Türkiye'nin yüzde 89'u erozyon ve buna bağlı çölleşme riskiyle karşı karşıya... Otlar, çalılar, ağaçlar, sert esen rüzgâra ve akıp giden suya inat, toprağa tutunmaya çalışıyor. Toprağı savunan son bitkiler de giderse çölleşme kaçınılmaz olacak. Karapınar'da bir kumul tepesinin üstüne çöktüm. Arkamdan esen rüzgâra kapılmış kum taneleri yanaklarımı zımparalıyor. Omuzlarımdan sekerek gövdemin gölgesinde, önümde yığılıyor. Elimi uzatıyorum ve avcumun ayasında toplanan kumları seyrederken aklıma William Blake'in dizeleri geliyor: Dünyayı görmek için bir kum tanesinde/ Ve cenneti bir yaban çiçeğinde/ Tut sonsuzluğu avcunun içinde/ Ve ebediyeti bir saatin içinde... Çöl ve cennet arasındaki çizginin ne kadar ince olduğunu görmenin en kolay yollarından biri Konya ovasındaki Karapınar ilçesinin güneybatısında yer alan çölleşme ile mücadele alanına gitmek. TEMA Vakfı (Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı) Konya temsilcisi Namık Ceyhan'ın anlattığına göre, "Karapınar, şiddetli rüzgâr erozyonu nedeniyle 1960'lı yıllarda göç tehlikesi ile karşı karşıya kalmış. Kumların rüzgârla taşınması sonucu kumul tepeleri yükselmiş, oluşan toz bulutları nedeniyle mera ve tarım arazileri verimliliğini kaybetmiş. Kum ve toz fırtınaları makineleri bozmuş, solunum hastalıkları baş göstermiş, çocuklar okula gidemez olmuş. Rüzgârla kalkan toz bulutları Konya-Adana karayolunda trafiği aksatmış hatta bazen yolun kapanmasına neden olmuş. Ve halk bölgeyi terk etmeye başlamış"... Çölleşme, doğal iklim değişimleri ya da insanın doğayı tahribatı sonucunda kurak bölgelerin, çöl koşullarını taşıyan ekosistemlere dönüşmesiyle meydana geliyor. Ankara'ya kadar genişleyip bütün Anadolu'yu tehdit edeceği düşünülen Karapınar'daki çölleşme ise bugün özverili çalışmalarla durdurulmuş durumda. Ancak erozyon ve buna bağlı çölleşme Türkiye'yi tehdit etmeye devam ediyor. Yapılan hesaplara göre Türkiye'nin yüzde 89'unda hafif, orta, şiddetli ve çok şiddetli olmak üzere erozyon ve buna bağlı olarak çölleşme riski var. Erozyonla her yıl kaybolan toprak miktarının bir milyar tonun üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Bunun yarısından çoğu tarım alanlarından gidiyor. TEMA Vakfı Danışmanı Prof.Dr. Necmettin Çepel, "Eğer sadece buğday ekili alanlardan kayıp giden topraklarla başka bir yerde 40 cm derinliğinde tarlalar oluşturulsaydı burada yılda 100 milyon somun ekmek yapacak buğday yetiştirilebilirdi" diyor. TEMA Vakfı'ndan Celal Ergün ise "Yediğimiz gıdaların yüzde 78'ini doğrudan sağlayan toprağın erozyona uğraması, tuzlanması ve bunların sonucunda çölleşmesi gıda güvenliğimizi tehlikeye atıyor" görüşünü savunuyor. Bu son derece büyük tehlikenin Karapınar'da olduğu gibi önüne geçmek mümkün, fakat bunun için sorunun kökenine inmek gerek. Karapınar halkı için ekmek teknesi olan, büyük sürüleri besleyip, verimli tarım alanlarını barındıran topraklar nasıl oldu da böylesine büyük bir çölleşme tehdidi ile karşı karşıya kaldı ve hangi nedenler onları topraklarını terk etmeye kadar götürdü? Eski TOPRAKSU Konya Araştırma Enstitüsü Müdürü Bahri Çelik, bunun nedenini