AKARSULAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AKARSULAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 2011 Pazartesi

YERALTISULARININ TANIMI VE OLUŞUMU






YERALTISULARININ TANIMI VE OLUŞUMU
Yeraltısuları; okyanuslar-denizler, atmosfer ve karalar arasında var olan su dolaşımının bir unsurunu meydana getirirler. Bu su dolaşımında, okyanusları, denizleri, gölleri, akarsuları, bataklıkları, kar örtülerini ve buzulları meydana getiren suların bir kısmı buharlaşarak subuharı şeklinde atmosfere dahil olur. Buna ilave olarak toprak yüzeyinden buharlaşma ile bitkilerin terlemesi (transpirasyon) sonucu oluşan bir miktar subuharıda atmosfere girer. Atmosfere dahil olan bu subuharı, belirli koşullar altında yoğuşarak yağışları meydana getirir. Suların belli bir kısmı, uygun koşullarda yeraltına sızar ve yeraltısularını oluşturur.
Yeraltına sızan suların bir kısmı, yerin nispeten derin kısımlarına sokularak orada bulunan geçirimli kayaçların gözenek, yarık, çatlak gibi boşluklarını tamamen doldurmuş bir şekilde bulunur. Alt kısımlardan geçirimsiz kayaçların teşkil ettiği bir zonla sınırlanan bu su tabakası, dar anlamda yeraltı suyu veya taban suyu olarak adlandırılmaktadır. Yeraltısuyu kütlesini meydana getiren bu suyun üst yüzeyi yeraltısuyu tablası veya kısaca su tablası denir.
Asıl yeraltısuyunun, yani üstten su tablası alttan da geçirimsiz zon ile sınırlanan su kütlesinin yeraldığı zona, buradaki kayaçların bütün boşlukları su ile dolu olduğundan, suya doygun zon ve satürasyon zonu denir.
Yeraltına sızan suların belli bir kısmı ise, su tablası ile yer yüzeyi arasındaki zonda asılı olarak bulunur ve asılı su adını alır. Bu su, yer aldığı zonda mevcut kayaç ve toprak boşluklarını, suya doygun zonda olduğu gibi tamamen doldurmamıştır. Boşluklar kısmen su, kısmende hava ile dolu bulunur. Bu nedenle bu zona havalandırma zonu denir.
Havalandırma zonunda, yer yüzeyinden su tablasına doğru, üç kuşak ayrılabilir. Bunlar; Toprak nemi kuşağı, Ara kuşak ve Kılcal su kuşağıdır.
Toprak nemi kuşağında yeralan suların bir kısmı bitkiler tarafından alınır. Bir kısmı buharlaşma yoluyla atmosfere geri verilir. Bir kısmı ise, altta yer alan ara kuşağa geçerek orada asılı halde bulunur. Bu kuşakta yeralan suyun geri kalan kısmı ise, moleküler çekim kuvveti nedeniyle zemin unsurlarının yüzeyine sıkıca yapışmış olarak bulunur ve bitkiler tarafından dahi alınamaz. Bu suya higroskopşk nem denir. Yağış ve kar erimeleri sonucunda yeraltına su sızmadıkça bu kuşaktaki su hareketi son derece azdır.
Kılcal su kuşağındaki su kapilar gerilim ile yeraltısuyundan sağlanır. Bu kuşaktaki su kapilariteye bağlı olarak yukarıya doğru yükselir.
YERALTISULARININ KAYNAĞI
Yeraltısularının esas kaynağını meteorik sular (vadoz sular) meydana getirir. Karalar yüzeyine düşe bu metorik sular, daha sonra, gerek doğrudan doğruya gerekse yeryüzeyinde var olan akarsu, göl, baraj gibi su kütlelerinin tabanlarından olmak üzere dolaylı bir şekilde, zeminde mevcut boşluklardan yeraltına geçerek yeraltısularını beslerler.
SIZMA (İNFİLTRASYON)
Suyun yeryüzünden yeraltına geçmesine sızma (infiltrasyon) denir. Yağış sırasında ve birim zamanda zemine sızabilecek maksimum yağmur suyu miktarı sızma kapasitesini teşkil eder ve suyun bir saatteki yüksekliği veya hacmi olarak ifade edilir. Havalanma zonundaki bir zeminin içinde, yerçekiminin etkisiyle su tablasına inmeden depolanabilecek maksimum su miktarına ise zemin kapasitesi denir.
Herhangibir sahadaki sızma kapasitesi değeri; o sahaya düşen yağmur miktarından; akış, buharlaşma, terleme, bitki örtüsü, tarafından tutulma, göllenme ve kullanma gibi çeşitli yollarla olan toplam su kaybını çıkarmak suretiyle bulunulabileceği gibi, labaratuarda meydana getirilen ve infiltrometre veya lizimetre adı verilen modeller üzerinde saptanabilir.
