılmasına neden olmuştur.
Uluslararası yapılan anlaşmalar sonucunda da göçler meydana gelebilmektedir. Bu konuda verilebilecek en güzel örnek Türkiye ile Yunanistan arasında yapılan anlaşmadır. Türkiye ile Yunanistan arasında ”Türk ve Rum Ahalisinin Mübadelesine dair Mukavelename ve Protokol” imzalanmış ve bu anlaşma Lozan Barış Anlaşmasıyla yürürlüğe girmiştir.
Uluslararası göçe neden olan faktörler arsında, haberdar olam açısından medyanında önemli bir rolü bulunmaktadır. Göçe karar veren birey itici  unsurların koşullandırdığı güçlü bir göç etme eğilimine sahiptir ve durumda önüne çıkabilecek her türlü fırsatı değerlendirmek isteyecektir. Medyanında uluslararsı hatta yerel ölçekteki göçlerde önemli bir rolü bulunmaktadır.
Eğitim ve kültürel fırsatlar göçlere neden olan önemli sosyal olgulardır. Gelişmiş ülkelerde eğitim olanakları gelişmemiş ülkelere göre daha fazladır. Kültürel ve sanatsal etkinliklerde de aynı durumu gözlemek olasıdır. Bu durum çekici bir unsur olarak göçlerde önemli bir rol oynar.
Mesafe faktörü uluslararası göçlerde hem coğrafi hem de ekonomik bir değerdir. Gidilecek mesafe göçmen sayısı ile doğru orantılıdır.
Nükller denemelerde insanların göçüne neden olan faktörler arasındadır. Kazakistan’daki Semipalatisk bölgesinde, 1949-1989 yılları arasında150 si yer üstünde olmak üzere 500 civarında nükller bomba denemesi yapılmış 160.000 insan diğer bölgelere göç etmek zorunda kalmıştır.
DOĞAL OLAYLAR
Orta Asya’da IV. ve V. yüzyüldaki Hunların ve Moğolların göçünün en önemli nedeni bu bölgede yaşanan kuraklıktır. ABD’de Kaliforniya’da meydana gelen her önemli deprem sonucunda bir göç dalgası yaşanmaktadır. 1988 yılında Ermenistan’ın Erivan kentindeki 7.2 büyüklüğündeki deprem yaklaşık 25.000 kişinin ölümüne yol açmış ve deprem sonucunda 500.000 civarında Ermenistan vatandaşı Rusya ve Ukrayna’ya göç etmiştir. Orta Asya’da Kırgızistan ve Tacikitan’ın bulunduğu alanlarda ciddi depremler, toprak ve çamur kaymaları ve heyelanlaryöre halkını tehtid etmektedir. Kırgızistan hükümetine göre 1994 yılında toprak kaymaları nedeniyle 270.000 insan göç hareketine katılmıştır.
Bazı alanlarda küresel ısınmaya bağlı olarak toprakların çölleşmesi, orman alanlarının daralması, tarım topraklarının marjinal sınırlara ulaşması insanları yer değiştirmeye zorlamaktadır. Özellikle tropikal kuşakta yer alan ülkelerde bunun en çarpıcı örnekleri görülmektedir.
Birleşmiş Milletler raporuna göre Orta Asya’nın önemli bir bölümü, yıllarca devam eden tarımsal yanlış arazi kullanımı, sanayi kirlenmesi ve aşırı otlatma nedeniyle toprakların verimsizleşmesi ve çölleşme gibi sorunlardan ciddi şekilde etkilenmektedir. Özellikle Aral Gölü çevresinde bozulma ciddi boyutlara ulaşmıştır.

BÜYÜMENİN SINIRLARI MODELİ






1968 yılında on ülkenin bilim adamları, eğitimciler, ekonomistler, sanayler ile ulusal ve uluslararası devlet görevlilerinde oluşan otuz kişilik bir grup Roma’da toplandılar. Roma Klubü olarak adlandırılan toplumun amaçları içinde yaşadığımız düny sisteminin değişik ve birbirine bağlı, doğal, ekonomik, toplumsal ve siyasal öğelerine karşı daha derin bir anlayışı sağlamak ve dikkate sunmaktı.
Roma Klubü, Dünyada ekonomik büyümeyi belirleyen ve sınırlayan nüfus, tarımsal üretim, doğal kaynaklar, sanayi üretimi ile çevre bozulma ve kirlenmesi şeklindeki beş temel hususun, aralarındaki etkileşimlerin denetim altına alınmamasıhalinde, insan sistemini Dünya’nın sınırlarına doğru götüreceği, onun taşıma kapasitesini doyma noktasına  ulaştıracağı üzerinde durarak bir rapor hazırlamıştır.
Yukarıda hazırlanan beş temel öğenin hepsi gittikçe artmaktadır, bu artış üstel büyüme şeklinde olacaktır. Araştırıcılar, üstel büyümenin neden sabit bir sınıra ulaşacağını açıklamak için bir Fransız bilmecesini hatırlatmaktadır. Üstünde tek bir nilüferin yetiştiği bir havuzda nilüfer her geçen gün bir katı kadar büyüsün. Bitki kendi haline bırakıldığı taktirde 30 günde havuzun tüm yüzeyini kaplayacaktır. Böylecede havuzdaki tüm diğer canlıların yaşam olanağını ortada kaldıracaktır. Nilüferlerin kapladığı alanın büyüklüğü uzun süre göze az görünür. Bu nedenlede havuzun yarısını kaplayıncaya kadar insan bitkiyi koparmayı düşünmez. Bu büyüme eğilimine göre bitkinin havuzun yüzeyinin yarısını kaplayacağı gün 29. gündür ve havuzu kurtarmak için geriye sadece bir gün kalmıştır. 

ESTER BOSERUP






Malthus gıda arzının nüfus büyklüğü ile sınırlı olduğunu düşünürken, Boserup, bir sanayi öncesi toplumda nüfusta meydana gelebilecek herhangi bir artışın, tarımsal teknolojilerdeki değişimi teşvik edeceğini, böylece daha fazla gıda maddesi üretileceğini ileri sürmektedir. Nüfus artışı böylece tarımsal kalkınmanın meydana gelmesini mümkün kılmaktadır.
Boserup, üretim yoğunluklarına göre sınıflandırılmış farklı arazi kullanış sistemlerini incelemiştir. Boserup’un teai insanların daha y ğun bir sistemin gerektirdiği teknikleri bildiği fikrine dayanmaktadır. Nüfus arttığı zaman insanda bu teknikleri benimsemeye istekli hale gelir. Eğer teknikler hakkında bilgi elde edilemiyorsa, Boserup, tarımsal sistemin belli bir alandaki nüfus büyüklüğünü denetleyeceğini ileri sürmektedir. Almanya ve İngiltere’deki tarla sistemindeki değişimin nedenin nedeninin nüfus arışı olduğu ortaya çıkmıştır.

KARL MARX






Modern sosyalist ve kominist teorinin gelişmesinde büyük rolü olan Alman toplum felsefecisi Karl Marx (1818-1883) nüfus artışı üzerine çarpıcı ve farklı bir bakış açısı getirmişti. Marx, nüfus artışının yoksulluk ve insanın çetiği sıkıntıların başlıca kaynağı olmadığını, tersine nüfusun potansiyel bir üstünlük olduğunu ifade etmiştir. Yoksulluk sorununun kaynağı olarak kapitalist sistemdeki kusurları gösterdi. Emeğin kötüye kullanılması, kaynakların eşitsiz dağılımı kapitalist sistemin sahip olduğu olumsuz özelliklerdi. Marx’a göre kaynakların ve ekonomik üretimden elde edilen kazançların halk arasında eşit olarak paylaştırılması nüfus artışından kaynaklanan sorunların çözümünde önemli olmaktadır. Sosyalist bir toplumda nüfus artışının ekonomik malların üretimini daha da arttıracağı ve böylece toplumun üyelerine daha iyi bir yaşam standardı sağlayacağı sonucuna varıyordu.
Marx’ın fikirlerinin çok iyi uygulandığını söylemek mümkün değildir. Eski olarak anılan sosyalit ülkelerle kapitalist ülkelerin karşılaştırılmasında da görülebileceği gibi, sosyalizmin üstün bir yaşam standardı getirdiği söylenemez.

