KITALAR VE OKYANUSLAR |
Dünyamıza baktığımızda yüzeyinde hem büyük su kütlelerini hem de kara parçalarını görürüz. Bütün dünya yüzeyinin %71 ini denizler, %29 unu karalar oluşturur. Ancak bu oran kuzey ve güney yarımkürede değişir. Çünkü buralarda kara ve denizlerin oranı farklıdır. Kuzey yarımkürede karalar %39, denizler %61 oranında yer tutar. Güney yarımkürede ise karalar %19, denizler %81 yer kaplar. Gördüğünüz gibi karaların kapladığı alan kuzey yarım kürede daha geniştir. Asya, Avrupa, Kuzey Amerika, Afrika'nın büyük bir kısmı kuzey de kalır. Güney Amerika, Afrika'nın güneyi, Okyanusya ve Antartika ise güney de kalır. Bu farklı dağılım bir çok özelliği etkiler. - Öncelikle iklimi etkiler. Kuzey yarımküre daha karasal bir iklime sahiptir. Bu durum kuzey de ortalama sıcaklığın 2 derece kadar fazla olmasını sağlar. - Nüfusun büyük çoğunluğu kuzeydedir. Bu ekonomik gelişimi olumlu yönde etkiler. - Karalar üzerindeki doğal zenginlikler, ormanlar ve yeraltı zenginlikleri kuzey de daha çoktur. - Ulaşım olanakları ve ülkeler arası iletişim kuzey de daha gelişmiştir. KITALARKendine bağlı olan adalarla ,etrafı denizlerle ve okyanuslarla çevrili olan büyük kara parçalarına kıta denir. Dünya yüzeyinde 7 kıta vardır. Bunlar Asya, Avrupa, Afrika, Kuzey Amerika, Güney Amerika, Okyanusya ve Antartika dır.Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarına 'eski dünya karaları'adı verilir. Eski dünya kıtalarının ve diğer kıtaların en büyüğü Asya dır. Hemen yanında bir uzantısı gibi duran Avrupa bulunur. Bu nedenle bu iki kıtaya 'Avrasya' adı verilir.Türkiye bu eski dünya karalarının birbirine en çok yaklaştığı yerde bulunur. Anadolu yarımadası Asya nın Avrupa ya en çok yaklaştığı yerde yer alır. Trakya ise Avrupa topraklarımızı oluşturur. Kıtalar birbirlerinden boğazlar ya da okyanuslarla ayrılmışlardır. Asya kıtası, Kuzey Amerika'ya Bering boğazı ile, Kuzey Amerika-Güney Amerika'ya Panama kanalı ile,Avrupa kıtası Afrika ya Cebelitarık boğazı ile, Afrika kıtası Asya ya Süveyş kanalı ile bağlanır. Asya yı Avrupa dan ayıran sınır ise Ural dağlarının batısı, Kafkasların kuzeyi ve İstanbul-Çanakkale boğazlarının kuzeyinden geçer. OKYANUSLARKıtalar arasındaki büyük çukurlarda kalan geniş ve derin su kütlelerine okyanus denir. Deniz ise karalar arasına veya kenarına sokulmuş kollardır. İç deniz karaların çok fazla içlerine sokulmuş kollardır. Kıtaların kenarında bulunan, okyanuslarla çok daha geniş alanlarda bağlanan denizlere kenar deniz adı verilir.Okyanuslar denizlere göre çok daha geniş ve derindir. Dünya üzerinde üç büyük okyanus vardır. Bunlar Amerika kıtaları ile Asya ve Okyanusya arasında bulunan Büyük okyanus,Amerika kıtaları ile Avrupa ve Afrika arasında bulunan Atlas okyanusu, Asya nın güneyi, Afrika ve Okyanusya arasında ise Hint okyanusu yer alır. Bu okyanuslar güney yarım kürede Antartika çevresinde birleşerek tek bir su kütlesi oluştururlar. |
HİDROGRAFYA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
HİDROGRAFYA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Eylül 2011 Cumartesi
KITALAR VE OKYANUSLAR
2 Mayıs 2011 Pazartesi
YERALTISULARININ TANIMI VE OLUŞUMU
YERALTISULARININ TANIMI VE OLUŞUMU
Yeraltısuları; okyanuslar-denizler, atmosfer ve karalar arasında var olan su dolaşımının bir unsurunu meydana getirirler. Bu su dolaşımında, okyanusları, denizleri, gölleri, akarsuları, bataklıkları, kar örtülerini ve buzulları meydana getiren suların bir kısmı buharlaşarak subuharı şeklinde atmosfere dahil olur. Buna ilave olarak toprak yüzeyinden buharlaşma ile bitkilerin terlemesi (transpirasyon) sonucu oluşan bir miktar subuharıda atmosfere girer. Atmosfere dahil olan bu subuharı, belirli koşullar altında yoğuşarak yağışları meydana getirir. Suların belli bir kısmı, uygun koşullarda yeraltına sızar ve yeraltısularını oluşturur.