Sızma kapasitesi, boşlukların daha çok olması yağış başlangıcında fazladır. Fakat o boşlukların bir kısmının, gerek sızan sular veya yukarıdan taşınan küçük unsurlarla dodurmaları ve gerekse, toprağın bünyesinde yer alan killerin suyla temas sonucu şişmeleri sonucunda tıkanmalarıyla, hızla azalır. Ortalama olarak birkaç saat sonra, sızma kapasitesi, sabit bir değer kazanır.
Zemin kapasitesi ise, esas olarak zemin tekstürüne bağlıdır. Kumlu topraklarda zemin kapasitesinin değeri az, killi topraklarda ise fazladır. Ayrıca kumlu topraklar zemin kapasitelerine çok çabuk erişirler. Çünkü bu tip topraklarda suyun sızması kolaydır ve nispeten az miktarda suya gereksinim vardır.
Yerüstüsularının yeraltına sızması ve sızma kapasitesi üzerinde çeşitli etmenler rol oynar. Sızma herşeyden önce yerçekimi ve kapilarite kuvvetlerinin etkilerine bağlıdır. Özellikle yerçekimi kuvveti önemli rol oynar. Kapilarite kuvveti ise, yüzey sularının sınırlı bir miktarının kılcal boşluklarla belirli bir derinliğe kadar sokulmasını sağlar.
Sızmanın meydana gelebilmesi ve miktarı üzerinde, ayrıca, zemini meydana getiren kayaç ve toprakların gözenek, yarık, çatlak gibi suyun geçmesine olanak sağlayacak nitelikte bir takım boşluklar içermesi ve dolayısıyla geçirimli olması gerekir. Herhangibir kayaçta yer alan tüm bolukların hacminin, kayacın toplam hacmine oranına gözeneklilik (porozite) denir.
Gözeneklilik, farklı kayaç ve topraklarda farklı değerler gösterir. İyi elenmiş yani, unsurları hemen hemen aynı boyutta olan, çimentosuz çakıl, kum ve silt depoları yüksek gözenekliliğe sahiptirler. Depoyu meydana getiren unsurlar iyi elenmişse, iri unsurlar arasındaki boşluklar küçük unsurlarla doldurulmuşsa gözeneklilik azalır.
Kuruma çatlakları, ölü bitki köklerinin yerlerine karşılık gelen boşluklar veya hayvanlar tarafından açılan oluklartoprakların gözenekliliğini arttırır. Toprağın yağmur damlalarının darbe etkisiyle veya hayvanlar tarafından çiğnenerek ezilmesi toprağı sıkıştıracak ve gözeneklilik azalacaktır.
Genel olarak gözeneklilik değeri %5′ten az ise düşük, %5 ile %15 arasında orta, %15′in üzeri yüksek gözenekliliği ifade eder.
Geçirimlilik ise, hem gözenekliliğe hem de boşlukların boyut ve niteliklerine bağlı olarak değişir. Gözeneklilik ne kadar yüksek ve boşluklar ne kadar büyük ve birbirleri ile bağlantılı ise geçirimlilik de o oranda fazladır. Killi topraklarda çok küçük olan boşluklar, suyla temas eden kil zerrelerinin şişmeleri nedeniyle hızla kapanırlar ve sızma üzerinde olumsuz etki yaparlar.
Zeminin geçirimliliği geçirimlilik katsayısı ile ifade edilir. Geçirimlilik katsayısı sızma hızının, hidrolik eğime bölünmesi sonucunda bulunur.
Sızma üzerinde rol oynayan etmenlerden biri yağışların özelliğidir. Yağışların sürekli ve çisenti şeklinde olması sızmayı arttırır. Sağnak yağışlarda ise sızma miktarı azalır. Bu tür yağışlar terüstünde eğim doğrultusunda yüzeysel akışa geçer ve sızma azalır.
Topografya yüzeyinin eğimi dolaylı yoldan sızmayı etkiler. Eğim ne kadar fazla ise yüzeysel akışa geçen su miktarı artar ve bunun sonucunda sızma azalır.
Zeminin yağışlardan önceki nem durumu sızma üzerinde etkilidir. Zemin nem bakımından zengin ise sızma miktarı azalır.
Yeraltındaki suların esas kaynağını meteorik sular oluşturmaktadır. Bu suların bir kısmı deniz ve göllerin diplerinde depolanan tortulların boşluklarında hapsedilmiş halde bulunur. Tortullaşma olayı ile yaşıt olan bu sulara meteorik derin sular denir. Petrol yataklarında yer alan yoğun sular bu türdendir. Yeraltıslarının bir diğer kaynağını, kökenleri yerin iç kısmı olan jüvenil sular oluşturur. Rejenere sular ise tortul kayaçların metamorfizmaya uğramaları sonucunda ortaya çıkan sulardır.
Buharlaşma ve kirlenme gibi sorunların bulunmayışı, çok daha az masraflı doğal depo olması, kıyı bölgelerinde tuzlu su sızmasının önlenmesi ve taşkınların kontrol altına alınması gibi nedenlerle bazı ülkelerde ( ABD, Hollanda, İsveç, İngiltere gibi.. ) yer üstü sularının fazlasının akiferlerde saklanması yoluna gidilmekte ve çeşitli yollarla bu sular yeraltına sevedilmektedir. Böylece yeraltısuları yapay yollarla beslenmektedir. 