THOMAS ROBERT MALTHUS






Ekonomik teoriler arasında en tanınanı ve en çok tartışılanı Malthus tarafından 1789’da yazılan teoridir. Nüfusa ilgi duyduktan sonra insanların çevrelerine ve gıda arzına nasıl uyum sağlayacaklarını gözlemlemek için Avrupa’da geniş seyahatler yapan Malthus’ün öne sürdüğü teori iki ilkeye dayanmaktadır.
  1. Herhangi bir kontrol olmazsa nüfus, potansiyel olarak geometrik oranda büyüyecek ve her yirmibeş yılda bir iki misline varacaktır.
  2. En uygun koşullar altında bile, araziden alınan üretim en çok aritmetik oranda artacaktır.
Ortaya çıkan sonuç nüfus artışı kontrol altına alınıncaya kadar ve geri kalanlar gıda arzıyla destekleninceye kadar kitlesel kıtlık olacaktır. Malthus’ün bu görüşleri açıkladığı dönemde Avrupa’da Sanayi Devrimi henüz başlıyordu ve zenginlik az sayıda kişinin elinde toplanmıştı, tarımsal koşullar topluma egemendi, ekonomik iyileşme olanağı çok sınırlıydı, açlık ve yoksulluk çok yaygındı.
Malthus insanların aşırı nüfuslanma sorununu tanımlama becerisine sahip olduğu ve artış oranını gönüllü yavaşlatacağını ileri sürüyordu. Doğum oranlarını düşürmek içinde, Malthus, koruyucu önlemler olarak evliliklerin geciktirilmesini ve evlilik içi doğum kontrolünü öneriyordu.
Çalışmasının daha sonraki kısmında Malthus teorisinin 1. Bölümünü desteklemek için Kuzey Amerika’daki nüfus artışını gözlemişti. Ancak, söz konusu alanda o zamanlar nüfus artışı konusunda çok az kontrol vardı. Göçmen kabulü serbest bırakılınca Malthus nüfusun çok hızlı bir şekilde arttığını hesapladı.
Sanayi Devrimi gelişip yaygınlaşınca, 19.yy boyunca ve 20.yy başlarında Avrupa’da nüfus artış hızında düşme oldu ve Malthus’un fikirleri terk edildi. Daha sonraki nesiller boyunca tarımda sağlanan teknolojik ve endüstriyel gelişmeler sonucunda gıda üretiminde meydana gelen artışları hesaba katmamasından dolayı Malthus’un vardığı sonuçların tartışmalı olduğu ileri sürülmeye başlandı. Bundan başka, nüfus artışının geometrik oranda geliştiği görüşünün de, Avrupa’da, ondan sonraki dönemde doğum oranlarındaki azalmayla ters düştüğü de görülüyordu. Bununla birlikte, dünya nüfus artışında gözlenen II. Dünya savaşı’ndan sonraki gelişmeler Malthus’un fikirlerinin yeniden canlanmasına neden olmuştur.
Onun fikirlerinin temelde bugünü çağrıştırdığını ve ufak tefek değişikliklerle çağdaş dünyaya uygulanabileceğini iddia edenler, şimdiki nüfus artışının devam etmesine izin verilirse, korkunç sonuçların doğacağına inanmaktadırlar. Bu düşünce ekolünede Neo Malthusian- Yeni Malthüsçüler denilmektedir.
Bu bağlamda 58 ulusa akademi yayınladıkları müşterek bildiride şu sonuca varıyorlardı: ‘’Yerkürenin toplumsal, ekonomik ve çevresel sorunlarının çözümünde nihai başarının, istikrarlı bir dünya nüfusuna kavuşmadan elde edilemiyeceğine inanıyoruz. Hedef çocuklarımızın yaşam süreleri boyunca sıfır nüfus artışı olmalıdır’’(Findlay 1996)

COĞRAFYANIN GELİŞMESİ VE BEŞERİ COĞRAFYA






COĞRAFYANIN GELİŞMESİ VE BEŞERİ COĞRAFYA
‘’Rus astronat Sergey Krikalev, uzayda 313 gün kaldıktan sonra,  25 Mart 1992’de Yeryüzüne indiğine aynı gezegene geri döndüğünü sanmıştı. Fiziksel özellikler (Kazakistan ovaları) aynı kalmış; fakat siyasal ve kültürel coğrafi özellikler dramatik bir değişime uğramıştı. Kazakistan artık bir Sovyet Cumhuriyeti değildi; bağımsız bir ülke olmuş, kendi ekonomik ve kültürel yaşamını geliştirmekle meşguldü. Krikalev’in  astronot giysisinin ambleminde yer alan  ülke Kazakistan gitmiş, oturduğu şehir Leningrad tarihi adı olan St Petersburg’u geri almıştı. Krikalev uzaya fırlatıldıktan sonra, Komünist parti S.S.C.B.’ nde gücünü kaybetmiş, onu oluşturan cumhuriyetler bağımsızlıklarını ilan etmiş ve S.S.C.B. çözülmüştür.(Bergman)

24 Haziran 2010 Perşembe

EKONOMİK FAALİYETLERİN TÜRLERİ








EKONOMİK FAALİYETLERİN TÜRLERİ

1.DOĞAL VE BEŞERİ UNSURLARIN EKONOMİYE ETKİSİ

İnsanların beslenme,barınma,korunma gibi temel ihtiyaçlarının varlığı,ekonomik faaliyetlerin çeşitlenmesini ve gelişmesini sağlamıştır.Ekonomik faaliyet türleri üretim,dağıtım ve tüketim olmak üzere üçe ayrılırlar.Mal ve hizmetlerin sağlanmasına üretim,mal ve hizmetlerin tüketiciye ulaşmasına dağıtım,mal ve hizmetlerin kullanılmasına tüketim denir.

Ekonomik faaliyetler hiçbir zaman tek başına ele alınamaz.Örneğin üretim için tüketim,tüketim için üretim gereklidir.Ekonomik faaliyetlerde arz-talep dengesi vardır.Bu dengenin sağlanması ve üretim-tüketim arasındaki köprü rolünü de dağıtım kurar.

ÜRETİM,DAĞITIM VE TÜKETİMİ ETKİLEYEN DOĞAL FAKTÖRLER

Üretim,dağıtım ve tüketimi etkileyen doğal faktörlerin başlıcalarını sanayi için yer seçimi,hammadde kaynaklarına yakınlık,su kaynaklarına yakınlık,iklim şartları ve yer şekilleri özellikleri oluşturmaktadır.

Hammaddenin bozulabilir olduğu yerlerde üretim tesisleri genellikle ham madde kaynağına yakın veya kolay ulaşılabilecek yerlere kurulur.Örneğin konserve tesisleri sebze ve meyve yetiştirilen bölgelere kurulur.Ülkemizde konserve fabrikaları genel olarak Akdeniz,Ege ve Marmara bölgelerinde bu sebeple kurulmaktadır.Başka bir örnek olarak çabuk bozulabilen et ürünlerinin hemen kesildiği yerlerde paketlenmesi ve dondurulmasıdır.Bazı ham maddelerin işlenmesi sırasında suya ihtiyaç duyulabilir.Özellikle kağıt,demir-çelik fabrikaları ile nükleer ve termik santrallerin yer seçiminde su kaynaklarının yakını tercih edilir.

İklim,bazı sanayi kollarının yer seçiminde dolaylı etkiye sahiptir.Ham maddenin tarımsal olduğu işletmeler,iklim tarım ürünlerini etkilediğinden dolaylı olarak etkilenmiş olur.Bazı tesisler için doğrudan etkiye sahiptir.Soğuk iklim bölgelerinde tesislerin ısıtılması ek masraf getireceğinden ve ulaşım güçlüğünden dolayı sanayi tesislerinin sayısı azdır.Bazı sanayi kolları ise tesisin açık havada olmasını gerektirir.Özellikle uçak sanayisinin hava koşullarından ve iklim şartlarından doğrudan etkilendiğini söyleyebiliriz.İklim koşulları çalışanların verimini şiddetli sıcak ve düşük sıcaklık gibi faktörlerle de etkilemektedir.
(Teknocoğrafya:Teknik ve coğrafyanın birbirine yaptığı etkiyi araştıran bilim dalıdır.Çevre koşullarının özellikle de iklim şartlarının imalat ve üretime yaptığı olumsuz etkiyi en aza indirebilmek için çalışmalar yapar.İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gelişme göstermiştir.Galvanize kaplama,paslanmaz çelik ve plastik kaplamalar bu çalışmaların sonucunda üretim sahalarında ve mamullerde kullanılmaktadır.Bu da ürünlerin dayanma sürelerini ve kullanışlılığını artırmaktadır.)