Yeraltına sızan suların bir kısmı, yerin nispeten derin kısımlarına sokularak orada bulunan geçirimli kayaçların gözenek, yarık, çatlak gibi boşluklarını tamamen doldurmuş bir şekilde bulunur. Alt kısımlardan geçirimsiz kayaçların teşkil ettiği bir zonla sınırlanan bu su tabakası, dar anlamda yeraltı suyu veya taban suyu olarak adlandırılmaktadır. Yeraltısuyu kütlesini meydana getiren bu suyun üst yüzeyi yeraltısuyu tablası veya kısaca su tablası denir.
Asıl yeraltısuyunun, yani üstten su tablası alttan da geçirimsiz zon ile sınırlanan su kütlesinin yeraldığı zona, buradaki kayaçların bütün boşlukları su ile dolu olduğundan, suya doygun zon ve satürasyon zonu denir.
Yeraltına sızan suların belli bir kısmı ise, su tablası ile yer yüzeyi arasındaki zonda asılı olarak bulunur ve asılı su adını alır. Bu su, yer aldığı zonda mevcut kayaç ve toprak boşluklarını, suya doygun zonda olduğu gibi tamamen doldurmamıştır. Boşluklar kısmen su, kısmende hava ile dolu bulunur. Bu nedenle bu zona havalandırma zonu denir.
Havalandırma zonunda, yer yüzeyinden su tablasına doğru, üç kuşak ayrılabilir. Bunlar; Toprak nemi kuşağı, Ara kuşak ve Kılcal su kuşağıdır.
Toprak nemi kuşağında yeralan suların bir kısmı bitkiler tarafından alınır. Bir kısmı buharlaşma yoluyla atmosfere geri verilir. Bir kısmı ise, altta yer alan ara kuşağa geçerek orada asılı halde bulunur. Bu kuşakta yeralan suyun geri kalan kısmı ise, moleküler çekim kuvveti nedeniyle zemin unsurlarının yüzeyine sıkıca yapışmış olarak bulunur ve bitkiler tarafından dahi alınamaz. Bu suya higroskopşk nem denir. Yağış ve kar erimeleri sonucunda yeraltına su sızmadıkça bu kuşaktaki su hareketi son derece azdır.
Kılcal su kuşağındaki su kapilar gerilim ile yeraltısuyundan sağlanır. Bu kuşaktaki su kapilariteye bağlı olarak yukarıya doğru yükselir.
YERALTISULARININ KAYNAĞI
Yeraltısularının esas kaynağını meteorik sular (vadoz sular) meydana getirir. Karalar yüzeyine düşe bu metorik sular, daha sonra, gerek doğrudan doğruya gerekse yeryüzeyinde var olan akarsu, göl, baraj gibi su kütlelerinin tabanlarından olmak üzere dolaylı bir şekilde, zeminde mevcut boşluklardan yeraltına geçerek yeraltısularını beslerler.
SIZMA (İNFİLTRASYON)
Suyun yeryüzünden yeraltına geçmesine sızma (infiltrasyon) denir. Yağış sırasında ve birim zamanda zemine sızabilecek maksimum yağmur suyu miktarı sızma kapasitesini teşkil eder ve suyun bir saatteki yüksekliği veya hacmi olarak ifade edilir. Havalanma zonundaki bir zeminin içinde, yerçekiminin etkisiyle su tablasına inmeden depolanabilecek maksimum su miktarına ise zemin kapasitesi denir.