Kaynakların Tanımı ve Oluşumu






Kaynakların Tanımı ve Oluşumu
Yeraltısularının, doğal olarak, yer yüzüne çıktıkları alanlara kaynak denir. Yeraltısularının doğal yollardan yeryüzüne çıkmalrı, su tablasının topografya yüzeyi tarafından kesilmesi yoluyla olabileceği gibi artezyen kaynaklarında olduğu şekilde, tutuklu yeraltısularının kendilerine ulaşan kırık veya fay düzlemleri boyunca yükselmeleribir  yolu ilede olabilir.

Kaynak Tipleri

1- Akifer Tiplerine Göre Kaynaklar
a) Serbest Akifer Kaynakları:
Bu kaynaklar suları serbest akiferlerden gelerek yeryüzüne çıkan, diğer  bir ifade ile, suları serbest yeraltısularından oluşmuş kaynaklardır. Serbest akiferler asıl yeraltısuyunu taşıyan akiferlerdir. Bu su, akifer tipi açısından serbest yeraltısuyu ismini alır ve yüzeyini su tablası meydana getirir. Bu su tablasının topografya yüzeyi ile kesişmesi ve dolayısıyla suların yeryüzüne çıkması sonucunda serbest akifer kaynakları oluşur. Bu gibi yerler genellikle dağ, sırt ve tepelerin yamaçlarına denk gelir. Bu kaynaklara yamaç kaynakları da denir.

b) Tünemiş Akifer Kaynakları:
Bunlar, suları tünemiş akiferlerden gelen veya tünemiş yeraltısuyundan oluşan kaynaklardır. Tünemiş yeraltısuyu tablasının topografya yüzeyi tarafından kesilmesi sonucunda tünemiş akifer kaynakları veya tünemiş yeraltısuyu kaynakları oluşur.

c) Artezyen Kaynakları:
Suları tutuklu akiferlerden gelen kaynaklardır. Geçirimsiz tabakalar arasında bulunan bu tip yeraltısuları, basınç altında olduklarından, tektonik olaylar sonucu meydana gelen kırık hatları boyunca yüzeye yönelirler. Suların yeryüzüne çıkacakları noktanın seviyesi tutuklu yeraltısuyu tablasından daha aşağı ise suyun çıkışı fışkırma ile olur. Bu tipkaynaklara artezyen kaynağı denir.