birçok etkenin bir araya gelmesi olarak açıklıyor: "Karapınar bölgesi eski bir göl yatağı. Buradaki kumlar gölün kuruması nedeniyle zamanla yüzeye çıkmış. Kumların üstünde tutunan otlar özellikle küçükbaş hayvancılığın yaygın olduğu bölgede, dipten ve aşırı otlatma sonucu ortadan kalktı, meralar tahrip oldu. Hayvanların yemediği fakat toprağı tutan geven, tapir, sığır kuyruğu ve benzeri bitkiler de yakacak olarak kullanılmak üzere söküldü. Tarım arazilerinde ise toprağı tam devirerek işleyen pulluklar ve toprağı parçalayan diskler kullanıldı ve kumlu topraklar gevşedi". Anlaşılan, sorumluluğun önemli bir kısmı toprağı koruyacak önlemleri ve yöntemleri uygulayamayan yöre halkında. Bölgenin iklim koşulları da cabası... Yıllık ortalama yağış sadece 275 mm ve bitkilerin hızlı bir şekilde yeniden gelişimine uygun değil. "Topraklar çıplak kalınca," diyor Çelik, "Güney-güneybatı yönünden esen ve hızı zaman zaman saatte 110 kilometreye çıkan rüzgârlar çölleşmeye neden oldu". Bütün bu koşullar Karapınarlıları çözüm yolları aramaya götürmüş. Karapınar Kaymakamlığı, tehdidi kamu kurumlarına anlatmış. Ve sonunda 1962 yılında çölleşme ile mücadele başlamış.
Doğal afetler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Doğal afetler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Haziran 2011 Perşembe
TOPRAĞIN BİTTİĞİ YER
Türkiye'nin yüzde 89'u erozyon ve buna bağlı çölleşme riskiyle karşı karşıya... Otlar, çalılar, ağaçlar, sert esen rüzgâra ve akıp giden suya inat, toprağa tutunmaya çalışıyor. Toprağı savunan son bitkiler de giderse çölleşme kaçınılmaz olacak. Karapınar'da bir kumul tepesinin üstüne çöktüm. Arkamdan esen rüzgâra kapılmış kum taneleri yanaklarımı zımparalıyor. Omuzlarımdan sekerek gövdemin gölgesinde, önümde yığılıyor. Elimi uzatıyorum ve avcumun ayasında toplanan kumları seyrederken aklıma William Blake'in dizeleri geliyor: Dünyayı görmek için bir kum tanesinde/ Ve cenneti bir yaban çiçeğinde/ Tut sonsuzluğu avcunun içinde/ Ve ebediyeti bir saatin içinde... Çöl ve cennet arasındaki çizginin ne kadar ince olduğunu görmenin en kolay yollarından biri Konya ovasındaki Karapınar ilçesinin güneybatısında yer alan çölleşme ile mücadele alanına gitmek. TEMA Vakfı (Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı) Konya temsilcisi Namık Ceyhan'ın anlattığına göre, "Karapınar, şiddetli rüzgâr erozyonu nedeniyle 1960'lı yıllarda göç tehlikesi ile karşı karşıya kalmış. Kumların rüzgârla taşınması sonucu kumul tepeleri yükselmiş, oluşan toz bulutları nedeniyle mera ve tarım arazileri verimliliğini kaybetmiş. Kum ve toz fırtınaları makineleri bozmuş, solunum hastalıkları baş göstermiş, çocuklar okula gidemez olmuş. Rüzgârla kalkan toz bulutları Konya-Adana karayolunda trafiği aksatmış hatta bazen yolun kapanmasına neden olmuş. Ve halk bölgeyi terk etmeye başlamış"... Çölleşme, doğal iklim değişimleri ya da insanın doğayı tahribatı sonucunda kurak bölgelerin, çöl koşullarını taşıyan ekosistemlere dönüşmesiyle meydana geliyor. Ankara'ya kadar genişleyip bütün Anadolu'yu tehdit edeceği düşünülen Karapınar'daki çölleşme ise bugün özverili