Herhangibir sahadaki sızma kapasitesi değeri; o sahaya düşen yağmur miktarından; akış, buharlaşma, terleme, bitki örtüsü, tarafından tutulma, göllenme ve kullanma gibi çeşitli yollarla olan toplam su kaybını çıkarmak suretiyle bulunulabileceği gibi, labaratuarda meydana getirilen ve infiltrometre veya lizimetre adı verilen modeller üzerinde saptanabilir.
Sızma kapasitesi, boşlukların daha çok olması yağış başlangıcında fazladır. Fakat o boşlukların bir kısmının, gerek sızan sular veya yukarıdan taşınan küçük unsurlarla dodurmaları ve gerekse, toprağın bünyesinde yer alan killerin suyla temas sonucu şişmeleri sonucunda tıkanmalarıyla, hızla azalır. Ortalama olarak birkaç saat sonra, sızma kapasitesi, sabit bir değer kazanır.
Zemin kapasitesi ise, esas olarak zemin tekstürüne bağlıdır. Kumlu topraklarda zemin kapasitesinin değeri az, killi topraklarda ise fazladır. Ayrıca kumlu topraklar zemin kapasitelerine çok çabuk erişirler. Çünkü bu tip topraklarda suyun sızması kolaydır ve nispeten az miktarda suya gereksinim vardır.
Yerüstüsularının yeraltına sızması ve sızma kapasitesi üzerinde çeşitli etmenler rol oynar. Sızma herşeyden önce yerçekimi ve kapilarite kuvvetlerinin etkilerine bağlıdır. Özellikle yerçekimi kuvveti önemli rol oynar. Kapilarite kuvveti ise, yüzey sularının sınırlı bir miktarının kılcal boşluklarla belirli bir derinliğe kadar sokulmasını sağlar.
Sızmanın meydana gelebilmesi ve miktarı üzerinde, ayrıca, zemini meydana getiren kayaç ve toprakların gözenek, yarık, çatlak gibi suyun geçmesine olanak sağlayacak nitelikte bir takım boşluklar içermesi ve dolayısıyla geçirimli olması gerekir. Herhangibir kayaçta yer alan tüm bolukların hacminin, kayacın toplam hacmine oranına gözeneklilik (porozite) denir.
Gözeneklilik, farklı kayaç ve topraklarda farklı değerler gösterir. İyi elenmiş yani, unsurları hemen hemen aynı boyutta olan, çimentosuz çakıl, kum ve silt depoları yüksek gözenekliliğe sahiptirler. Depoyu meydana getiren unsurlar iyi elenmişse, iri unsurlar arasındaki boşluklar küçük unsurlarla doldurulmuşsa gözeneklilik azalır.
Kuruma çatlakları, ölü bitki köklerinin yerlerine karşılık gelen boşluklar veya hayvanlar tarafından açılan oluklartoprakların gözenekliliğini arttırır. Toprağın yağmur damlalarının darbe etkisiyle veya hayvanlar tarafından çiğnenerek ezilmesi toprağı sıkıştıracak ve gözeneklilik azalacaktır.
Genel olarak gözeneklilik değeri %5′ten az ise düşük, %5 ile %15 arasında orta, %15′in üzeri yüksek gözenekliliği ifade eder.
Geçirimlilik ise, hem gözenekliliğe hem de boşlukların boyut ve niteliklerine bağlı olarak değişir. Gözeneklilik ne kadar yüksek ve boşluklar ne kadar büyük ve birbirleri ile bağlantılı ise geçirimlilik de o oranda fazladır. Killi topraklarda çok küçük olan boşluklar, suyla temas eden kil zerrelerinin şişmeleri nedeniyle hızla kapanırlar ve sızma üzerinde olumsuz etki yaparlar.
Zeminin geçirimliliği geçirimlilik katsayısı ile ifade edilir. Geçirimlilik katsayısı sızma hızının, hidrolik eğime bölünmesi sonucunda bulunur.