Karstik Kaynaklar
Karstik sahalarda, kalkerlerin çatlak, yarık, düden (ponor, subatan, suyutan), obruk (aven, jama) gibi boşluklarından yeraltına sızan suların, gerek derin kısımlarda yer alan ve kalkerlerin erimesine bağlı olarak meydana gelen nispeten geniş su yollarında, gerekse, herhangi bir geçirimsiz zon üzerinde toplanmaları ve sonra yeryüzüne çıkmalarıyla meydana gelen kaynaklardır. Genellikle yüksek akımlı olan karstik kaynakların bu yolla oluşanlarına eksürjans denir. Karstik sahalardaki yüksek akımlı kaynaklardan bir kısmı ise, yerüstünde akan akarsuların düden, obruk gibi doğal boşluklardan yeryüzüne çıkmaları sonucu meydana gelirler. Bu tür kaynaklara resürjans kaynağı adı verilir. Bu tip bol akımlı kaynağı ifade etmek için voklüz kaynağı terimi kullanılmaktadır.
Karstik kaynakların bir kısmının suları yeryüzüne aralıklı olarak çıkar. Bu tür karstik kaynaklara aralı kaynaklar denilmektedir.

Fay Kaynakları
Yeraltısularının kırılma ve faylanmalara bağlı olarak yeryüzüne çıktıkları kaynaklardır. Artezyen kaynaklarında açıklandığı gibi, tutuklu yeraltısuyu, kendisine ulaşan bir kırık veya fay düzlemi varsa, bu düzlem boyunca yol bularak yüzeye çıkabilir.
Akımlarına (debilerine) Kaynaklar
Kaynaklar akımlarına göre değişiklik gösterirler. Akım miktarı çok az olan cılız kaynaklar olduğu gibi debileri çok yüksek olan kaynaklarada rastlanmaktadır.
Kaynağın Adı                                          Yeraldığı Arazi                                 Ortalama Akım (m/gün)
Malade (Idaho)                                         Volkanik arazi                                 2.761.000
Silver (Filedelfiya)                                       Karstik arazi                                 1.976.000
Kırkgöz (Antalya)                                       Karstik arazi                                  1.296.000
Sheep Bridge (Oregon)                               Volkanik arazi                                791.000

Sıcaklıklarına Göre Kaynakalar
Kaynak sularının bir kısmı soğuk, bir kısmı ise ılık veya sıcaktır. Suları ılık veya sıcak olan kaynaklar sıcak kaynak veya termal kaynak olarak adlandırılır. Sıcak kaynakların büyük bir kısmının kökenini meteorik kaynaklar oluşturur. Bu sular yer yüzeyinden yerin derinliklerine sızmışlar ve orada temas ettikleri sıcak kesimler vasıtası ile ısınmışlar ve daha sonra yüzye çıkmışlardır.
Sıcak kaynakların bir kısmında sıcaklık kaynama noktasının çok altındadır. Buna karşılık gayzer adı verilen kaynakların suları kaynama noktasının çevresindedir. Sıcak su kaynaklarının bir kısmında sıcaklık yıl boyunca sabit değer gösteri.

Suyun Çıkış Tarzına Göre Kaynaklar
Gayzerler suları aralıklı ve kuvvetle fışkırarak çıkan sıcak kaynaklardır. Gayzerlerde, yeraltısuyunun içinde toplandığı doğal kuyu, düşey doğrultuda sıralanmış ve birbirlerine dar kanallarla bağlanmış nispeten geniş bölümlerden meydana gelir. Kuyunun çeşitli derinliklerinde yeralan suyun kaynama noktaları birbirinden farklıdır. Basınç arttıkça suyun kaynamsı için daha yüksek bir sıcaklığa ihtiyaç vardır. Bu nedenle derinde yer alan bölümlerin içindeki sular daha büyük bir basınç altında oldukların suları daha geç yüzeye çıkar. Sonuçya en üst bölümdeki su önce kaynar ve buhar basıncı nedeni ile kuyunun ağzına yükselir.