çalışmalarla durdurulmuş durumda. Ancak erozyon ve buna bağlı çölleşme Türkiye'yi tehdit etmeye devam ediyor. Yapılan hesaplara göre Türkiye'nin yüzde 89'unda hafif, orta, şiddetli ve çok şiddetli olmak üzere erozyon ve buna bağlı olarak çölleşme riski var. Erozyonla her yıl kaybolan toprak miktarının bir milyar tonun üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Bunun yarısından çoğu tarım alanlarından gidiyor. TEMA Vakfı Danışmanı Prof.Dr. Necmettin Çepel, "Eğer sadece buğday ekili alanlardan kayıp giden topraklarla başka bir yerde 40 cm derinliğinde tarlalar oluşturulsaydı burada yılda 100 milyon somun ekmek yapacak buğday yetiştirilebilirdi" diyor. TEMA Vakfı'ndan Celal Ergün ise "Yediğimiz gıdaların yüzde 78'ini doğrudan sağlayan toprağın erozyona uğraması, tuzlanması ve bunların sonucunda çölleşmesi gıda güvenliğimizi tehlikeye atıyor" görüşünü savunuyor. Bu son derece büyük tehlikenin Karapınar'da olduğu gibi önüne geçmek mümkün, fakat bunun için sorunun kökenine inmek gerek. Karapınar halkı için ekmek teknesi olan, büyük sürüleri besleyip, verimli tarım alanlarını barındıran topraklar nasıl oldu da böylesine büyük bir çölleşme tehdidi ile karşı karşıya kaldı ve hangi nedenler onları topraklarını terk etmeye kadar götürdü? Eski TOPRAKSU Konya Araştırma Enstitüsü Müdürü Bahri Çelik, bunun nedenini birçok etkenin bir araya gelmesi olarak açıklıyor: "Karapınar bölgesi eski bir göl yatağı. Buradaki kumlar gölün kuruması nedeniyle zamanla yüzeye çıkmış. Kumların üstünde tutunan otlar özellikle küçükbaş hayvancılığın yaygın olduğu bölgede, dipten ve aşırı otlatma sonucu ortadan kalktı, meralar tahrip oldu. Hayvanların yemediği fakat toprağı tutan geven, tapir, sığır kuyruğu ve benzeri bitkiler de yakacak olarak kullanılmak üzere söküldü. Tarım arazilerinde ise toprağı tam devirerek işleyen pulluklar ve toprağı parçalayan diskler kullanıldı ve kumlu topraklar gevşedi". Anlaşılan, sorumluluğun önemli bir kısmı toprağı koruyacak önlemleri ve yöntemleri uygulayamayan yöre halkında. Bölgenin iklim koşulları da cabası... Yıllık ortalama yağış sadece 275 mm ve bitkilerin hızlı bir şekilde yeniden gelişimine uygun değil. "Topraklar çıplak kalınca," diyor Çelik, "Güney-güneybatı yönünden esen ve hızı zaman zaman saatte 110 kilometreye çıkan rüzgârlar çölleşmeye neden oldu". Bütün bu koşullar Karapınarlıları çözüm yolları aramaya götürmüş. Karapınar Kaymakamlığı, tehdidi kamu kurumlarına anlatmış. Ve sonunda 1962 yılında çölleşme ile mücadele başlamış.
Şimşek ve yıldırım
Yıldırım, gök gürültüsü ve şimşekle görülen, gökyüzü ile yer arasındaki elektrik boşalmasıdır. Şimşek, bir bulutun tabanı ile yer arasında, iki bulut arasında veya bir bulut içinde elektrik boşalırken oluşan kırık çizgi biçimindeki geçici ışığa denir. Gök gürültüsü ise, şimşek çakması ya da yıldırım düşmesinden sonra duyulan, patlamaya benzer çok yüksek sestir. Volkanik patlamalar ve kum fırtınaları esnasında da, toz veya kül bulutu içerisindeki statik elektrik nedeniyle yıldırım oluşabilir
Şimşek veya gökgürültüsünden kaynaklanan korku astrafobi olarak
adlandırılır.