Sızma üzerinde rol oynayan etmenlerden biri yağışların özelliğidir. Yağışların sürekli ve çisenti şeklinde olması sızmayı arttırır. Sağnak yağışlarda ise sızma miktarı azalır. Bu tür yağışlar terüstünde eğim doğrultusunda yüzeysel akışa geçer ve sızma azalır.
Topografya yüzeyinin eğimi dolaylı yoldan sızmayı etkiler. Eğim ne kadar fazla ise yüzeysel akışa geçen su miktarı artar ve bunun sonucunda sızma azalır.
Zeminin yağışlardan önceki nem durumu sızma üzerinde etkilidir. Zemin nem bakımından zengin ise sızma miktarı azalır.
Yeraltındaki suların esas kaynağını meteorik sular oluşturmaktadır. Bu suların bir kısmı deniz ve göllerin diplerinde depolanan tortulların boşluklarında hapsedilmiş halde bulunur. Tortullaşma olayı ile yaşıt olan bu sulara meteorik derin sular denir. Petrol yataklarında yer alan yoğun sular bu türdendir. Yeraltıslarının bir diğer kaynağını, kökenleri yerin iç kısmı olan jüvenil sular oluşturur. Rejenere sular ise tortul kayaçların metamorfizmaya uğramaları sonucunda ortaya çıkan sulardır.
Buharlaşma ve kirlenme gibi sorunların bulunmayışı, çok daha az masraflı doğal depo olması, kıyı bölgelerinde tuzlu su sızmasının önlenmesi ve taşkınların kontrol altına alınması gibi nedenlerle bazı ülkelerde ( ABD, Hollanda, İsveç, İngiltere gibi.. ) yer üstü sularının fazlasının akiferlerde saklanması yoluna gidilmekte ve çeşitli yollarla bu sular yeraltına sevedilmektedir. Böylece yeraltısuları yapay yollarla beslenmektedir.
Kaynakların Tanımı ve Oluşumu
Kaynakların Tanımı ve Oluşumu
Yeraltısularının, doğal olarak, yer yüzüne çıktıkları alanlara kaynak denir. Yeraltısularının doğal yollardan yeryüzüne çıkmalrı, su tablasının topografya yüzeyi tarafından kesilmesi yoluyla olabileceği gibi artezyen kaynaklarında olduğu şekilde, tutuklu yeraltısularının kendilerine ulaşan kırık veya fay düzlemleri boyunca yükselmeleribir yolu ilede olabilir.
Kaynak Tipleri
1- Akifer Tiplerine Göre Kaynaklar
a) Serbest Akifer Kaynakları:
Bu kaynaklar suları serbest akiferlerden gelerek yeryüzüne çıkan, diğer bir ifade ile, suları serbest yeraltısularından oluşmuş kaynaklardır. Serbest akiferler asıl yeraltısuyunu taşıyan akiferlerdir. Bu su, akifer tipi açısından serbest yeraltısuyu ismini alır ve yüzeyini su tablası meydana getirir. Bu su tablasının topografya yüzeyi ile kesişmesi ve dolayısıyla suların yeryüzüne çıkması sonucunda serbest akifer kaynakları oluşur. Bu gibi yerler genellikle dağ, sırt ve tepelerin yamaçlarına denk gelir. Bu kaynaklara yamaç kaynakları da denir.
b) Tünemiş Akifer Kaynakları:
Bunlar, suları tünemiş akiferlerden gelen veya tünemiş yeraltısuyundan oluşan kaynaklardır. Tünemiş yeraltısuyu tablasının topografya yüzeyi tarafından kesilmesi sonucunda tünemiş akifer kaynakları veya tünemiş yeraltısuyu kaynakları oluşur.
c) Artezyen Kaynakları:
Suları tutuklu akiferlerden gelen kaynaklardır. Geçirimsiz tabakalar arasında bulunan bu tip yeraltısuları, basınç altında olduklarından, tektonik olaylar sonucu meydana gelen kırık hatları boyunca yüzeye yönelirler. Suların yeryüzüne çıkacakları noktanın seviyesi tutuklu yeraltısuyu tablasından daha aşağı ise suyun çıkışı fışkırma ile olur. Bu tipkaynaklara artezyen kaynağı denir.