22 Mart 2010 Pazartesi

AKARSULAR






AKARSULAR

Akarsularla İlgili Terimler
  1. Akarsu kaynağı: Akarsuyun doğduğu yerdir.
  2. Akarsu ağzı: Akarsuyun herhangi bir denize veya göle döküldüğü yerdir.
  3. Akarsu yatağı: Kaynakla ağız arasında uzanan, akarsuyun içinden aktığı çukurluktur.
  4. Akarsu vadisi: Akarsuların, içinde aktıkları yatağı aşındırmalarıyla ortaya çıkan çukurluktur.
  5. Akarsu havzası: Bir akarsuyun bütün kollarıyla birlikte sularını topladığı ve faaliyet gösterdiği alanlardır.Eğer akarsular, topladıkları suyu denize ulaştırabiliyorsa, böyle akarsuların havzası açık havzadır. Ancak, akarsular topladıkları suyu denize ulaştıramıyorsa, kara içinde bir göle dökülüyorsa veya yer altına sızıyorsa, bu tür akarsuların havzası kapalı havzadır. 
  6. Su bölümü çizgisi: İki akarsu havzasını birbirinden ayıran sınırdır. Genellikle dağların doruk noktalarından geçerler.
  7. Akarsu ağı (Akarsu drenajı): Akarsu havzası, içindeki kollarıyla birlikte bir ağ oluşturur. Buna akarsu ağı (drenajı) denir. Havzanın eğimi, yapıyı oluşturan taşların cinsi ve tabakaların özelliklerine göre, değişik tipte akarsu drenajları oluşur.
  8. Akarsu debisi (akımı): Akarsu yatağının, herhangi bir kesitinden geçen su miktarının m3/sn cinsinden değeridir.
  9. Akarsu rejimi: Akarsuyun yıl içerisindeki debi değişiklikleridir. Akım düzeni olarak da adlandırılır. Su seviyesinde fazla değişiklik olmayan akarsuların rejimleri düzenlidir. Aylara ve mevsimlere göre, seviye değişikliği fazla olan akarsuların rejimleri düzensizdir. 
  1. Akarsu hızı: Akarsuyun birim zamanda aldığı yoldur (m/sn). Akarsu hızı muline denilen bir araçla ölçülür.
  2. Hız çizgisi: Akarsu hızının en fazla olduğu noktaları birleştiren çizgidir.
  3. Sürekli akarsu: Yatağında her zaman su bulunduran akarsudur.
  4. Geçici akarsu: Yatağında her zaman su bulundurmayan, bazen kuruyan akarsudur.
  5. Taban seviyesi: Akarsular aşındırmalarını derine, yana ve geriye doğru yaparlar. Hiçbir akarsu yatağını deniz seviyesinin daha altına kadar ışındıramaz. Bu seviyeye taban seviyesi denir.
  6. Yamaç gerilemesi: Özellikle nemli iklim bölgelerinde yamaçlar hem alttan, hem de sel sularıyla üstten aşınırlar. Bunun sonucunda yamaç gerilemesi olayı meydana gelir ve yamaç profili oluşur.
 AKARSULARDA AŞINDIRMA
Akarsuyun, içerisinden geçtiği yatağı kazması ve kopardığı parçacıkları taşıması olayına aşındırma denir. Akarsular kimyasal ve fiziksel (mekanik) yollarla aşındırma yaparlar.
1. Kimyasal aşındırma: Sıcaklığın yüksek olduğu zamanlarda veya sürekli sıcak bölgelerde, akarsuların geçtikleri yeri eritmesiyle yaptığı aşındırmadır.
2. Fiziksel (Mekanik) aşındırma: Akarsular, eğime bağlı olarak kazandıkları güçle, yatağındaki kayaları parçalayarak aşındırır. Akarsular genelde fiziksel yolla aşındırma yaparlar.
Akarsuların fiziksel aşındırması üç şekilde olur.
a. Derine aşındırma: Akarsuların yatağını düşey doğrultuda ışındırarak, deniz seviyesine indirmeye çalışmasıdır.
b. Yana aşındırma: Akarsuların içlerindeki materyallerle birlikte, eğimin azaldığı yerde salınımlar yaparak, yanlara çarpması sonucu meydana gelen aşındırmadır.
c. Geriye aşındırma: Akarsularda su miktarı en çok ağız kısmında olur. Çünkü, bu kısımda akarsu bütün kollarından aldığı suyu taşır. Bu kesimdeki su fazlalığı nedeniyle, akarsular yataklarını, denize döküldükleri yerden başlayarak geriye doğru aşındırmaya başlarlar. Böylece aşınan nokta, kaynağa doğru kayar ve zamanla akarsu üzerindeki şelaleler ortadan kalkar. Buna geriye doğru aşındırma denir.
Geriye doğru aşındırma ile akarsular, çevredeki küçük akarsuları kollarıyla birlikte kendisine bağlar. Buna akarsu kapması veya kapma denir.
Akarsular vadilerini kazıp derinleştirdikçe, yataklarının eğimi gittikçe azalır. Bu yüzden zamanla akış yavaşlar, aşındırma eski hızını kaybeder ve en sonunda hemen hemen sona erer. Akarsu yatağında artık, başlangıçtaki pürüzler, şelaleler ortadan kaldırılmış olur. Bu duruma erişen bir akarsuyun, ağzından kaynağına doğru uzanan profili iç bükey bir eğri halindedir. Buna denge profili denir.
                                     