Yer şekilleri, kara yolu ve demir yolu ulaşımını etkilediğinden dolaylı olarak üretim,dağıtım ve tüketimi etkisi altına almaktadır.Ham maddenin işleneceği tesise ulaştırılması,mamul maddenin tüketiciye sunulması,işçilerin tesise gidip-gelebilmeleri ulaşımla bağlantılıdır.Bu sebeple yer şekillerinin engebesiz olduğu yerler sanayi tesislerinin kurulmasına elverişlidir.Ayrıca yer şekillerinin engebesiz olduğu bölgeler iklim açısından da elverişli koşullara sahip olduğundan sanayiye daha uygun mekanlar haline gelirler.

ÜRETİM,DAĞITIM VE TÜKETİMİ ETKİLEYEN BEŞERİ FAKTÖRLER

Üretim faaliyetleri üzerinde etkili olan beşeri faktörler
Sermaye
İş gücü
Teknolojik gelişmeler
Tarımsal faaliyetler
Sanayinin etkisi
Dağıtım faaliyetleri üzerinde etkili olan bazı beşeri faktörler
Ulaşım yolları
İletişim teknolojileri
Modern pazarlama teknikleri
Sermaye birikimi
İnsan kaynakları
Yerleşim özelliklerinin etkisi
Tüketim faaliyetleri üzerinde etkili olan bazı beşeri faktörler
Temel ihtiyaçlar
Tanıtım ve reklam
Kitle iletişim araçları
Moda
Gelir düzeyi
Bölgeler arasındaki farklı ekonomik faaliyetlere bağlı olarak ülke içerisinde farklı alanlar arasında ticari ilişkiler gelişmektedir.Petrolün rafinerilerde işlenmesi,ülkenin her yerine taşınması ve tüketicilere ulaştırılması bu duruma örnek olarak verilebilir.Siirt’ten örnek olarak da,fıstık bahçelerinden toplanan fıstıkların tüketime hazır olacak şekilde kavrulması,ülkenin çoğu yerine ulaştırılması olayını verebiliriz.

ÜRETİM,DAĞITIM VE TÜKETİM SEKTÖRLERİNİN ETKİLEŞİMİ

Yeryüzünün farklı bölgelerindeki ekonomik faaliyetler üretim,dağıtım ve tüketim bakımından etkileşime sebep olur.Örneğin tarımsal faaliyetlerle elde edilen pamuk,dokuma fabrikalarında işlenip kumaş olduktan sonra ulaşım araçlarıyla konfeksiyon atölyelerine ulaştırılır.Buralarda elbise olduktan sonra ulaşım araçları yoluyla tüketicilere arz edilir.Bunun sonucunda farklı sektörlerin arasında karşılıklı etkileşim gerçekleşir.Aynı zamanda tüketimin talepleri üretimi ve ürünü şekillendirir.

1.Tarım ve Hayvancılıkta Üretim,Dağıtım ve Tüketim Etkileşimi

Kırsal kesimlere ulaşım ağlarının uzanmadığı dönemlerde çiftçiler kendi ihtiyaçları kadar üretim yapmaktaydı.Tarımdaki gelişmeler ile birim alandan elde edilen verim artmış,üretim fazlası ürünler elde edilmiştir.Ulaşım yollarının gelişmesi ile birlikte bu ürünler tüketim alanlarına ulaştırılmıştır.Günümüzde bir ürünün dağıtım kıtalar arası boyuta ulaşmıştır.Çabuk bozulabilen tarımsal ürünlerin tüketiciye çabuk ulaştırılması gereklidir.Bu durum ürünlerin sağlıklı ve sağlam bir şekilde pazara ulaştırılması için teknik açıdan donanımlı ulaşım araçlarının gelişmesine sebep olmuştur.Frigofirik(soğutuculu) adı verilen özel soğutmalı taşımacılık süt,et ve sebze-meyve gibi ürünlerin pazarlara bozulmadan ulaştırılmasını sağlamaktadır.
Eskiden yerel üretim yapan bazı tarım bölgeleri,ulaşımın gelişmesine bağlı olarak üretim miktarlarını artırmışlardır.Hayvancılıkta da benzer durum söz konusudur.

2.Tüketimin Üretimi Etkilemesi

Tüketicinin her hangi bir sebeple tarım ve hayvan ürünlerine olan ilgisinin azalması üretim dengelerini bozmaktadır.Bir kaç sene evvel Avrupa’ya yapılan sebze ihracatında Avrupa standartlarına uyumun gerçekleşmemesi üreticiyi zor durumda bırakmıştır.Yine geçtiğimiz yıl yaşanan kuş gribi vakası,kümes hayvanlarına olan talebi azaltmıştır.

3.Tüketimin Fazla Olması Üretimi Nasıl Etkiler?

Bir ürünün kullanım alanının genişlemesi üretimini artırır.Buğday eski zamanlarda ve yakın zamana kadar temel ihtiyaç malzemesi iken,günümüzde lüks tüketim maddelerinin de içeriğinde kullanılmaktadır.Kozmetik sanayine kadar uzanan bu geniş ürün yelpazesi buğday tüketimini artırmaktadır.Kahve de tüketimin artışına bağlı olarak üretiminin hızla arttığı bir üründür.Günümüzde en çok kahve üreten ülke Brezilya’dır.

4.Üretim,Tüketim ve Dağıtımın Yeni Sektörlerin Ortaya Çıkmasına Etkisi

İnsanların bir kısmı yiyeceklerini akarsu,göl ve denizlerden balık tutarak temin etmiştir.Zamanla bu ürünlerin fazlasını satmış, yeni bir iş kolu ortaya çıkmıştır.Deniz ürünleri çabuk bozulduğu için başlangıçta yakın pazarlara ulaşılmış,teknolojinin gelişmesiyle balık işleme,ambalajlama,soğutuculu taşıma gibi iş kolları ortaya çıkmıştır.Görüldüğü üzere üretim,dağıtım ve tüketim sektörleri hem birbirlerini etkilemekte hem de yeni iş kollarını oluşturmaktadır.

5.Tükenebilir Enerji Kaynaklarında Üretim,Dağıtım,Tüketim İlişkisi

Tükenebilir enerji kaynaklarından olan kömürün üretim ve kullanım alanı aynı yerde toplanmaktadır.Kömür havzaları farklı sanayi kollarını kendine çekmiştir.Metal sanayisinin kömür havzalarına yakın olması diğer sanayi kollarının da gelişmesini sağlamıştır.Ancak gelişen ulaşım ağları sanayinin kömür havzaları çevresinde toplanma zorunluluğunu ortadan kaldırmıştır.Artık limanların çevresinde de metal sanayisi toplanmaktadır.Dünyadaki başlıca kömür yataklarının en önemlileri Kuzey Yarımküre’nin orta enlemlerinde yer almaktadır.Bir çok yerde bulunmakla ve petrol ve doğalgaza göre daha düzenli dağılmakla birlikte,bilinen kömür rezervlerinin hemen hemen üçte ikisine sahip üç ülke vardır.A.B.D.,Rusya(Ukrayna,Kazakistan) ve Çin..

Amerika
A.B.D. dünyanın en zengin kömür yataklarına sahiptir.Kömür her yörede yaygın olarak bulunur.Çok çeşitli kömür tiplerine sahiptir.Ve kömür rezervleri dev boyuttadır.Bu özelliklerle A.B.D. diğer ülkelere üstünlük sağlamaktadır.Üretimin büyük bir kısmı batı kıyıları boyunca uzanan Appalaş dağlarından sağlanır.Kanada ise dünya toplamına göre az miktarda kömür çıkardığı halde dışarıya kömür satımında dünya dördüncüsü bir ülkedir.
Avrupa
Avrupa’da en önemli kömür yatakları İngiltere’den başlayıp,Fransa’dan geçerek Güney Rusya’ya kadar uzanan bir hat boyunca yer almaktadır.Kıtadaki maden kömürü yatakları esas olarak Fransız-Belçika-Hollanda,Almanya’nın Ruhr havzası ve Doğu Avrupa (Polonya,Çek Cum.) ülkelerindedir.
Asya
Maden kömürü Çin’in hemen her bölgesinde bulunmakla beraber özellikle Mançurya ile Şensi ve Şansi eyaletlerinde yer almaktadır.Hindistan kömür üretiminde üçüncü olan ülkedir.Bu ülkede kömür yatakları orta ve doğu eyaletlerde toplanmıştır.Rusya dev kömür rezervlerine sahip olmasına rağmen lokasyonunun -çıkarım yerlerinin- uygunsuzluğu en olumsuz koşuludur.Kömür yataklarının büyük bir bölümü nüfusun çok azının yaşadığı Asya kesimidir.
Okyanusya
Dünyanın en büyük kömür dış satımı yapan ülkesi Avustralya’dır.Maden çıkarım faaliyetlerinin %95’i Yeni Güney Galler ve Queensland (Kuinslend) eyaletlerinden yapılmaktadır.