Karstik Kaynaklar
Karstik sahalarda, kalkerlerin çatlak, yarık, düden (ponor, subatan, suyutan), obruk (aven, jama) gibi boşluklarından yeraltına sızan suların, gerek derin kısımlarda yer alan ve kalkerlerin erimesine bağlı olarak meydana gelen nispeten geniş su yollarında, gerekse, herhangi bir geçirimsiz zon üzerinde toplanmaları ve sonra yeryüzüne çıkmalarıyla meydana gelen kaynaklardır. Genellikle yüksek akımlı olan karstik kaynakların bu yolla oluşanlarına eksürjans denir. Karstik sahalardaki yüksek akımlı kaynaklardan bir kısmı ise, yerüstünde akan akarsuların düden, obruk gibi doğal boşluklardan yeryüzüne çıkmaları sonucu meydana gelirler. Bu tür kaynaklara resürjans kaynağı adı verilir. Bu tip bol akımlı kaynağı ifade etmek için voklüz kaynağı terimi kullanılmaktadır.
Karstik kaynakların bir kısmının suları yeryüzüne aralıklı olarak çıkar. Bu tür karstik kaynaklara aralı kaynaklar denilmektedir.
Fay Kaynakları
Yeraltısularının kırılma ve faylanmalara bağlı olarak yeryüzüne çıktıkları kaynaklardır. Artezyen kaynaklarında açıklandığı gibi, tutuklu yeraltısuyu, kendisine ulaşan bir kırık veya fay düzlemi varsa, bu düzlem boyunca yol bularak yüzeye çıkabilir.
Akımlarına (debilerine) Kaynaklar
Kaynaklar akımlarına göre değişiklik gösterirler. Akım miktarı çok az olan cılız kaynaklar olduğu gibi debileri çok yüksek olan kaynaklarada rastlanmaktadır.
Kaynağın Adı Yeraldığı Arazi Ortalama Akım (m/gün)
Malade (Idaho) Volkanik arazi 2.761.000
Silver (Filedelfiya) Karstik arazi 1.976.000
Kırkgöz (Antalya) Karstik arazi 1.296.000
Sheep Bridge (Oregon) Volkanik arazi 791.000
Sıcaklıklarına Göre Kaynakalar
Kaynak sularının bir kısmı soğuk, bir kısmı ise ılık veya sıcaktır. Suları ılık veya sıcak olan kaynaklar sıcak kaynak veya termal kaynak olarak adlandırılır. Sıcak kaynakların büyük bir kısmının kökenini meteorik kaynaklar oluşturur. Bu sular yer yüzeyinden yerin derinliklerine sızmışlar ve orada temas ettikleri sıcak kesimler vasıtası ile ısınmışlar ve daha sonra yüzye çıkmışlardır.
Sıcak kaynakların bir kısmında sıcaklık kaynama noktasının çok altındadır. Buna karşılık gayzer adı verilen kaynakların suları kaynama noktasının çevresindedir. Sıcak su kaynaklarının bir kısmında sıcaklık yıl boyunca sabit değer gösteri.
Suyun Çıkış Tarzına Göre Kaynaklar
Gayzerler suları aralıklı ve kuvvetle fışkırarak çıkan sıcak kaynaklardır. Gayzerlerde, yeraltısuyunun içinde toplandığı doğal kuyu, düşey doğrultuda sıralanmış ve birbirlerine dar kanallarla bağlanmış nispeten geniş bölümlerden meydana gelir. Kuyunun çeşitli derinliklerinde yeralan suyun kaynama noktaları birbirinden farklıdır. Basınç arttıkça suyun kaynamsı için daha yüksek bir sıcaklığa ihtiyaç vardır. Bu nedenle derinde yer alan bölümlerin içindeki sular daha büyük bir basınç altında oldukların suları daha geç yüzeye çıkar. Sonuçya en üst bölümdeki su önce kaynar ve buhar basıncı nedeni ile kuyunun ağzına yükselir.