                                                                       Denge Profili
                      

 Denge profiline ulaşmış bir akarsuda;
  • Yatak eğimi azalmıştır.
  • Akış hızı azalmıştır.
  • Aşındırma gücü azalmıştır.
  • Su potansiyeli azalmıştır.
  • Enerji üretimi için elverişsizdirler.
  • Üzerinde ulaşım ve taşımacılık yapılabilir.
AKARSU AŞINIM ŞEKİLLERİ
Vadiler
a. Boğaz Vadi (Yarma Vadi): Yüksek dağ sıralarını enine yarıp geçen akarsular bu tür vadiler oluştururlar. Vadilerin yamaçları oldukça diktir ve vadi dardır.
                                                                                                  Boğaz Vadi 
                                                                  
Türkiye'de, Kızılırmak, Yeşilırmak, Fırat, Sakarya, Seyhan ve Göksu nehirleri ile Zap suyu böyle vadilerden akarlar.
b. Kanyon Vadi: Yamaçlardaki farklı aşınma sonucu, basamaklı bir biçimde oluşan vadi tipidir. Yamaçlar oldukça dik ve derindir. Genellikle kolay aşınabilen kalın kalker tabakaları içerisinde oluşurlar.
                        
                                                 Kanyon Vadi 
                                      

Kanyon vadiler, Türkiye’de pek yaygın değildir. Akdeniz Bölgesi’ndeki Göksu vadisinde kanyonlar görülür.
c. Çentik (Kertik) Vadi: Akarsu yatağında aşındırma derine doğru sürüyorsa “V” şekilli vadiler oluşur. Bu tür vadilere çentik vadi adı verilir.
               
                                                Çentik Vadi
      
Çentik vadiler ülkemizde en yaygın olan vadi tipleridir. Dağlık alanlarda bu tür vadilere sıkça rastlanır.
d. Yatık yamaçlı vadi: Farklı aşınma sonucunda farklı yükseklikteki yamaçlara sahip olan vadi tipidir. Akarsu yatağının eğiminin azaldığı yerlerde görülür.

e. Tabanlı vadi: Akarsu aşındırmasının ileri safhalarında oluşan vadi şeklidir. Vadi tabanı ova özelliği kazanır. Vadi yamaçları iyice yatıklaşır ve belirginliğini kaybeder.
                                     
                                                                                                Tabanlı Vadi
           
Türkiye’de özellikle Batı Anadolu’da bu tür vadiler yaygındır.
Menderesler
Akarsular, eğimlerinin azaldığı yerlerde kıvrılarak akarlar. Hem aşındırma, hem de biriktirme sonucunda, bu kıvrımlar daha da genişleyerek menderesleri oluştururlar.
Menderesler aşınım şekilleri olmakla birlikte, oluşumunda akarsu biriktirmesi de etkili olmuştur.
                                        
                                                  Menderes      
                         

Mendereslerde yana aşındırma fazla olduğu için sık sık yatak değiştirirler. Ülkemizde, ovaların tabanlarında ve olgun vadilerdeki akarsular menderesler çizerek akarlar.
Menderesler oluşturan bir akarsuyun;
  • Yatak eğimi azalmıştır.
  • Akarsu hızı azalmıştır.
  • Uzunluğu artmıştır.
  • Aşındırma gücü azalmıştır.
  • Biriktirme faaliyetleri yaygındır.
Kırgıbayır (Badlands)
Şiddetli yağmurların oluşturduğu selinti suları, bitki örtüsünün bulunmadığı ve kolay aşınabilen arazileri aşındırır.
Bunun sonucunda, arazi yüzeyi girintili çıkıntılı bir görüntü alır. Bu tür arazilere kırgıbayır adı verilir.

                  
                                                  Kırgıbayır    

                        

Kırgıbayır, özellikle sağanak yağışların görüldüğü, yarıkurak bölgelerde daha sık meydana gelir. Türkiye’de, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaygındır.
Çağlayan ve Çavlanlar (Şelaleler)
Akarsu yataklarında, bazen bazı tabakalar aşınmaya karşı farklı direnç gösterirler. Bunun sonucunda da basamaklar oluşur. İşte, akarsuların bu basamaklardan akan kısımlarına çağlayan adı verilmektedir. Eğer basamaklar yüksekçe ve düşen su miktarı fazla ise, böyle kısımlar da çavlan veya şelale olarak isimlendirilir.
                             