23 Haziran 2010 Çarşamba

ŞEHiRLERiN FONSiYONLARI VE NÜFUS POLiTiKALARI NÜFUS POLiTiKALARI








ŞEHiRLERiN FONSiYONLARI VE NÜFUS POLiTiKALARI
NÜFUS POLiTiKALARI
TARiHSEL SÜREÇTE şEHiRLER
ŞEHiRLER VE ETKi ALANLARI
KONULAR
Temel Kavramlar
BEŞERî SiSTEMLER
Nüfus politikalari
Küresel etki
Aile planlamasi
Tarihsel süreç
A. NEDEN NÜFUS POLiTiKASI?
Günümüzde bütün dünya ülkelerinin en çok üzerinde durduğu konulardan biri de nüfustur. Artan
dünya nüfusu bir yandan sinirli doğal kaynaklari tüketirken diğer yandan nüfus ve özellikleri ülkeler için
önemli olmaya devam etmektedir.
Yirminci yüzyilin ortalarina kadar ülkeler, nüfusun sayisal olarak fazlaliğini güçlü olmak için gerekli ve
yeterli bir faktör olarak görüyorlardi. Ancak günümüzde nüfusun sayisal fazlaliğindan çok, nitelikleri
üzerinde durulmaktadir. Nüfus miktari ve özellikleri ile ülkelerin kalkinmalari arasinda ilişki kurulmaktadir.
Günümüzde ülkeler aşiri nüfus artişinin sorun yaratmasi ve buna karşi önlem alinmasi gerektiğinden
çeşitli nüfus politikalari uygulamaktadir. Bir yandan aşiri nüfus artişi çeşitli sorunlara yol açarken diğer
taraftan da nüfusun çok az artmasi veya eksilmesi de ülkelerin varliğini ve geleceğini tehdit etmektedir.
işte bu nedenlerle nüfusun belli bir oranda, sorun yaratmadan artişini sağlamak hedeflenmektedir. Oysa
bu her zaman ve her ülke için o kadar kolay olmamaktadir.
Nüfus politikalari nüfusun niteliğini (eğitim), niceliğini (sağlık ve doğurganlık) ve dağilimini (kır, şehir,
diş ülke) etkileyen bilinçli uygulamalardir.
Dünyada genel olarak uygulanan üç çeşit nüfus politikasi vardir.
1. Nüfus artiş hizini azaltmaya yönelik olarak uygulanan nüfus politikasi. Çin ve Hindistan gibi ülkelerde
uygulanan nüfus politikasi.
2. Nüfus artiş hizini yükseltmek için uygulanan nüfus politikasi. Son zamanlarda nüfusu hizla azalan
Avrupa ülkelerinin uyguladiği nüfus politikasi.
3. Nüfusun nitelik ve niceliğini iyileştirmek amaciyla uygulanan nüfus politikasi. Özellikle gelişmekte
olan ülkelerin (Türkiye gibi) nüfus politikasi.
Fransa’nin 1995 yilinda başlattiği ailelerin daha fazla
çocuk sahibi olmalarini teşvik eden kampanya afişi
Endonezya’da daha az çocuk sahibi
olmayi teşvik eden bir hükûmet afişi
Yukarida farkli bölgelerde bulunan ülkelerin izlediği nüfus politikalari verilmiştir. Uygulanan politikalar
arasindaki farkliliklarin nedenlerini açiklayiniz.
Fransa’nin çocuğa ihtiyaci var.
G ETKiNLiK
1. Bazi ülkelerde nüfus artiş hizini arttirmak bazilarinda ise azaltmak için çeşitli çalişmalar yapilmaktadir.
Sebeplerini tartişiniz.
2. Dünya nüfusunun her 20 yilda bir ikiye katlandiğini varsayalim. Bu durum ileride ne gibi sorunlara
yol açar? Söyleyiniz.
3. Dünyadaki nüfus artişi kontrol altina alinmayip doğal seyrine birakilsaydi ne gibi sonuçlar olurdu?
Tartişiniz. NÜFUS POLiTiKALARI
 KONUYA BAşLARKEN
şehirlerin Fonksiyonlari ve Nüfus Politikalari 31
Aşağida verilen kavramlari örnek çalişmada olduğu gibi nüfus politikalari çerçevesinde ele alarak
uygun ve anlamli cümleleri defterinize yaziniz.
Kavramlar: Nüfus patlamasi, nüfus politikasi, aktif nüfus, nüfus artiş hizi, aile planlamasi, ölüm
orani, nüfus artiş hizinin gerilemesi, doğum kontrolü
Örnek çalişma:
Bazi ülkeler, nüfusunu kontrol altina almak için aile planlamasi yoluna gitmiştir. Aileler çocuk sahibi
olmada tamamen serbesttir ancak esas olan en iyi şekilde yetiştirilecek sayida çocuğa sahip olmaktir.
Yukarida bazi ülkelerin 2006 yilina ait nüfus piramitleri verilmiştir. Bu piramitlerden ve ön bilgilerinizden
yararlanarak aşağidaki sorulari cevaplandiriniz.
1. Piramitler arasindaki farkliliklar nelerdir? Söyleyiniz.
2. Piramitlerden hangisi nüfusu hizla azalan bir ülkeyi göstermektedir? Söyleyiniz.
3. Ülkelerden hangisinin nüfusu hizla artmaktadir? Bunun sebeplerini belirtiniz.
4. Japonya ve Endenozya gibi ülkelerin nüfus planlamasi yoluyla hangi sorunlarini çözebileceklerini
belirtiniz.
G ETKiNLiK
G ETKiNLiK
1. Ülkelerin Farkli Nüfus Politikalari
Dünya üzerinde nüfus artişi her yerde farkliliklar gösterir ve zamanla değişime uğrar. 30-40 yil
öncesinde Güney Asya, Orta ve Güney Amerika doğal artiş oraninin en fazla olduğu yerler iken 1970’
lerin sonlarinda Afrika Kitasi nüfus artişinda öne geçmiştir. Geçmişte nüfus patlamasi yaşanan ve
dünyanin diğer alanlarina göç veren Avrupa ülkeleri şimdi ise en düşük artiş oranina sahip durumdadir.
32 şehirlerin Fonksiyonlari ve Nüfus Politikalari
Dünyanin farkli ülkelerinde nüfus politikalarinin uygulanmasi bir dizi kararlara, çeşitli politikalar arasindaki
öncelik ve dengelere bağlidir. Bazi ülkeler, nüfusunun artiş hizini düşürme çabasindayken bazilari
nüfus politikalari sonucunda düşen artiş hizini tekrar yükseltme eğilimindedir. şimdi bazi ülkelerin uyguladiği
nüfus politikalarini inceleyelim.
a. Japonya
Japonya’da modernleşme ve gelişme yillarinda nüfus politikalari nüfusun artmasi yönünde olmuş,
ailelerin çok sayida çocuk sahibi olmalari özendirilmiştir. Bu nüfus politikasi sonucunda 1947’de ülkenin
nüfus artiş hizi % 2’ye yükselmiştir. Artiş beklenenden fazla olunca hükûmet bu artiş hizini düşürebilmek
için 1948’de çikardiği bir yasayla siki bir aile planlamasi başlatmiştir. Bu uygulama sonucunda 1980’lerin
başinda nüfus artiş hizi % 1’in altina düşürülmüştür. 1990’li yillara gelindiğinde nüfus artiş hizi çok düşük
seviyelere inince hükûmet ailelerin çok sayida çocuk sahibi olmalari için teşvik kampanyalarina yeniden
başlamiştir. 1991 yilina gelindiğinde teşvik kampanyasiyla bir miktar artiş sağlanmişsa da beklenen başari
elde edilememiştir. 2000 yilinda bu oran çok düşük bir seviyeye yani % 0,1’in altina inmiştir.
G ETKiNLiK
Yukaridaki grafikte Japonya’nin 2005 yilina kadar belirlenmiş ve 2100 yilina kadar tahminî nüfusu
verilmiştir. Buradan hareketle aşağidaki sorulari cevaplandiriniz.
1. 1970 yilinda Japonya’nin nüfusu ne kadardir?
2. Hangi yildan itibaren nüfus artiş hizinda düşüş eğilimi tahmin edilmektedir? Bu düşüşün ardindaki
sebepler hakkinda neler söyleyebilirsiniz?
3. 1920 yilindan günümüze kadar olan zaman araliğindaki nüfusun değişimini yorumlayiniz.
şehirlerin Fonksiyonlari ve Nüfus Politikalari 33
Aşağidaki tabloda Japonya’nin yillara göre yaş grubu dağilimi verilmiştir. Buradan hareketle
Japonya’nin ileride ne gibi sorunlarla karşilaşabileceğini nedenleriyle birlikte söyleyiniz.