22 Haziran 2010 Salı
SU KAYNAKLARI
Su döngüsü: Dünyamızda yeniden su yaratılmaz. Gördüğünüz yağmur milyonlarca yıldır yağmaktadır. Su döngüsünde yer yüzeyindeki su tekrar ve tekrar kullanılmaktadır
Dünyadaki su kaynaklarını okyanuslar, denizler, göller ve yer altı suları oluşturur. Dünya'daki su hareket eder, biçim değiştirir, bitkiler, hayvanlar ve insanlar tarafından kullanılır, fakat gerçekte asla yok olmaz ve buna su döngüsü (hidroloji döngüsü) denir.
Dünya yüzeyinin %70 i su ile kaplıdır. Büyük çoğunluğu deniz ve okyanuslardadır. Pasifik Okyanusu nerdeyse yer yüzeyinin yarısı kaplar. Geri kalan suyun çok büyük çoğunluğu buzullarda, buz katmanlarında ve yer altındadır. Sadece %3 ü atmosferdedir.
Su havada 3 formda bulunur: 1. Gaz, su buharı; 2. Sıvı, su damlacıkları; 3. Katı, buz kristalleri
Dünyada sular alan ve kütle olarak fazla olmasına karşı insanın kullanabileceği tatlı su miktarı oldukça azdır. Yeryüzündeki su kaynaklarının % 97 denizlerin ve okyanusların tuzlu sularından oluşur. Su kaynaklarının % 3’i kadarı tatlıdır. Tatlı suların %68 den fazlası buzullar ve buzul dağlarında bulunur.%31,4 ü yeraltı sularında % 0,3 ü ise yüzey sularıdır. Yüzey sularının da %87 si göllerde, % 11’i ,% 2’si nehirlerde bulunmaktadır.
Sonuç olarak;
1- Yeryüzünde su kaynakları dengesiz bir şekilde dağılmıştır. Özellikle de tatlı su miktarı oldukça düşüktür.
2- Yeryüzünde en fazla suya sahip kaynak okyanuslardır.
3- Yeryüzünde en fazla tatlı suya sahip alanlar: Kuzey Amerika Özellikle Kanada, Orta ve Güney Amerika, Avrupa’nın kuzeyi ve yer yer batı kesimleri, Asya’nın kuzeyi özellikle Sibirya, Asya’nın güneyi ve güneyindeki ekvatoral yağışa sahip adalar ( Endonezya, Malezya, Filipinler vb.), Avustralya kıtaları tatlı suların en fazla olduğu sahalardır.
Dünyada bazı ülkeler su içerisinde yüzerken, bazı ülkeler ise susuzluktan dert yanıyor. Brezilya 8 trilyon 233 milyar metreküp toplam yenilenebilir su kaynağına sahipken, Gazze Şeridi 41 metreküple su fakiri ülkeler listesinde sonuncu sırada yer alıyor.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün verilerine göre, dünyada en fazla tatlı su kaynağının Brezilya’da olduğu belirlendi. Yağmur ormanlarına ve dünyanın en büyük debisine sahip Brezilya’yı 4 trilyon 507 milyar metreküp toplam yıllık yenilenebilir su kaynağı ile Rusya takip ediyor.
Türkiye ise 180 ülke içinde 214 milyar metreküplük toplam yıllık tatlı su kaynağıyla 41’inci, kişi başına düşen 2 bin 950 metreküp tatlı suyla da 106’ıncı sırada bulunuyor. Türkiye, toplam tatlı su kaynağı açısından Avrupa’da Rusya, Grönland ve Norveç’in ardından dördüncü sırada yer alıyor.
KİŞİ BAŞINA KULLANILABİLİR TATLI SU POTANSİYELİ
Yeryüzünde en az tatlı suya sahip alanlar: Tatlı su kaynağı az olan yerler özellikle dönenceler çevrelerinde yer alan çöl alanlarıdır. Özellikle Kuzey Afrika( Büyük Sahra), Afrika’nın Doğu ve güney kısımları( Kenya, Güney Afrika ( Kalahari Çölü),Zimbabwe,) Asya’da Arabistan çöl bölgesi, Pakistan, Avrupa’da Polonya çevresi kişi başına tatlı miktarının en az olduğun yerlerdir.