                                            Dev Kazanı   
                            
Ülkemizdeki en tanınmışları, Manavgat Çağlayanı ile Düden, Muradiye ve Gürlevik şelaleleridir.
Çağlayan ve çavlanlarda suların yüksekten düştüğü kısım aşınırsa, derin oyuklar oluşur. Bu oyuklara dev kazanı adı verilir.
Peribacaları
Volkanik arazilerde, selinti sularının, aşınmaya karşı farklı dirençteki tabakaları aşındırması sonucunda oluşan şekillerdir.
                                                                       
                                                                                                  Peribacaları
                                                             
Türkiye’de Nevşehir, Ürgüp, Göreme, Avanos çevresinde yaygındır.
Peneplen (Yontukdüz)
Akarsuların ve akarsularla birlikte diğer dış kuvvetlerin, yeryüzünü aşındırması sonucunda deniz seviyesinde hafif dalgalı düzlükler oluşur. Bunlara peneplen (yontukdüz) adı verilir.

                                   Peneplen(yontukdüz)
                                           
Ülkemiz yeryüzü şekilleri IV. jeolojik zamanın başlarında toptan yükseldiği için, iç kısımlarda peneplen izlerini görmek mümkündür.
 AKARSULARDA BİRİKTİRME
Akarsuların biriktirme yapabilmesi için;
– Eğimin azalması
– Suyun azalması,
– Akarsu hızının azalması,
– Akarsu yükünün artması,
gereklidir. Bu faktörler bir arada olunca, akarsuyun gücü azalır ve biriktirme başlar.
AKARSU BİRİKİM ŞEKİLLERİ
Birikinti Konileri ve Yelpazeleri
Dağ yamaçlarından düzlüğe inen akarsular, taşıdıkları materyalleri eğimin azaldığı yerlerde yarım koni şeklinde biriktirirler. Bunlara birikinti konisi denir.
                                             
                                                                                               BirikintiKonisi      
                   

Akarsuların taşıdıkları maddeler ince ise, geniş bir alana yelpaze gibi yayılırlar. Bunlara da birikinti yelpazesi denir. Ülkemizde dağ eteklerinde, bu tip şekillere sıkça rastlanır.
Dağ Eteği Ovaları
Dağ eteğinde, eğimin azaldığı yerlerde meydana gelen birikinti konileri ve yelpazelerinin zamanla yanlara doğru büyüyerek birleşmeleri sonucu oluşan ovalardır.
                  
                                           Dağ Eteği Ovası
                     
Bursa ovası, Uludağ’ın eteğinde oluşmuş bir dağ eteği ovasıdır.
Dağ İçi Ovaları
Dağ içlerinde, eğimin azaldığı yerlerde, akarsuyun taşıdığı malzemeleri biriktirmesi sonucu oluşan düzlüklerdir. Engebeli ülkelerde daha fazla oluşur.
                                        
                                                 Dağ İçi Ovası 
                                        
Malatya, Muş, Elazığ ovaları bu şekilde oluşmuşlardır.
Taban Seviyesi Ovaları
Akarsuların denize yaklaştıkları yerlerde taşıma gücü azdır. Böyle yerlerde akarsular, taşıdıkları malzemeleri biriktirirler ve ova yüzeyini alüvyal dolgu alanı haline getirirler. Böyle oluşan düzlüklere taban seviyesi ovası veya alüvyal taşkın ovası denir.
                                                    
                                                     Taban Seviyesi Ovası        
                             

Delta Ovaları
Akarsuların taşıdıkları malzemeleri, deniz içerisinde biriktirmesi sonucu, üçgene benzeyen düzlükler meydana gelir. Bunlara delta ovası adı verilir.
Delta ovalarının oluşabilmesi için,
  • Akıntıların olmaması,
  • Akarsu yükünün fazla olması,
  • Gel - git genliğinin az olması,
  • Kıyının sığ olması, gereklidir.
Türkiye’de birçok delta ovası vardır. Başlıcaları Çukurova, Bafra ve Çarşamba ovalarıdır.