Yillar
Yaş gruplari Toplam nüfus
0-14 (milyon) 15-64 (milyon) 65 + (milyon)
Yillik ortalama
artiş orani (%)
1960 28,4 61,5 5,3 1,1 94
1985 25,9 82,3 12,4 0,61 120,7
2003 18,0 85,4 23,5 0,04 127,2
G ETKiNLiK
b. Çin
Çin, dünyanin en fazla nüfusa sahip ülkesiolduğu için demografik yapisi önemlidir.
1950’li yillara kadar Çin hükûmeti nüfusu güç olarak gördüğü için yayilma politikasi
uyguluyordu. Ancak 1953 yili sayimlarinda nüfus 583 milyon olarak açiklaninca artiş
hizini düşürmek için özellikle şehirlerde ilk olarak doğum kontrol kampanyasi başlamiş
fakat etkili olmamişti. Nüfus artiş hizi planlanandan daha yüksek çiktiği için 1979’da,
resmen ilan edilmeyen tek çocuk siyaseti izlenmeye başlanmiştir. Daha sonra kirsal
kesimden yakinmalar gelince dört yil sonra bir çocuk daha edinme hakki taninmiştir.
Çin’in toplam nüfusu 2004 yilinda 1,3 milyara ulaşmiştir (Grafik 1).
Çin’de Yeni Nüfus Politikasi
“Yaklaşik 30 yildir her aileye bir çocuk kuralini uygulayan Çin, şimdi de köylü nüfusunu azaltmak
için maddi teşvik uygulamasina gidiyor.
Çin’de 30 yildir nüfusu kontrol edebilmek için
her aileye bir çocuk kuralini genel olarak siki bir
şekilde uyguluyor ve kurala uymayanlari para
cezasina çarptiriyor. Bu nüfus politikasi şehirlerde
siki şekilde uygulanirken kirsal kesimde duyulan
iş gücü sikintisini gidermek için bu duruma
göz yumulmaktadir. Ne var ki Çin’de doğum oraninin
yükselmeye başlamasiyla yetkililer özellikle
de kirsal nüfusun artişini engellemek için yeni
önlemlere başvurmaya karar verdi. Açiklanan yeni
politikalar çerçevesinde tek çocuk kuralina
uyan köylülere maddi teşvik verilecek. Yasaya
göre kirsal kesimde yaşayip tek erkek çocuğu veya
iki kiz çocuğu olan ailelere anne, baba 60 yaşini
geçtiklerinde yilda 75 dolara denk gelecek bir
maaş bağlanacak.”
Basindan, 17 Ekim 2006
S HABER KÖşESi
Grafik 1: Çin’in yillara göre nüfus değişimi
Çin sokaklarindan bir görünüm
34 şehirlerin Fonksiyonlari ve Nüfus Politikalari
c. Fransa
Günümüzde Avrupa ülkeleri en düşük nüfus artiş oranina sahiptir. Nüfuslarini artirmak için değişik
politikalar uygulamaktadirlar. Fransa da bu ülkelerden biridir.
Aşağidaki grafik incelendiğinde Fransa’da nüfus artiş hizinin belli dönemlerde azaldiği görülmektedir.
Özellikle I ve II. Dünya Savaşlari sirasinda nüfus artiş orani düşmüştür. “Nüfus patlamasi” denen ve hizli
ekonomik gelişme dönemi olan 1950-1975 yillari arasinda nüfus hizla artmiştir. Ancak 1975’ten sonra
nüfus artişi gözle görülür bir şekilde yavaşlamiştir. Fransa, bu durumun getireceği olumsuz sonuçlari
engellemek için 1985 yilinda ailelerin daha fazla çocuk sahibi olmalari yönünde afişlerle kampanya
başlatmiş ayrica yabanci işçi göçüne izin vemiştir.
1950 yilindan bu yana Fransa’nin nüfusunda kaydedilen gelişmeler verilmiştir. Buradan hareketle
aşağidaki sorulari cevaplandiriniz.
1. Fransa’nin nüfusu hangi dönemler arasinda en fazla artişi göstermiştir?
2. Nüfusun değişiminde göçlerin etkisi nasil olmuştur?
Yillar
Dönem
başinda
nüfus
Ortalama
yillik
değişim
Yillik ortalama sayi
Yillik göç
bakiyesi
Göç bakiyesinin
Canli katkisi (% olarak)
doğumlar
Ölümler Doğal artiş
1950-1959 41.570.000 382.200 816.000 527.700 288.300 93.900 24,6
1960-1969 45.354.800 515.300 845.200 535.000 310.300 205.000 39,8
1970-1979 50.528.200 319.800 796.000 548.800 247.200 72.600 22,7
1980-1989 53.731.400 283.400 776.300 542.800 233.500 49.900 17,6
1990-1999 56.577.000 264.900 536.300 530.400 205.900 59.000 22,3
G ETKiNLiK
Grafik 1: Fransa nüfusunun yillara göre değişimi
şehirlerin Fonksiyonlari ve Nüfus Politikalari 35
2. Nüfus Politikalarinin Olumlu ve Olumsuz Yönleri
Günümüzde gelişmekte olan ülkelerde nüfus artiş hizinin düşürülememesinin, bu ülkelerin iktisadi
gelişmelerini sekteye uğratacaği görüşü hâkimdir. Bununla birlikte gelişmiş ülkelerde de nüfus artiş
hizinin minimum düzeye inmesinin, hatta durma noktasina gelmesinin birçok probleme kaynak teşkil
edeceği savunulmaktadir. Bu nedenle ülkeler, nüfus politikalari ile nüfusu kontrol altina alma girişimlerinde
bulunmaktadir.
Aşağidaki tabloda nüfus politikalarinin olumlu ve olumsuz yönleri ile ilgili boş birakilan bölümleri
örnektekine uygun ifadelerle doldurunuz.
NÜFUS POLiTiKALARI
Nüfus Artiş Hizinin Düşmesinin Nüfus Artiş Hizinin Yükselmesinin
Olumlu Sonuçlari Olumsuz Sonuçlari Olumlu Sonuçlari Olumsuz Sonuçlari
Anne ve bebeklerin sağlik
düzeylerinin yükselmesi Cinsiyet dengesizliği Üretimin artmasi Tasarruflarin azalmasi
G ETKiNLiK
“Nüfus kontrolü bizim tüm sorunlarimizi çözümlemez ama öteki sorunlarimiz da bunsuz
çözümlenemez”.
Nehru 1959 (Dönemin Hindistan Başbakani).
Yukaridaki ifadeyi nüfus politikalari çerçevesinde yorumlayarak düşüncelerinizi defterinize kompozisyon
şeklinde yaziniz.
G ETKiNLiK
Bir ülkede, nüfus politikalari uygulanmadan önceki (A) ve uygullandiktan sonraki (B) durum
karikatürize edilerek gösterilmiştir. Buradan hareketle uygulanan politikanin sonucunu nüfus politikasi
ve ekonomi çerçevesinde yorumlayiniz.
A B
36 şehirlerin Fonksiyonlari ve Nüfus Politikalari
Geçmişten günümüze tarihî önemini koruyan şehirlere örnekler veriniz. Bu şehirler hangi özellikleriyle
ön plana çikmiştir? Tartişiniz.
Tarih boyunca dünya nüfusunun çoğunluğu kirsal alanlarda yaşamiştir. Beş bin yildan beri var olan
ve Sanayi inkilabindan itibaren hem büyüklük hem sayica hizli bir büyüme içine giren yerleşmeler
şehirleri oluşturmuştur.
ilk şehirlerin ortaya çikişi ve yeryüzünde şehirleşme hareketlerinin başlangici eski olmasina karşin
şehirleşme yavaş yavaş gerçekleşmiştir ve günümüzde de devam etmektedir.
Dünyadaki ilk şehir yerleşmeleri Misir, Hindistan ve Güneydoğu Asya’nin akarsu vadilerinde tarimin
gelişmesiyle belirmeye başlamiştir. Verimli tarim arazileri ve akarsu vadileri şehirlerin kurulmasinda tercih
edilen yerler olmuştur. Nitekim MÖ 3000’li yillarda Nil Vadisi’nde ve Akdeniz Havzasinda şehirler
ortaya çikmiştir. Bunu MÖ 2000 yillarinda Kuzey Çin’de, Güney ve Güney Doğu Asya’nin akarsu vadilerinde
ortaya çikan şehirleşme hareketleri takip etmiştir.
ingiltere’de ortaya çikan Sanayi inkilabi (1848) modern şehirleşme sürecini hizlandiran önemli bir
dönüm noktasi olmuştur.
A. TARiHSEL SÜREÇTE şEHiRLERiN NÜFUS GELişiMi
En eski şehirlerin nüfusu günümüz şehirlerine oranla çok azdi. Örneğin, Mezopotamya’da Sümerlere