Orman Yangını
Orman Yangını, serbest yayılma eğiliminde olan ve ormanda yaşama birliği içinde bulunan canlı ve cansız blimum varlıkları yakarak yok eden ateştir. Yanma olayı ISI , OKSİJEN veYANICI Maddelerinden oluşan üç faktörün bir arada olmasıyla meydana gelir.
Yangının sönmesi için de bu üç faktörden birinin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Yanma olayi için, Isının 260-400 C' den, Oksijenin % 15' den fazla olması ve yeteri miktarda yanıcı maddenin bulunması şarttır..
YANGIN TÜRLERİ
Ülkemizde iki çesit orman yangını vardır. Bunlar örtü ve tepe yangınlandır. Üçüncü bir orman yangını türü olan toprak yangını ise Ülkemiz için önemli değildir.
Örtü Yangını:
Orman toprağını örten ölü ve diri örtüyü yakan yangındır. (Ot, çayır, funda, fide, fidan, yaprak, yosun. humus, kuru dal, kütük, devrik kesim artıklan v.s.) Meşcere asli ağaçlarına çoğunlukla zarar vermez ancak toprağı örten yanıcı maddelerin yoğun olması halinde zarar verebilir.Bunun içinde yanan sahanın yangın sonrası takip ve kontrol edilmesinde fayda vardır.
Tepe Yangını:
Ağaç ve ağacçıkların tepelerini de yakarak ilerleyen yangındır. Bu yangın türünde istisnalar hariç ormanın ortüsü. ağaçlarının gövdeleri ve tepeleri çeşitli şiddetle yandığından ağaçlar genellikle kuruyarak meşcere canlılığını kaybeder. En tehlikeli yangın türüdür.
YANGININ ÇIKIŞ NEDENLERİ
Eldeki istatistik bilgilerine göreYangının çıkmasına neden olan ateşin, ana faktörlerinin yıldırım ve insanların çeşitli faaliyetleri olduğunu göstermektedir. Insanın çeşitli faaliyetleri arasında: tarla çalışmaları (anız yakma, bag-bahçe temizliği), çöplerin ateşe verilmesi, enerji nakil hattı arızaları, piknik ve çoban ateşi v.s. sayılabilir.
Nedeni Bilinen Yangınlar:
Yıldırım. kasıt. ihmal ve dikkatsizlik olarak üç guruba ayrılır. Ayrıca nedeni tesbit edilemeyen yangınlar vardır ki bunlar oldukça fazladır. Böylece yangın çıkış nedenlerini.
1-Yıldırım,
2-Kasıt,
3-İhmal ve dikkatsizlik,
4-Nedeni bilinmeyen olmak üzere 4 grupta toplamak mümkündür.
YANGINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER
1- Yanıcı Madde
2- Hava Halleri (Iklim - Klima)
3- Topografik Yapı (Arazi Yapısı) dir.
Yanıcı MaddeÖlü örtü, alt tabakada bulunan ot. çayır bitkileri, çeşitli çalılar, enkaz, kesim artıkları, agaç ve ağacçık v.s. dir. Yanıcı maddelerin inceliği-kalınlığı, miktarı, cinsi, devamlılığı ve rutubeti gibi özellikler yanma olayını etkiler.
Hava Halleri:
Yağış, nisbi nem. sıcaklık ve rüzgar hızı yangını etkiler. Nisbi nemin saat 10.00' da % 40 ve daha düşük olması, nemin 1-2 saat gibi kısa zaman diliminde % 20' den fazla düşüş göstermesi hallerinde mutlaka yangın çıkmaktadır. Aynca rüzgar hızının 20 Km/saat ve üzerinde oluşu, kurak geçen yaz günleri yangını korukler. Bunun için yangın organizasyonu içindeki ilgililer Meteoroloji' den sıcaklık, nisbi hava nemi ve rüzgar hızını ihtiva eden hava raporunu her gün saat başı almalıdırlar.
Topografik Yapı:
Bakı, yükseklik, arazi meyili, arazi şekli (roliyef), dar dere, kutu derelerdir. Doğrudan deniz rüzgarlarına açık alanlar, ada, yarımada durumunda olan sahalarda yangın surat kazanır, bakı durumuda: yangın tehlikesi yönünden güney, batı, doğu ve kuzey yamaçlar olmak üzere öncelik sıralaması yapılır.