Su fakiri diğer ülkeler ise 340 metreküple Umman, 320 metreküple Batı Şeria, 296 metreküple Barbados, 250 metreküple İsrail, 198 metreküple Yemen, 160 metreküple Ürdün, 157 metreküple Bahreyn, 139 metreküple Singapur, 130 metreküple Malta, 106 metreküple Libya, 96 metreküple Suudi Arabistan, 91 metreküple Maldivler, 86 metreküple Katar, 63 metreküple Bahamalar, 49 metreküple Birleşik Arap Emirlikleri, 41 metreküple Gazze Şeridi.
4-Yeryüzündeki tatlı su kaynakları giderek azalmaktadır. Gerek iklim şartlarında meydana gelen değişmeler, gerekse insanoğlunun doğal dengeyi bozması ve çölleşme, ayrıca her geçen gün artan aşırı nüfus ve artan tatlı su ihtiyacı, gerekse de çevre kirlenmesinin her geçen gün hızla artması tatlı suları azalmakta ve ihtiyacında sürekli artması tatlı su kaynaklarının tükenmekte olduğunu göstermektedir.
Konu ile ilgili olarak su döngüsünün bilinmesi dünyadaki tatlı su dağılımında temel tatlı su kaynağımız olarak buz dağları ve buzulların olduğuna dikkat edilmesi gerekir.Sayfa 29 daki kitabınızdaki dünyadaki su dağılım şeklilerine dikkat etmek gerekir .Tatlı su olarak toplam dünyada yüzde üçlük oran sanırım bizim için suyun ne kadar önemli olduğunu ortaya çıkarır.Yine bu yüzde üçlük oran içerisinde ilk sırayı yüzde 68 ile buzullar alır.
Sayfa 29 da verilen dünyada kişi başına düşen su miktarında bazı noktalar çok fazla yağış almaması ve su kaynaklarına sahip olmamasına rağmen kullanılan su miktarı yüksek çıkmıştır burada dikkat edilmesi gereken nokta buradaki nüfus miktarlarının az olmasıdır.Az olduğu için su kaynakları az olmasına rağmen kişi başına kullanılan miktar çok çıkarak sanki o bölgede tatlı su kaynaklarının bol olmasına işaret eder bu kısmen yanlış sonuçlar doğurabilir.Örnek olarak Avusturalya kıtası iç kesimleri çöl özellik göstermesine rağmen kişi başına düşen tatlı su miktarının yüksek çıkması kıtada nüfusun az olmasıyla bağlantılıdır.
YER ÜSTÜ SULARI
DENİZLER VE OKYANUSLAR
Denizler ve okyanuslar dünya su potansiyelinde en yüksek orana sahiptirler.Dünyanın büyük bir kısmı okyanus ve denizlerle kaplıdır.Ancak bu sular tuzlu oldukları için insan ihtiyaçlarını tam olarak karşılamaz daha çok çeşitli canlılar için bir yaşam alanıdır ve korunması tüm insanlık için son derece önemlidir.
Konu ile ilgili olrak deniz ve okyanus sularında ekvatordan kutuplara gidildikçe tuzluluk oranının azalması önemli bir bilgidir ve sebebi enlemdir.Sıcaklık azaldıkça denizlerdeki tuzluluk azalır.Buharlaşmanın fazla olduğu denizlerde tuzlulukta artar.En tuzlu deniz Kızıldeniz dir.
23 Mart 2010 Salı
TÜRKİYE AKARSULARININ GENEL ÖZELLİKLERİ
- Akış hızları fazladır.
- Aşındırıcı etkileri fazladır.
- Enerji potansiyelleri yüksektir.
- Ulaşıma elverişli değillerdir.
2. Rejimleri düzensizdir.
3. Akımları düşüktür. Yağışların az, havzalarının dar olmasından dolayı.
4. Boyları kısadır. Türkiye’nin bir yarım ada olması ve dağların kuzeyde ve güneyde kıyıya paralel olmasıdır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