ait şehir nüfusu genel olarak 7-20 bin arasinda değişmekteydi. Eski Yunan’da ise dünyanin en
büyük şehirlerinden biri olan Atina’nin nüfusu 40 bin civarindaydi. Günümüze doğru şehir nüfusu hizli
bir artiş göstermektedir. Örneğin, Londra’nin nüfusu 1800 yilinda bir milyon iken 1850 yilinda iki milyona,
1890 yilinda beş milyona, 1965 yilinda ise 11,5 milyona yükselmiştir.
Dünyada nüfusu 1820 yilinda 100.000’i aşan şehirlerin sayisi 22 iken 1890’da bu sayi 120’ye yükselmiştir.
Tablo 1’de de görüldüğü gibi yillara bağli olarak şehirleşme devam etmiştir. 1800 yilinda nüfusu 20
binden fazla olan şehirlerin nüfusu toplam nüfus içinde % 2,4’lük paya sahipken bu oran 1950-1960
yillari arasinda % 33’e yükselmiştir. 1990 yilindan sonra ise nüfusu 100 bini aşan şehirlerin toplam
nüfus içindeki orani % 50’nin üzerine çikmiştir.
Yillar şehir nüfusu
şehir nüfusunun toplam nüfus
içindeki orani (%)
1800 20.000 ve daha fazla 2,4
1800-1850 20.000 ve daha fazla 4,3
1850-1900 20.000 ve daha fazla 9,2
1900-1950 20.000 ve daha fazla 20,9
1950-1960 20.000 ve daha fazla 33
1990 ve sonrasi 100.000 ve daha fazla 50’den fazla
y KONUYA BAşLARKEN
TARiHSEL SÜREÇTE şEHiRLER
Tablo 1: Yillara göre şehirleşmenin dünya nüfusu içindeki orani
şehirlerin Fonksiyonlari ve Nüfus Politikalari 37
Haritadan, grafikten ve ön bilgilerinizden yararlanarak aşağidaki sorulari cevaplandiriniz.
1. şehirleşme en hizli hangi dönemde gerçekleşmiştir?
2. şehirlerin hizli gelişmesinde hangi faktörler etkili olmuştur? Söyleyiniz.
3. 2030 yili için şehirlerin nüfus gelişimi hakkinda neler söyleyebilirsiniz?
G ETKiNLiK
Harita 1’de bazi büyük şehirlerin nüfusunun 10 milyona ulaştiği yillar görülmektedir. Buradan da
anlaşilacaği gibi nüfusu fazla olan şehirlerin sayisi hizla artmaktadir. Bu artiş üzerinde çeşitli faktörler
etkili olmuştur.
Nüfusunun 10 milyondan
fazla olmasi
beklenen şehirler
Dünyanin kir ve şehir nüfusunun yillara göre değişimi
ve beklenen tahmini nüfus miktari
Harita 1: Nüfusu yillara göre 10 milyonu geçen bazi şehirler
38 şehirlerin Fonksiyonlari ve Nüfus Politikalari
şehirlerin Fonksiyonlari ve Nüfus Politikalari 39
C. şEHiRLERiN GELişiMLERiNiN KÜRESEL ETKiLERi
Elinizdeki taşi bir havuza attiğinizi düşününüz. Taşin havuzdaki suyla temasi ile birlikte su yüzeyinde
merkezden çevreye doğru halkalar oluşturduğunu görürsünüz. Atilan taşin büyüklüğü halkalarin
boyutunu ve etki alanini belirler. Örneğin, küçük bir taşin havuzda oluşturduğu halka büyüklüğü ile
büyük bir taşin havuzda meydana getirdiği halkalarin büyüklüğü elbette ayni olmayacaktir.
Dünyayi bir havuza, şehirleri de farkli boyutlardaki taşlara benzetirsek şehirlerin dünyadaki etkilerini
daha kolay anlayabiliriz. Bazi şehirler özellikleriyle tipki küçük taş örneğinde olduğu gibi dar bir alani
etkilerken bazi şehirler havuza atilan ve havuzun tamamina yakinini etkileyen iri taşlar gibidir. Bu etkinin
oluşmasinda şehirlerin nüfusu ve fonksiyonel özellikleri en önemli etkenlerdir. şehirler, sahip olduklari
özellikleri ile dünyayi
etkisi altina
alabilmektedir. Örneğin,
New York’ta
meydana gelen bir
olay dünyanin çok
büyük bir kismini
etkilerken buna
karşin Sudan’in
Hartum şehrinde
meydana gelen bir
olay sadece yakin
çevresindeki dar
bir bölgeyi etkileyebilir
(Harita 2).
B. şEHiRLERiN FONKSiYONEL GELişiMi
Yeryüzünde ortaya çikan en eski şehirler ve bu suretle meydana gelen şehirleşme hareketleri zirai
faaliyetlerin sonucudur. Bu gelişmede coğrafi konum büyük rol oynamiştir. Sanayileşme hareketinin
gelişmesi ile şehirleşme orani artmiş ve şehirlerin fonksiyonel değişimi hizlanmiştir.
Değişen şartlara bağli olarak şehirlerdeki faaliyetler farklilaşmiştir. Siyasi ve iktisadi etkenlerle nüfus
artişi da hizlanmiş ve günümüzdeki büyük şehirler ortaya çikmiştir.
Fotoğraflardaki yerleşmelerin fonksiyonel özellikleri hakkinda neler söyleyebilirsiniz?
G ETKiNLiK
Harita 2: New York ve Hartum şehirlerinin etki alanlari
40 şehirlerin Fonksiyonlari ve Nüfus Politikalari
1. Roma
Denizden 24 km uzaklikta Tiber Nehri
üzerinde geçiş noktasindaki bir adaya 3000
yil kadar önce kurulmuştur. Roma; sanatin,
tarihin ve dinin iç içe geçtiği bir kenttir.
Roma, dünya tarihindeki belirleyici rolünü
asirlar boyu sürdürdüğünden olsa gerek
“Dünyanin başkenti” unvanina layik
görülmüştür.
Kuruluşundan yaklaşik 1000 yil sonra bazi
araştirmacilara göre bir milyona varan
nüfusuyla ingiltere’den Basra Körfezi’ne
Karadeniz kiyilarindan Afrika’ya kadar uzanan
Roma imparatorluğu’nun başkenti idi. Bundan dolayi yalnizca imparatorluğun sinirlari içerisinde kalan
yerleri değil dünyanin büyük kesimini siyasi ve dinî olarak etkisi altina almiştir.
Roma’nin gücü doğuya yani istanbul’a kayinca şehir hem etkisini yitirmeye başladi hem de nüfusu
önemli oranda azaldi. Tahminlere göre VI. yüzyil sonuna doğru 50 bin olan nüfusu XIII. yüzyilda sadece
30 bin kadardi.
1870′ te Birleşik italya’nin başkenti olmasina rağmen
nüfusu hâlâ 200 bin civarindaydi. Siyasi, dinî ve kültürel
odak noktasi olarak çok hizli bir büyüme sürecine giren
Roma’nin nüfusu ancak 1930’da bir milyona, 1960’ta iki
milyona, günümüzde ise üç milyona ulaşmiştir (Grafik 1).
Roma, Katoliklerin dinî merkezi olan Vatikan’i içine aldiğindan
çift başkent rolüne de sahiptir. Vatikan bağimsiz
bir bütünlük hâlinde işlev görmektedir ve küresel etkisi
italya’dan çok daha büyüktür (Fotoğraf 1).
Roma günümüzde hizmet sektörünün egemen
olduğu bir şehirdir. Ulusal ve yerel yönetim, finans,
bankacilik, sigortacilik, ticaret ve turizm iş gücünün
2/3’ünü istihdam etmektedir.
“1929 Bunalimi (24 Ekim1929), New York Borsasi’nda
yaklaşik 16 milyon hisse senedinin bir
gün içinde yüzde 50 ile yüzde 90 arasinda değişen
oranlarda değer kaybetmesinden kaynaklanan
bir mali kriz ile başlamiştir. Bankalarin, muhtemel
bir felaketi önlemek için önemli boyutlarda
hisse senedi alimina girmesine rağmen bu kriz atlatilamamiştir.
Aksine bu alimlari, bankalarin iflas
etmesine sebep olmuş ve krizi hizlandirip derinleştirmiştir.
Öte yandan kriz, ABD ile sinirli kalmamiş
Sovyetler Birliği hariç bütün dünyayi etkisi
altina alan genel bir iktisadi bunalima dönüşmüştür. Bu bunalim, dünya ekonomisine durgunluk
biçiminde yansimiş, sonuç olarak işletmeler kapanmaya, üretim hacmi daralmaya ve işsizlik
tirmanmaya başlamiştir.