ORMAN YANGINLARI İLE MÜCADELEDE KORUYUCU TEDBIRLER
Yangının çıkmasına engel olmak veya çıkacak yangınların sayılarının azaltılması için önceden alınan ve devamlılık gerektiren tedbirler.
HALKIN EĞİTİMİ
*Okul, camii, köy ve kışlalarda orman yangınları ile ilgili Orman İşletme şefleri ,Orman İşletme Müdürleri ve uzmanlarımızca eğitim verilmeli.
*Broşürler dağıtılarak, gazete ve dergilerde yazılar yayınlanmalı.
*Radyo ve TV programları düzenlenerek, bu konuda mümkün oldugu taktirde orman radyo ve televizyon istasyonu kurulmalı.
*Orman ve orman yangını konusunda yarışmalar düzenlenmeli (Şiir, resim, fotograf, kompozisyon, senaryov.s.)
*Orman içinden veya kenarından geçen Karayolu, Köy yolu ve orman yolu kenarlarına, piknik alanlarına yangın ikaz levhaları, veciz sözler ihtiva eden tabolalar konulmalı.
*İlçe ve beldelerde özellikle ilçenin pazarı olan günlerde anız yakılmaması için hapörlör ile halka duyuru yapılmalı.
*Kritik günlerde orman içi ve konan köylere caydırıcı, ikaz edici el afişleri dagıtılmalı.
*Karayolları ve trafik ekiplerince; orman içi vc kenarı yollarda, yanan sigara atılmaması için uyarıcı anons yapılmalı.
*Çıkan yangını haber vermek üzere Orman teşkilatının telefon numaraları Kaymakamlık, Karakol ve Muhtarlıklara bildirilmeli.
*Toplumda mevki ve söz sahibi sevilen kişilere orman yangını konusunda radyo ve televizyonda programlar düzenlenmeli, basına orman yangını konusunda yazı yazmaları saglanmalı.
HALK ORMAN İLİŞKİLERİNİ DÜZENLEMEK
*Orman içi ve kenarında bulunan vatandaşlar, mevcut işlerden öncelikle istifade ettirilmeli.
HALK ORMAN İLİŞKİLERİNİ DÜZENLEMEK
*Orman içi ve kenarında bulunan vatandaşlar, mevcut işlerden öncelikle istifade ettirilmeli.
*Orman içi ve kenarında bulunan vatandaşlaın ihtiyaçları (yapacak, yakacak) zamanında karşılanmalı.
*Vatandaşlara, her konuda adil davranılmalı.
*Vatandaşa projeye dayalı kredi imkanı saglanmalı.
*Vatandaşa projeye dayalı kredi imkanı saglanmalı.
*Vatandaş karşı talebi olumsuzda olsa nezaket kuralları içinde davranılmalı.
KAMU KURULUŞLARI İLE YAPILACAK YARDIMLAŞMA VE İŞBİRLİĞİNE İLİŞKİN HUSUSLAR
Her yıl mart ayı sonuna kadar Orman Yanginlarının önlenmesi ve Söndürülmesinde görevlilerin Görecekleri işler hakkındaki yönetmenlik gereğince illerde Vali,içelerde kaymakam başkanlığında kurulan Orman Yangınları ile Mucadele Komisyonu toplanır.Bu toplantıda alınan kararlar ilgili Kuruluşlara tebliğ edilmeli..
KAMU KURULUŞLARI İLE YAPILACAK YARDIMLAŞMA VE İŞBİRLİĞİNE İLİŞKİN HUSUSLAR
Her yıl mart ayı sonuna kadar Orman Yanginlarının önlenmesi ve Söndürülmesinde görevlilerin Görecekleri işler hakkındaki yönetmenlik gereğince illerde Vali,içelerde kaymakam başkanlığında kurulan Orman Yangınları ile Mucadele Komisyonu toplanır.Bu toplantıda alınan kararlar ilgili Kuruluşlara tebliğ edilmeli..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)