22 Haziran 2010 Salı

EKONOMİK FAALİYETLERİN SINIFLANDIRILMASI VE NÜFUSUN SEKTÖREL DAĞILIMI








EKONOMİK FAALİYETLERİN SINIFLANDIRILMASI VE NÜFUSUN SEKTÖREL DAĞILIMI

       Ekonomi: İnsanların geçimlerini sürdürmek ve daha iyi yaşam şartlarına kavuşmak için yaptıkları her türlü üretim, dağıtım, pazarlama ve tüketim faaliyetlerinin ilke ve yöntemlerini inceleyen bilim dalıdır.

       Ekonomik Coğrafya: Ekonomik faaliyetlerin yeryüzündeki dağılışı ve dağılışın bölgeden bölgeye gösterdiği farklılıkları ve farklılıkların nedenleri ve insan yaşamına etkilerini açıklayan bilim dalıdır.

EKONOMİK FAALİYETLERİN SINIFLANMASI:
İnsanlar geçimlerini sürdürmek için ve ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmak zorundadır. Çeşitli iş ve mesleklerde çalışan insanların mesleklerinin içinde bulunduğu ekonomik etkinlikler içinde yer alırlar.

       Ekonomik etkinlik( faaliyet): İnsanın yaşamak ve yücelmek için giriştiği her türlü iş ve bunun sonucunda elde ettiği her türlü ürün akla gelir. Üretim, tüketim ve dağıtım ile ilgili her türlü faaliyet ekonomik faaliyet olarak değerlendirilir.Buna göre avcılık, balıkçılık, tarım, hayvancılık, ormancılık, en ilkelinden en gelişmişine kadar sanayi faaliyetleri, inşaat, ulaşım, ticaret, turizm vb. işlerin akla gelmesi gerekir.

 Günümüzde ekonomik faaliyetler birincil, ikincil, üçüncül olarak sınıflandırılmaktadır. Bu sınıflandırmalar ekonomik faaliyetlerin kökenlerini dikkate alarak yapılan sınıflandırmalardır.

A-Birincil ekonomik faaliyetler: Tarım, orman, maden ve hayvancılık gibi doğadan doğrudan yararlanmaya dayalı faaliyetleri içerir. ( Topraktan ve denizden elde edile)
B-İkincil ekonomik faaliyetler: Hammaddenin işlenerek değiştirilmesi, yeni hammadde veya ürün elde edilmesine dayalı sanayi faaliyetlerini içerir. ( hammaddenin işlenerek değerli ürünlere dönüştürüldüğü sanayi faaliyetleridir.
C-Üçüncül ekonomik faaliyetler: Hizmete dayalı ekonomik faaliyetleri içerir. Turizm, bankacılık, eğitim, sağlık, bankacılık, ulaştırma, haberleşme vb. faaliyetlere denir.

Günümüz bilgi iletişim teknolojilerine bağlı olarak oluşan ve araştırma, geliştirme ve karar verme ile ilgili faaliyetleri kapsayacak şekilde dördüncül ve beşincil sektör sınıflandırması yapılarak ekonomik faaliyetler beş kategoride toplanmaktadır.

     Sanayi Sektörü: Her türlü tarımsal ve hayvansal ve madensel hammaddeleri işleyerek bunlardan doğrudan doğruya kullanılır maddeler ve eşyalar meydana getirme faaliyetlerdir.

     Örnek: Şekerpancarı veya kamışından şeker elde etmek, Pamuk, keten, yün gibi liflerden dokuma yapmak, topraktan çıkarılan madenlerden kullanılan her türlü alet ve araç yapımı gibi.
     Tarım Sektörü: İnsanların topraktan çeşitli bitki ve ürünleri elde etmesi ve yine çeşitli evcil hayvanları yetiştirip beslemesi ve bunlardan ürünler alıp değerlendirmesi faaliyetidir.
         Başlıca tarım teknikler:
         A. İntansif (Yoğun) Tarım: Modern tarım metodu olarak da bilinir. Nüfus yoğunluğunun fazla, tarım alanlarının sınırlı olduğu ülkelerde ve bölgelerde gelişmişlik derecelerine göre uygulanır. (Hollanda, Belçika, Almanya, İsrail, Japonya, vb.)
Bu metotla, birim alandan en yüksek verim elde etme amaçlanır. Bunun için sulama, gübreleme, tohum ıslahı ve makine kullanımı gibi verimi artıran tüm yöntemler uygulanır. Üretimde yıllar arasında çok farklılıklar olmaz. Elde edilen verim ve gelir fazla olur.

        B. Ekstansif (Yaygın) Tarım: Tarım alanlarının geniş, nüfus yoğunluğunun fazla olmadığı ülkelerde ve bölgelerde yaygın olarak kullanılan metodudur. (Arjantin, Kanada, Brezilya, Hindistan vb.) Bu metot uygulanırken toprak yoğun bir şekilde işlenmez. İklim şartlarına göre, verimde değişiklik olabilir. Daha çok tahıl ürünleri yetiştirilir.

        C. Nadaslı (Kuru) tarım: Buna ilkel tarım metodu da denir. Yağışların yetersiz olduğu ve sulama yapılamayan sahalarda uygulanır. Topraklardan iki yılda bir ürün alınır. Ürün ekilemeyen yıllarda toprak sürülür, havalandırılır. Böylece su depolaması ve mineral zenginleşmesi sağlanır. Türkiye’de en fazla, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde uygulanır. Karadeniz kıyılarında ise, yağışlı iklimden dolayı nadas tarımına ihtiyaç yoktur.

       Hizmetler Sektörü: Elektrik, gaz ve su, inşaat ve bayındırlık işleri, toptan ve perakende ticaret, lokanta ve oteller, ulaştırma, haberleşme ve depolama, mali kurumlar, sigorta, taşınmaz mallara ait işler ve kurumları, yardımcı iş hizmetleri, toplum hizmetleri, sosyal ve kişisel hizmetler, (eğitim, sağlık, din,) 


NÜFUSUN EKONOMİK FAALİYETLERE GÖRE (SEKTÖREL)DAĞILIMI:
     Nüfusun ekonomik faaliyetlere dağılımı ülkelerden ülkelere ve ülkeler içinde de zamana göre değişmektedir.

     Çalışan nüfusa etkin nüfus denir. 15–64 yaş arasındaki nüfus, çalışma çağındaki nüfusu (etkin nüfusu) oluşturur. Gelişmiş ülkelerde çalışma yaşı daha yüksektir ve çalışma çağındaki nüfusun tümü etkindir. Gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde ise nüfusun büyük bölümü tüketici durumdadır.

      Çalışan nüfusu oluşturan bireyler, geçimlerini sağlamak için çeşitli işlerde çalışır. Kimisi çiftçilik yapar. Kimisi ayakkabı satıcısıdır. Kimisi memurdur. Kimisi serbest doktor olarak çalışır ya da avukattır. Bazıları ihracatla uğraşır, birilerinin atölye ya da fabrikası vardır.
 
       Bütün bu uğraş alanları meslekleri oluşturur. Her meslek sahibi, bir ekonomik faaliyet koluna bağlı olarak çalışır. Sözgelimi bir işçi, eğer bir çiftlikte çalışıyorsa ekonomik faaliyet kolu birincil faaliyet, bir fabrikada çalışıyorsa ekonomik faaliyet kolu ikincil faaliyet, bir nakliyat ambarında çalışıyorsa ekonomik faaliyet kolu üçüncül faaliyettir. Görüldüğü gibi, burada belirleyici olan, bireysel meslek değil, çalışılan yerin, içinde yer aldığı ekonomik faaliyet koludur.   

      Genel olarak gelişmemiş ülkelerde birincil faaliyetler fazla olup, ikincil ve üçüncül faaliyetlerde çalışan insan sayıları azdır. Örneğin, ABD, İngiltere, Almanya, İsveç, Norveç, Japonya, Fransa, İtalya, gibi ülkelerde birincil faaliyetler az yer tutup, İkincil ve özellikle de üçüncül faaliyetler en fazla orana sahiptir. Buna karşın Mali, Somali, Nijerya, Çin, Bangladeş, Etiyopya, vb ülkelerde ise nüfusun en çok geçim sağladığı etkinlik birincil faaliyetlerdir. İkincil ve özellikle de üçüncül faaliyetler az yer tutar.
       Gelişmekte olan ülkelerde birincil faaliyetler azalırken, ikincil ve üçüncül faaliyetler artmaktadır.
       Bir ülkede tarımda çalışan nüfusun oranı çok az ise o ülke gelişmiş demektir. Tarımda çalışan nüfus oranı fazla ise geri kalmış demektir.

                    Nüfusun bu sektörlere dağılımı ülkenin gelişmişlik durumunu gösterir.
Ülke
Birincil faaliyet(Tarım)
İkincil faaliyet (Sanayi)
Üçüncül Faaliyetler (Hizmetler)
Gelişmiş
% 10 (Çok az)  
% 30 (Fazla)
% 60 (Fazla)
Gelişmekte olan
% 50 (fazla)
% 15–20 (az)
% 30–35 (az)
Gelişmemiş
%  90 (çok fazla)
% 5 çok az
% 5 (çok az)





            

       Ülkemizde Nüfusun sektörlere dağılımı:
          1-)  Ülkemizde nüfusun geçimini sağladığı sektör birincil faaliyetlerdir. Tarımsal faaliyetlerle uğraşanların oranı; sanayileşme, hizmet sektörünün gelişmesi ve kentleşme ile azalmıştır. Buna rağmen halen nüfusumuzun yarısından çoğu geçimini tarım kesiminden sağlamaktadır. Kırsal kesimdekilerin yanında bazı şehirlerde yaşayan nüfusun bir bölümü de halen tarım ile uğraşmaktadır. Nüfusumuzun büyük bir bölümü, halen tarım kesiminde çalışmaktadır. Kırsal kesimde oturanların oranı % 44, tarımla geçinenlerin oranı yaklaşık % 54'tür. Bu durum kentlerde oturan nüfus içinde de önemli bir bölümünün halen tarımla uğraştığını göstermektedir.

        2000 yılı rakamlarına göre ülkemizdeki 25,9 milyon çalışan nüfusun % 48,4’ü yani yaklaşık 12,5 milyonu tarım sektöründedir. Zaman içerisinde tarımla uğraşanların sayısı ve oranı sanayileşme, kentleşme ve hizmet sektörünün gelişmesi ile azalmıştır.

        Tarım sektöründe çalışanların oranı 1927de %77,4 iken,1980de %59,9 a,2000 de %48,4e düşmüştür. Bu rakamın gelecekte de düşmesi beklenmektedir.

       2-)  Çalışan nüfusun fazla olduğu ikinci sektör üçüncül faaliyetlerdir. Bu sektör tarım ve sanayi dışındaki çok çeşitli iş kollarını (ticaret, ulaşım, haberleşme, eğitim vb.)kapsar. 1955de %8,5 olan bu oran 1980de %27,8 e,2000 de %38,6’ya yükselmiştir. Ülkemizde sanayi yeterince gelişmediği için kırsal kesimden ve tarımdan ayrılan nüfusun çoğu hizmetler sektöründe toplanmıştır.

        Hizmet sektöründeki yığılmanın temel nedeni: Sanayileşme hızının yeterince yüksek olmamasıdır. Kırdan kente gelen nüfusun çoğu sanayi sektöründe iş bulamayınca hizmet sektörüne yönelmiştir. Kırsaldan gelenlerin bir kısmı da seyyar satıcılı, simitçilik vb, işlerde çalışmaktadır. Gelir düzeyi düşük olan bu iş gücüne de MARJİNAL İŞ GÜCÜ denir.

         3- Nüfusumuzun en azı ( % 12,9’ u) ikincil faaliyetlerde çalışır. Sanayi temel üretici sektördür. Ekonominin gelişebilmesi için sanayi sektöründe çalışanların tarımda çalışanlardan çok olması gerekir. Gelişmiş ülkelerde sanayide çalışanların oranı ı % 30'lar civarındadır. Yaklaşık olarak dağılım %60 hizmetler,%30 sanayi,%10 tarım şeklindedir. Ülkemizde temel üretici sektör olan sanayi, yeterince gelişmediğinden tarım sektöründen kopan nüfusu gerektiği oranda kendine çekememiştir. Bu nedenle ülkemizde sanayi sektöründe çalışan nüfus oranı düşüktür.

         4- Ülkemizde nüfusun sektörlere dağılımı sürekli değişmektedir. Ülkemizde tarımsal nüfus azalırken sanayi ve hizmetler sektörü gelişmektedir.  Ülkemizde sanayide çalışanların oranı 1955 de %8,2 iken 2000de %12,9 a çıkmıştır. Yıllar içinde sanayide çalışanların oranı artmıştır. Ancak bu artış istenilen düzeyde değildir.

            5-) Ülkemizde nüfusun ekonomik faaliyetlere dağılımı bölgelere göre farklılık sunar. Marmara, Batı Karadeniz, İzmir, Çukurova çevresinde, İç bölgelerde Ankara, Konya, Kayseri, Kırıkkale, G. Antep, Denizli gibi alanlarda sanayi nüfusu daha fazladır.

           
       Gelişmemiş Ülkelerin Nüfus Özellikleri
        1-Nüfus atış hızı yüksektir, genç nüfus oranı faz­ladır. 
        2- Şehirleşme oranı çok yüksek değildir.
        3-Tarım önemli bir geçim kaynağıdır.                        
        4-Bebek ölüm oranı yüksektir.
        5-Yaşam standardı düşük, yaşam süresi kısadır.         
        6-Okuryazar oranı düşüktür.
      7-Kişi başına düşen milli gelir azdır.                        
      8-İhracatta sanayi ürünlerinin payı azdır.
      9-Çalışan nüfusun yaş ortalaması düşüktür..

 Gelişmiş Ülkelerin Nüfus Özellikleri
       1-Nüfus artış hızı düşüktür, genç nüfus oranı azdır.        
       2-Nüfusun büyük kısmı kentlerde yaşar.
     3-Tarım dışı sektörler gelişmiştir.                                   
       4-Bebek ölüm oranı düşüktür.
     5-Yaşam standardı yüksek, yaşam süresi uzundur.            
       6-Okuryazar oranı yüksektir.
     7-Kişi başına düşen milli gelir fazladır.                         
       8-İhracatta sanayi ürünlerinin payı fazladır.
     9-Çalışan nüfusun yaş ortalaması yüksektir.                
      10-Çalışan nüfus içinde nitelikli işçi payı yüksektir.
      11-Nüfusun büyük kısmı tarım dışı sektörlerde çalışır.